Dünkü yazımızın devamıdır…

Müsaade ederseniz pehlivanımıza kısaca Doğan Abi demek istiyorum...

Doğan Abinin gençlik yılları hareketli geçmiştir.

Başka türlü bir hayat, o dönemki Malatya'nın tabiatına aykırıdır.

Pehlivan Doğan döneminin en önemli kabadayılarındandır.

Dikkat ederseniz külhanbeyi demiyorum, kabadayı diyorum. Kabadayının kelime anlamı, babayiğit, güçlü, kendine göre namus kuralları olan, namusuna düşkün, iyi dövüşen, korkusuz demektir (TDK).

Genç, atletik, yiğit ve iyi bir güreşçinin fırtınasız bir hayat sürmesi o dönem için pek de mümkün değildir. Tabiidir ki böyle bir hayat Pehlivan Doğan'ın Türkiye çapında bir güreşçi olmasını engelleyen faktörlerden biridir.

Bir diğer faktörde nev-i şahsına münhasır bir kişilik olması ve haksızlıklara tahammül edemeyişidir.

Sporcu kişiliği onun spordan kopmasına müsaade etmez, güreş dışında da faaliyetlerde bulunmak onun için bir görevdir.

Bu amaçla Malatyaspor’da genel kaptan göreviyle Yönetim Kuruluna girer. Gece gündüz futbolcularla iç içedir. Tahmin edersiniz o dönem Malatya tesis yönünden çok zayıftır.

Sporcular, Mıho Osman’ın himmetiyle, kapalı spor salonunun içindeki bir bölmede koğuş sisteminde kalmaktadır. Geceleri sık sık sporcuları kontrole gider, çok nadir evine gitmektedir. Bunun sonucunda 72-73 sezonunda Malatyaspor şampiyonluk ipini göğüslemiştir. Daha sonraki yıllarda sadece çocukları Erhan ve Cengizhan'ın oynadığı amatör maçları maçın oynandığı stadın en ücra köşesinden izleyen Doğan abiyi çok görmüşlüğümüz vardır.

Doğan Abi bahsettiğimiz hareketli yaşantıya rağmen,döneminin parmakla gösterilen lise mezunlarındandır. Matematik, Fizik,Kimya ,Geometri dallarında kendini bu kadar iyi nasıl yetiştirdiğini hala anlamış değilim.

Bu konuyu Doğan Abinin öğretmenlik yönünü anlatmak için açtım; bugün doktor, mühendis, ekonomist olan birçok başarılı öğrenciye matematik, fizik, geometri dersleri vererek onların başarısına katkı sağlamıştır. Bu olayı bizzat yaşayan biri olarak fen lisesi sınavında ilk 500 içinde yer alan büyük oğluma üniversite sınavı için dersler vermiş ve sınavı kazanmasına yardımcı olmuştur.

Bilenler bilir Fen lisesi talebesine matematik dersi vermek her babayiğidin harcı değildir. Şöyle ki ben makine mühendisi olmama rağmen bu konuda yetersiz kaldığımı itiraf ediyorum. Diğer çocuklarımın da üniversiteye girişteki katkılarını unutamam. Bugün bile ilerlemiş yaşına rağmen birçok gençten fazla kitap okuyan, Türkiye meselelerine kafa yoran aydın bir insandır…

Şimdi siz Doğan Abinin bu ders vermeler neticesinde iyi bir ücret aldığını düşünüyorsunuz değil mi? Namümkün!

Doğan Abiye paranın lafını bile edemezsiniz! Hediye alayım derseniz maalesef o da namümkün!

Şimdi diyeceksiniz ki o zaman bu adamın ekonomik durumu çok iyi, o da namümkün!

Doğan Abi emekli maaşıyla geçinmeye çalışan, benim tanıdığım ve tanımaktan gurur duyduğum dünyanın en onurlu ve gururlu dünyanın gönlü en zengin kişisidir...

Değerlerimizi onları kaybettikten sonra yüceltmek, bizim çok kötü bir alışkanlığımızdır. Oysa onları sağlıklarında ansak ve onore etsek daha iyi olmaz mı?

Doğan Abime sağlıklı ve uzun bir ömür diliyorum...

Ondan öğrenecek o kadar çok şeyimiz var ki...