İnönü Üniversitesi Öğretim Üyesi ve BİLSAM Başkanı Prof. Dr. İbrahim Gezer, kentin altyapıdan ulaşıma, kentsel dönüşümden bilimden kopukluğa kadar şehrimizin yaşadığı büyük krizi çarpıcı örneklerle özetledi. İşte Malatya’nın geleceğini kurtaracak o tarihi uyarılar ve tespitler:

Dijital linç psikolojisi nedir? Gençleri bekleyen tehlikeye karşı Malatya’da büyük buluşma
Dijital linç psikolojisi nedir? Gençleri bekleyen tehlikeye karşı Malatya’da büyük buluşma
İçeriği Görüntüle

1. AFET DİRENÇLİ ŞEHİR Mİ, RETORİK Mİ?

“İnşaat yapmak yetmez, şehrimizin geleceğini de inşa etmemiz gerekir. 6 Şubat depremlerinin ardından Malatya’da birçok bölgede rezerv alanlar ilan edildi ve kalıcı deprem konutları yükselmeye başladı ancak maalesef süreç doğru planlanamadı.”

“Afetlere karşı korunaklı hale getiremediğiniz bir şehri geleceğe taşıyamazsınız.” Şehriniz afetlere karşı korunaklı değilse, bunun dışında söylediğiniz her şey retorikten, laftan, sözden, tribünlere oynamaktan ibaret kalır. Deprem oluncaya kadar bu şehirde Kentsel Dönüşüm Daire Başkanlığı yoktu, Afet Yönetim Birimi yoktu. Bunların yokluğu bir gelecek perspektifinizin olmadığı anlamına gelir. Bunların olmadığı bir şehri nasıl afetlere ve geleceğe hazırlayacaksınız.

Deprem dirençli yerine afet dirençli ifadesini tercih ediyorum, çünkü afet sadece depremden ibaret değildir. Deprem olmaz, yangın olur, yangın olmaz sel olur, sel olmaz pandemi olur ve daha bir sürü şey olabilir. İşte bir şehri inşa ederken bütün bunları dikkate almak ve afet dirençli bir şehir inşa etmek gerekir. Bu da bilimle, ortak akılla, dayanışmayla ve irade ortaya koymakla olur.

Tabii bütün bunlar için bir şehir tasavvuruna sahip olmak gerekir. Çünkü şehir, bir fikrin nazım planıdır, zihninizde şehirle ilgili bir tasavvur, bir vizyon, bir gelecek perspektifi, bir yol haritası yoksa yaptığınız şeyler günü kurtarmaktan öteye geçemez."

2. "TOKİ, YEREL İRADEDEN BAĞIMSIZ ÇALIŞIYOR!"

Öncelikle hem TOKİ ve Emlak Konut’a ve hem de bu çalışmaların yerel ayağını yürüten kent yönetimine şehrimize yaptıkları katkılar adına teşekkür ederiz. Fakat burada bir sorun var. Bu kuruluşlarımız yerelde kent iradesini ve yerel yönetimleri devre dışı bırakan bir yaklaşımla çalışıyorlar. Onlar önden gidiyor, yerel yönetimler arkadan koşuyor, oysa bunun tam tersi olması gerekir. Bu kurumlar yerel yönetim tarafından yapılan planlama ve ruhsatlama işlemleri olmaksızın işe başlıyorlar ve bu durum uzun vadede ciddi sorunlara yol açıyor. Siz gazetecisiniz, gidin araştırın. İddia ediyorum. TOKİ deprem sonrası toplu konut yaptığı yerlerin tamamını belediyeden bağımsız, ruhsat işlemlerini falan beklemeden, bakanlıktan aldığı planlar üzerinden belirledi ve konut yapmaya başladı. Hatta sonradan yetkililer okul için cami için yer aramak zorunda kaldılar. Yeni yapılan bazı konut alanlarının altından ya da çok yakınından fay hattı geçtiği iddiaları da cabası. Oysa planlı gidilse bunlar olmazdı.

3- PLANSIZLIĞIN BEDELİ AĞIR OLDU

6 Şubat Depremlerinden sonra bazı şehirlerde aylarca kazma vurulmadı. Aylarca planlama çalışması yapıldı, yüzlerce mimar, mühendis ve uzman bu süreçte görev aldı. TOKİ dahil herkes bu sürece uyum sağladı. İşte kent iradesi budur. Ama bizde bu yapılamadı maalesef. Depremden hemen sonra, planlamaya vakit ayırmaksızın, sağa sola inşaat yapılmaya başlandı ve böylece üç yüz beş yüz yılda bir ortaya çıkabilecek bir fırsat hoyratça kaybedildi. Ne kadar farkındayız bilemiyorum ama bu yaklaşımın bedeli şehrimize çok ağır oldu.

Bu şehrin bir ortak akıl iradesi, bir yönetişim geleneği olsaydı kimse bunu yapamazdı ama yaptılar. Bu geleneğin olduğu illerde bunu yapamazsınız ama Malatya’da yaparsınız. Çünkü şehrimizde böyle bir gelenek oluşturamadık bir türlü.

