Depremin üzerinden geçen aylara, önümüze konulan şatafatlı maket projelerine ve "Asrın Dönüşümü" sloganlarına bakılırsa, kâğıt üstünde her şey tıkır tıkır işliyor. Ama gelin bunu sokaktaki insana, konteyner içine sıkışmış esnafa, geleceğini İkizce’nin, Çamurlu’nun tozlu şantiyelerinde arayan Malatyalıya anlatın. Çünkü sahada görünen tek bir gerçek var: Malatya, planlı bir şekilde kimliksizleştiriliyor, hafızası siliniyor ve adeta yaşayan bir laboratuvara dönüştürülüyor.
Bu şehrin en büyük sorunu ne yıkılan binalar ne de dökülen betonlar. Malatya’nın en büyük, en kronik ve artık içinden çıkılmaz hale gelen sorunu; şehri yönettiğini iddia edenlerin vizyonsuzluğu, koordinasyon felaketi ve "ben yaptım oldu" kibridir.
Malatya Kent Merkezi projesi diye önümüze konulan süreç, bir yeniden inşa faaliyeti değil, bir belirsizlik girdabıdır. Bakırcılar Çarşısı’ndan Şire Pazarı’na kadar bu şehrin kalbi olan o tarihi aks, sadece ticaretin döndüğü yer değildi; Malatya’nın kültürel genetiğiydi. Bugün orası rezerv alan, mülkiyet tartışmaları ve hukuki labirentler arasında bir kördüğüme dönüştü.
Esnafı, ne zaman teslim edileceği meçhul, dükkanının nerede olacağı belirsiz bir denkleme mahkûm edip "Sabredin" demek, yerel ekonomiyi kasten baltalamaktır. Geçici konteyner çarşılar, geçici çözümler üretir; kalıcı bir çaresizlik değil! Malatya esnafı sadaka değil, şeffaflık ve muhatap istiyor. Karar vericilerin odalarında harita üzerinde çizdikleri çizgiler, sahada insanların hayatlarını karartıyor.
Gelelim şehrin çeperlerine yığılan TOKİ konutlarına... İkizce ve Çamurlu gibi merkeze kilometrelerce uzak bölgeleri devasa beton yığınlarına dönüştürmek hangi şehircilik aklına sığar? İnsanları sadece başlarını sokacak bir çatı vererek merkezin dışına itmek, şehircilik değil, resmen bir "nüfus sürgünüdür".
Bu insanlar sabah işine, okuluna nasıl gidecek? Mevcut yollar, toplu taşıma hatları bu devasa lojistik yükü nasıl kaldıracak? Altyapıyı peşinden getiremediğiniz konut projeleriyle Malatya’yı gelecekte devasa bir trafik ve ulaşım felaketine sürüklüyorsunuz. Şehrin merkezini canlandırmadan, sosyal dokuyu kurmadan yapılan her konut, Malatya’yı bir "şehir" olmaktan çıkarıp dev bir "yatakhaneye" dönüştürmekten başka işe yaramaz.
Ve en acısı... Bu vizyonsuzluk, bu bitmek bilmeyen belirsizlik şehirden nitelikli insan gücünü kaçırıyor. Doktoru, mühendisi, esnafı, gazetecisi, yetişmiş beyin takımı bu şehirden umudunu kesip gidiyor. Bir şehri sadece binalar oluşturmaz; insanı oluşturur. Siz Malatya’nın entelektüel ve ekonomik sermayesini kaçırırken, yerine koyacağınız binaların içine koyacak insan bulamayacaksınız. Kayısı pazarındaki daralmadan, bankalardaki mevduat hareketlerine kadar her veri, bu yapısal çöküşün alarmını veriyor ama duyması gereken kulaklar hâlâ sağır.
Açık konuşalım: Malatya’da bugün bir yönetim ve iletişim iflası yaşanmaktadır. Meslek odalarını dışlayan, yerel basının sesini kısmaya çalışan, vatandaşı karar alma süreçlerinde bir "figüran" gibi gören bu idari akıl, Malatya’yı ihya etmiyor; imha ediyor.
Bugün Ankara’dan ya da yereldeki konforlu koltuklardan Malatya’ya bakanlar şunu bilsin: Bu halkın sabrı tükeniyor. Malatya, ne deneme tahtasıdır ne de birilerinin kariyer basamağıdır. Eğer bu koordinasyonsuzluk, bu şeffaflıktan uzak "ben bilirimci" tavır devam ederse, depremin yıkamadığı Malatya’yı, bu yönetim vizyonsuzluğu tarihten silecek.
Şimdi sormak gerekiyor: Malatya’yı gerçekten yeniden kurmak mı istiyorsunuz, yoksa burayı kendi bürokratik başarınızın istatistik verisi haline getirmek mi? Karar verin, çünkü Malatya’nın kaybedecek bir günü daha kalmadı!