Beynimiz yanmak üzere…
Neden mi?
Dünya kurulduğundan bu yana, şanslı mı, şanssız mı olduğuna bir türlü karar veremediğim hep uçlarda yaşayan ve bu kadar değişim gören bir nesil oldu mu acaba…
Neler yaşadık neler…
Şaka değil bizim nesil yüzlerce yıldır bahçede bulunan ayak yolunun evin içine transfer olduğunu gören, çocukluğunda daha radyonun nasıl çalıştığını çözmeden bir süre sonra sesini duyduklarını karşısında gören bir nesil.
İskitlerin 5000 yıl önce At’ı evcilleştirmesiyle tarımda hayvan gücünden yararlanmaya başlandığında kullandıkları ‘kara saban’ı” kullanan, sonra pulluğa geçiş yapan daha sonrada makineli tarıma geçen çok fonksiyonlu tarım aletlerini kullanan bir nesil.
Yemeklerin bahçedeki ocak üzerinde yapıldığını gören, sonra kuzineyi daha sonra yakması büyük bir ustalık ve zahmet gerektiren gaz ocağını, çok sonraları da analarımızı rahatlatan tüp gazları, elektrikli ocakları, fırınları, adını bile telafuz edemediğim air fryer’leri gören bir nesil.
Bu nesil, idare lambası, gaz lambası, mum, lüks gibi aydınlanma araçlarından ampüle oradan floresan lambaya, oradan da neon lambalara, oradan da hidrojen ampüllerine derken led ampüllere geçiş yapan bir nesil.
Çocukluğunda at arabasına faytona binen, gazete kağıtlarından “teyare” dediği uçaklar yapıp mahallede uçuran, defter kağıtlarından vapurlar yapıp yüzdüren, mahallede arkadaşlarıyla toprakla, çamurla haşır neşir olan, şimdi ise tabletle vakit geçiren, elektrikli araçlar kullanan, şehirler arası yolculukta uçağı tercih eden bir nesil.
Çocukken “kovboyculuk” oynayan, kovboy tabancası olarak da çene kemiği kullanan bir nesildi. Şimdi ise her türlü silahın koleksiyonunu yapabilen bir nesil.
Bu nesil, “Fatma teyze, İstanbuldan oğlun arıyor, telefona gel” diye komşusunu telefona çağıran, postane santralına yıldırım telefon yazdırıp saatlerce bekleyen, şimdi ise tuvalette bile cep telefonundan istediğini arayabilen, üstelik istediğiyle görüntülü konuşabilen bir nesil.
Yanan iki lambadan birini söndüren, ellerini sabunlarken suyu kapatan, kurşun kalemleri tutulamayacak kadar kalıncaya kadar kullanan, pantolonların dizlerine yama yapan, tutumluluğu meziyet olarak gören bir nesil.
Bu nesil, mahallede söğüt dalından yaptıkları sübsübülerle müzik yapan, ileri ki yıllarda mızıkaya geçiş yapan ve en son elektronik müzik yapan aletlere ulaşan bir nesil.
Küçüklüğünde, don lastiği ve kartondan kol saatleri yapıp takan, sünnetinde alınan saatleri fotoğraflarda bile ön plana çıkaran, şimdi ise saat koleksiyonu yapabilen bir nesil.
Bu nesil somun ekmeğin arkasına yapıştırılan ve hangi fırında üretildiği yazan kağıtları koparmak için uğraşan, çoğu zamanda o kağıt parçalarını yemek zorunda kalan bir nesil. Şimdi de ekmek zararlı dedikleri için ekmekle arasına mesafe koyan bir nesil.
Bu neslin bisiklet sahibi olma şansı olmadığı için bisikletçi Enver Ustadan saati yirmi beş kuruşa bisiklet kiralayıp sevdiği kızın evinin önünden, onu bir an olsun görürüm umuduyla geçen bir nesil.
Bu nesil mors alfabesiyle acil mesaj gönderirken, şimdi ise cep telefonuyla mesajını gönderebilen bir nesil.
Bayramlarda Deve Cengiz’in kartpostal tezgahından seçtiği karta gönlünden geçen duyguları yazan, şimdi ise cep telefonundan SMS şirketlerinin ruhsuz bayram mesajlarını gönderen bir nesil.
Sunucu Orhan Boran’ı, güreş spikeri Eşref Şefik’i, boks maçlarını anlatan Orhan Ayhan’ı, futbol maçlarını anlatırken sanki seyrediyormuşcasına zevk duyduğumuz Halit Kıvanç’ı canlı dinlemiş şanslı nesiliz.
İlk okulda kara tahtaya yazan, ısınmak için bidondan bozma sobaları kullanan, daha sonra, yeşil, beyaz, ve manyetik yazı tahtalarına kavuşan şimdi ise kaloriferle tanışan ve bilgisayarda yazan, bilgiye ulaşmak için cilt cilt Meydan Larousse’ları karıştıran, şimdi ise bir tuşla bilgiye ulaşabilen bir nesil.
Tüm gıda ürünlerini kendi bahçesinde organik bir biçimde üretirken bugün bütün gıda ürünlerini marketten almaya başlayan, gıdanın en doğalını da en sahtesini de yiyen, Bohcadan, fileye, fileden market poşetine terfi eden bir nesiliz(!)
Ne dersiniz, bu kadar hızlı bir değişime şahit olan başka bir nesil var mıdır?