Bu fırsat kaçtı artık konuşmaya bile gerek yok ama üzülerek belirtmeliyim ki ona benzer başka büyük fırsatlar da kaçıyor.

Mesela bu şehirde, bol bol inşaat yapılıyor. Yapanlar sağ olsunlar var olsunlar. Fakat bu şehir inşa edilmiyor. Lütfen bu, bir eleştiri olarak görülmesin. Bu eleştiri değil, bu bir tespit! Tekrar ediyorum: Şehre inşaat yapılıyor ama şehir inşa edilmiyor. Şehre inşaat yapmak ile şehri inşa etmek farklı şeylerdir. Artık zaman şehri inşa etme zamanı. Lütfen herkes buna kafa yorsun biraz.”

4. "MALATYA ÇANTADA KEKLİK GÖRÜLÜYOR"

Yatırımların kalitesizliğini ve yıllardır bitmeyen projeleri komşu illerle kıyaslayan BİLSAM Başkanı, kent halkının hislerine tercüman oldu:

Kardeş şehir Elâzığ ile kıyaslamak istemezdim ama çok yakın ve somut bir örnek olduğu için söylüyorum. Elâzığ bizden 20 yıl önce üç şeritli çevre yolu yaptı, biz 20 yıl sonra iki şeritli çevre yolunu hala bitiremedik. Daracık şeritler ve tehlikeli virajlar da çabası...

Bir diğer illere yapılan viyadük ve köprülere bakın bir de Beylerderesi viyadüğüne bakın, bir başka şehirlere ikinci üniversite olarak kurulan ihtisas üniversitelerine bakın bir de bizde kurulamayışına bakın. Bir son yıllarda birçok şehirde yapılan şehir merkezi çarşılarına bakın bir de bizdekine bakın, bir diğer illerde son yıllarda yapılan statlara bakın, bir de bizde sanki başka yer yokmuş gibi üniversite arazisine sıkıştırılan ve şimdiden trafiği içinden çıkılmaz hale dönüştüren stada bakın…

Sormak gerekmez mi neden Malatya söz konusu olunca her şeyin en ehveni, en ucuzu, en kalitesizi yapılıyor? Sanırım sebebi belli: Çünkü Malatya’yı çantada kekli olarak görüyorlar maalesef.

5-750 BİN NÜFUSA 30 KİLOMETRELİK ŞEHİR!

Malatya’nın batıdan doğuya kontrolsüz bir şekilde uzadığına dikkat çeken Gezer, ileride belediyelerin bu yükü taşıyamayacaklarını iddia etti.

“İkizce ve Gelincik Tepe’ye verilen emek, enerji ve kaynak, çoğu tek katlı yapılardan oluşan Çevre Yolu altının dönüştürülmesine verilseydi hem depremzedelere konut yapılmış olur ve hem de afet dirençli, derli toplu bir şehrimiz olurdu.

Şu anda Malatya’nın doğudan batıya uzunluğu 30 kilometreyi geçti. 6 milyonluk Ankara’nın bir ucundan bir ucuna mesafesi bu kadar değil. Bu ileride hizmet maliyetini de kalitesini de ciddi şekilde etkileyecektir.

Bu kadar az nüfusla bu kadar geniş bir alana yayılan şehirde başta ulaşım ve altyapı hizmetleri olmak üzere ister istemez her şeyin standardı düşer. Mevcudun üçte biri alanına sığacak bir şehri üç katı alana yayarsanız, kaynağı da mevcut nüfusa göre alırsanız, bahsedilen sorunlar kaçınılmaz olur.

6- BESLENEN DEĞİL BESLEYEN ŞEHİR OLALIM

Malatya’nın hem Türkiye hem de dünya ortalamasının üzerinde bir potansiyele sahip olduğunu ancak sosyoekonomik hayat standartlarında bu potansiyelin altında kaldığını ifade eden Prof. Dr. İbrahim Gezer, acı bir ekonomik tabloyu gözler önüne serdi:

  • Giderimiz Gelirimizin Üç Katı: "Malatya’nın gelirinin giderini karşılama oranı maalesef yüzde 30 civarında. Yani kentin gideri, ürettiği gelirin tam üç katı! Bu durum, Malatya’yı İstanbul, Kocaeli, Bursa, İzmir, Ankara ve Konya gibi üretici illerin beslediği anlamına geliyor."
  • Potansiyelimizi Harekete Geçirmeliyiz: "Oysa sahip olduğumuz imkanlar dikkate alındığında Malatya’nın beslenen değil, diğer illeri besleyen bir şehir olması gerekir. Malatya’ya yakışan, hak ettiği konum budur. İşte kent yönetiminin, belediyelerin ve siyasilerin öncelikle gündeme alması gereken asıl mesele budur."

"Malatya, beslenen değil besleyen bir şehir olmalı." Prof. Dr. İbrahim Gezer'in yerel yönetime ve TOKİ'ye yönelik bu tarihi manifesto niteliğindeki açıklamalarına katılıyor musunuz? Malatya'nın en büyük eksiği sizce de bir "kent iradesi" olmaması mı? Yorumlarınızı bekliyoruz!

Muhabir: Nisa TAŞTAN