Kalabalıkların içinde hiç bu kadar yalnız olmamıştık. Birbirimizi hiç bu kadar çok görmemiş, ama hiç bu kadar az tanımamıştık.

Konuşuyoruz ama dinlemiyoruz. Gülüyoruz ama içten değil. Bir aradayız ama aynı dünyada yaşamıyoruz. Çünkü artık hayatın kendisini değil, onun vitrindeki hâlini yaşıyoruz.
Her sabah gözümüzü kendi hayatımıza değil, başkalarının hayatına açıyoruz. Kim ne almış, nereye gitmiş, ne paylaşmış… Farkında olmadan kendi yaşamımızı başkalarının başarılarıyla ölçüyor, kendi mutluluğumuzu onların görüntülerine göre değerlendiriyoruz.
Oysa hayat yarış değildir.
Ne daha çok beğeni alan kazanır ne de en kusursuz görünen. Çünkü hayatın gerçek değeri, dışarıdan nasıl göründüğümüzde değil; geceleri başımızı yastığa koyduğumuzda içimizde taşıdığımız huzurdadır.
Bugün toplumun en büyük sorunlarından biri ekonomik sıkıntılar kadar derin bir başka yoksulluktur: Kendimiz olamamak.
İnsanlar artık düşüncelerini bile özgürce dile getirmekten çekiniyor. Fikirler alkış alacaksa söyleniyor, duygular onay görecekse paylaşılıyor. Herkes görünür olmanın peşinde, ama kimse gerçekten görünmüyor.
Daha acısı, çocuklarımız da bizi izliyor. Onlara “Kendin ol.” diyoruz ama biz sürekli başkalarına benzemeye çalışıyoruz. “Mutlu ol.” diyoruz ama mutluluğu sahip olduklarımızla ölçüyoruz. “Hayallerinin peşinden git.” diyoruz ama kendi hayallerimizi çoktan ertelemiş durumdayız.
Belki de bu yüzden huzursuzuz.
Çünkü insan, başkası olmaya çalışırken en çok kendini kaybeder.
Teknoloji ilerledi, şehirler büyüdü, imkânlar arttı. Ama insanın içindeki boşluk aynı hızla büyüdü. Daha hızlı yaşıyoruz, daha çok tüketiyoruz, daha fazla gösteriyoruz… Buna rağmen daha az hissediyor, daha az paylaşıyor ve daha az mutlu oluyoruz.
Belki de artık yeni bir başarı tanımına ihtiyacımız var.
Kimseye kendini ispat etmek zorunda hissetmeden yaşayabilmek…
Çocuklarının gözlerinin içine bakarak bir akşam geçirebilmek…
Bir dostun kapısını sadece hâlini sormak için çalabilmek…
Sessiz kalmaktan korkmamak…
Ve aynaya baktığında gördüğü insanı sevebilmek…
İşte gerçek zenginlik budur.
Hayat, başkalarının alkışlarıyla değil; kendi vicdanımızın sessiz onayıyla güzelleşir.

Unutmayalım…

Bir ömrün sonunda geriye, kaç kişinin bizi izlediği değil; ne kadar samimi yaşadığımız kalır.