Bir toplumun siyaseti, o toplumun aynasıdır.
Aynaya baktığımızda sadece siyasetçileri değil; öfkemizi, sabırsızlığımızı, kutuplaşmamızı, suskunluğumuzu ve bazen de adalete olan inancımızı görürüz. Son yıllarda siyasetin dili giderek seviyesizleşti. Projeler yerine kasetler, hizmet yerine hakaretler konuşulmaya, fikir yerine kişisel hayatlar didiklenmeye başladı.
İddialar, montajlar, iftiralar, karalama kampanyaları gırla gidiyor.
Kısacası bir rezalet tablosu hakim…
Peki, biz böyle bir toplum değildik neden böyle olduk? Sorusu gelmiyor mu aklınıza.
Dilim döndüğünce bu sorunun cevabını vermeye çalışayım.
Biz siyaseti hizmet etme makamı olarak öğrendik. Oysa son yıllarda, siyaseti hizmetten çok savaş gibi görmeye başladık
Siyaseti, farklı fikirlerin yarıştığı bir alan olmaktan çıkarıp düşmanı yok etme arenasına dönüştürdüğünüzde siyasetten ahlakı geri çekersiniz. Rakibi yenmek için her yol mubah görülür. Ahlak ve etik kurallar göz ardı edilerek kişisel çıkara odaklı Makyavelist bir yaklaşım gündeme koyulur. O zaman belge değil dedikodu, proje değil skandal, çözüm değil linç öne çıkarılır.
Siyasette kutuplaşma arttıkça maalesef toplum körleşiyor. Normal şartlarda insan önce bir gerçekliğe inanır ve buna uygun tarafı seçer. Oysa şimdi, önce tarafını seçiyor, sonra gerçeği arıyor.
“Benim tarafım yaparsa sorun değil, karşı taraf yaparsa suçtur” anlayışı yayılıyor. Bu da yanlışları normalleştiriyor. Kendi mahallesinin yanlışına sessiz kalan toplum, sonunda herkesin yanlışına mahkûm oluyor.
Medya ve Sosyal Medya Kirliliği
Bir iddia ortaya atılıyor, saniyeler içinde milyonlara ulaşıyor. Sonra yalan olduğu ortaya çıksa bile etkisi kalıyor. Çünkü atalarımızın sözünde olduğu gibi “iftira koşarak gider, gerçek yürüyerek gelir.” Reyting ve tıklanma hırsı da bu kirli dili besliyor.
Ahlakın Yerini Kazanma Hırsı Aldı
Makam, para, güç ve iktidar tutkusu arttığında vicdan dediğimiz o bizi yanlışlardan alıkoyan o içsel mekanizma küçülür. Ahlaki pusula şaşar. İnsanlar rakibini alt etmek için özel hayatı kullanır, ailesini hedef alır, kişiliğini parçalamaya çalışır.
Oysa siyasetin konusu insanların yatak odası değil, ülkenin geleceğidir.
Şimdi de bütün bu rezaletlerden kurtulmak için Ne Yapmak Lazım? Sorusuna cevap bulalım…
Siyaseti yeniden edebe döndürmek için hakaret eden, iftira atan, seviyesizleşen kim olursa olsun toplumdan tepki görmeli. Kendi görüşümüzde olsa bile yanlış deyip, eleştirebilmeliyiz.
Bir video, ses kaydı, belge ya da iddia gördüğümüzde hemen paylaşmamak gerekir. Delilsiz iddiaya prim vermemek şiar edinilmeli, doğruluğu araştırılmadan yayılan her yalanın, toplumsal bir zehir ürettiğini ve ahlaksızlığa prim verdiği unutulmamalıdır.
Yeni kuşaklara “siyaset kirli iştir” anlayışını değil, “siyaset halka hizmet sanatıdır” anlayışını aşılamak için gençlere temiz siyaset kültürü vermek için konferanslar gerçekleştirilmelidir.
Bağımsız yargı, özgür basın… Kurumlar güçlü olursa kişiler bu kadar belirleyici olmaz. Hesap veren yönetim anlayışı yani “Liyakat ve Şeffaflık” kirli siyasetin panzehiridir.
Son olarak şunu söyleyebilirim. Toplum neyi alkışlarsa siyaset onu çoğaltır. Hakareti alkışlayan toplum, hakaretçi liderler, dürüstlüğü ödüllendiren toplum ise gerçek devlet adamları çıkarır.
Sonuç olarak;
Siyasetin çamura batması sadece siyasetçinin suçu değildir.
Seyircinin alkışı da bunda pay sahibidir. Eğer memleketin dili sertleşmişse, önce evlerimizde, sokaklarımızda ve ekranlarımızda kullanılan dili düzeltmeliyiz. Çünkü temiz toplum olmadan temiz siyaset beklemek hayal olur.
Unutulmamalıdır ki; kasetlerle yükselenler, iftirayla yürüyenler ve nefretle büyüyenler olabilir. Ama hiçbir toplum, rezalet üzerine uzun süre ayakta kalamaz.
Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına…