Malatya yeniden sallandı.
Bu haber birçok insan için sadece kısa bir son dakika gelişmesi olmadı. Çünkü bundan üç yıl önce aynı şehir çok büyük bir felaket yaşadı. İnsanlar evlerini kaybetti, ailelerini kaybetti, yıllarca emek vererek kurdukları hayatları birkaç dakika içinde kaybetti. O
gün sadece binalar yıkılmadı; birçok insan ailesini, anılarını ve yıllarca emek vererek kurduğu hayatını da kaybetti

Aradan yıllarda geçse bazı şehirlerde zaman herkes için aynı ilerlemiyor. Dışarıdan bakıldığında hayat normale dönmüş gibi görünüyor olabilir. Yeni binalar yapılıyor, insanlar işe gidiyor, sokaklar yeniden kalabalıklaşıyor… Ama depremi yaşayan insanların içinde o günün ağırlığı hala duruyor. Çünkü bazı korkuların yerini hiç bir şey almıyor.

Bugün yaşanan deprem belki geçmişteki kadar büyük değildi ama insanların içinde bıraktığı his kadar büyüktü. Özellikle depremi yaşamış insanlar için en küçük sarsıntı bile sadece birkaç saniyelik bir olay değil. O an, insanın aklına eski görüntüleri, kayıpları, korkuları yeniden getiriyor. Bir ses, küçük bir sallantı, kısa bir panik… Ve insan bir anda yıllar öncesine dönüyor.

Aslında mesele sadece Malatya da değil.
Bu ülkede birçok şehir benzer bir korkuyla yaşamaya devam ediyor. Deprem olduğunda hep aynı şeyleri konuşuyoruz. Eksik denetimler, dayanıksız yapılar, alınmayan önlemler, unutulan sorumluluklar… Birkaç gün boyunca herkes aynı cümleleri kuruyor, aynı tartışmalar yapılıyor. Sonra gündem değişiyor. Ama o şehirlerde yaşayan insanlar için gündem kolay kolay değişmiyor.

Çünkü depremi yaşayan insanlar için hayat ikiye ayrılıyor; depremden önce ve depremden sonrası diye.
Belki de en yorucu olan şey tam olarak bu.
Bir yandan hayatına devam etmeye çalışmak, bir yandan en küçük sarsıntıda yeniden aynı korkuyu hissetmek… İnsanlar artık sadece evlerinin sağlam olmasını istemiyor; kendilerini gerçekten güvende hissetmek istiyor. Güven duygusu kaybolduğunda, insanın yaşadığı ev bile tam anlamıyla yuva gibi gelmiyor.
İnsanlar artık sadece yeni yapılan binaları görmek istemiyor.
Gerçekten denetlenen yapılar, doğru şehir planlamaları, sağlam altyapılar ve kriz anında ne yapacağını bilen bir düzen görmek istiyor. Çünkü mesele yalnızca beton değil; mesele insan hayatı. İnsanlar sabah evden çıkarken ya da gece çocuklarını uyuturken içlerinde sürekli bir endişe taşımak istemiyor.

Bugün birçok kişi belki yeniden aynı korkuyla dışarı çıktı. Bazıları gece uyuyamadı, bazıları birkaç saniyelik sallantıyla eski acılarını yeniden hatırladı.

Belki de artık en çok ihtiyaç duyulan şey, sadece geçmiş yaraları sarmaya çalışmak değil; aynı acıları tekrar yaşamamak için gerçekten ciddi adımlar atılmalı. Hiç bir şehir, insanların her sarsıntıda aynı korkuyu yeniden yaşadığı bir yere dönüşmemeli. Hiç kimse de yarının ne getireceğini düşünerek, sürekli tedirginlikle yaşamak zorunda bırakılmamalı. Bir şehrin hafızasında bu kadar fazla korku birikmemeli. İnsanlar evlerine dönerken tedirginliği değil, huzuru hissetmeli. Bir sabahın sessizliği bile artık kimseye endişe vermemeli.
Malatya uzun zamandır sadece depremlerle değil, geride bıraktığı korkuyla da mücadele ediyor. Belki yaralar hemen geçmez ama insan yine de bir gün bu şehrin sadece acılarıyla değil, yeniden ayağa kalkışıyla konuşulmasını istiyor.

Geçmiş olsun Malatya’m.