Depremden sonra şehirler sadece binalarını mı kaybeder?

Tabi ki değil…

6 Şubat’ta sadece binalar yıkılmadı.

Bir kent, bir hafıza ve bir yaşam biçimi yıkıldı.

Asıl kayıp, sokaklarda yankılanan seslerin susmasıyla başladı. Bir zamanlar kahkahaların yükseldiği meydanlar yok artık. Tanıdık yollar yabancılaştı, mihenk taşı binaların yerini modern binalar aldı. Kendimizi doğduğumuz, büyüdüğümüz şehirde misafir gibi hissetmeye başladık. İşte o an, insan ruhu insanı nasıl sessizce terk ederse, şehrin ruhu da sessizce terketti.

Artık sıra biz Malatyalılara geliyor.

Bu yeni binalara eski Malatya ruhunu üflemek bizim işimiz olmalı.

Yeni yapılan Malatya Çarşısı’ın bir bölümünde gastronomi adalarının kurulduğunu duydum.

Bu noktalarda artık, eskiden alıştığımız salaş mekanlara yer olmayacaktır. Yeni modern ve lüks lokantalar açılacaktır.

Bunun bilincindeyim.

Ayrıca olması gereken de budur ve çok güzel bir adımdır.

Ancak Malatya’nın gerçek ruhu yalnızca yenide değil, eskiden taşınan hafızada saklıdır.

Yeni Malatya çarşısını sadece dükkanlardan oluşan bir ticaret alanı olarak düşünmek doğru değildir.

Çarşı, şehrin yeniden ayağa kalkma iradesinin taşlara, caddelere ve insan seslerine dönüşmüş hâlidir.

Bir çarşıyı çarşı yapan şey yalnızca dükkanları, yeşil alanları, vitrinleri ya da tabelaları değildir.

Bir çarşıyı çarşı yapan…

Sabah erkenden çay ocaklarından yükselen çay buharı, kebap kokusu, esnafın selamı ve yıllardır aynı lezzeti taşıyan hafızalara kazınmış lokantaların hatırasıdır.

Yani o çarşının ruhudur.

Çünkü eski yıllarda lokantalar sadece yemek satmazdı, dedeyle torunu aynı masada buluşturur, yolcuyu doyurur, dertliyi dinler, şehrin belleğini taşırdı.

İşte bu yüzden, hepimizin hafızasına kazınmış olan Çakı gibi Güngör gibi Hacı Baba gibi, Tavacı Seydo gibi, İftar Lokantası gibi, Asmaaltı lahmacun salonu gibi lokantaların bu çarşıda olması gerekir.

O eski esnaf lokantaları, yılların tecrübesi ve terbiyesiyle pişen yemekleri, duvarlarına sinmiş muhabbeti ve samimiyetiyle mutlaka geri dönmelidir.

Kağıt Kebabının, patlıcan tavanın ve dönerin kokusu, kebabın dumanı, yemeklerinin sıcaklığı, sabah kelle-paça sırasında oluşan sohbetler yeniden bu çarşının sokaklarına karışmalıdır.

Çünkü şehirler yalnız yeni binalarla kurulmaz

Eğer yeni yapılan Malatya Çarşısı gerçekten “bizim çarşımız” olacaksa, geçmiş hatıralarımızı da yanında taşımalıdır.

Eski lokantalar bu çarşıya geri dönerse sadece yeni lokanta açılmış olmayacak, Malatya’nın yorgun kalbine yeniden bir ışık yakacaktır.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey sadece vefadır.

Sadece modernlik değil, köktür.

Sadece yeni tabelalar değil, tanıdık yüzlerdir.

Yeni Malatya Çarşısı’na eski lokantalar geri gelirse, insanlar yalnız yemek yemeye değil, hatıralarını tazelemeye de gelecektir.

Köklü çarşı dokumuzun korunması ve yeni çarşıda eski atmosferin yeniden yaratılması için bu lokantalara mutlaka yer verilmelidir.

Ve işte o zaman çarşı, gerçekten “bizim” çarşı olacaktır.