Eskiden insanlar aynı fikirde olmak zorunda değildi ama aynı sofrada oturabiliyordu. Bugün ise aynı masada oturuyoruz, aynı cümleyi kuramıyoruz. Birbirimizi dinlemek yerine cevap vermeye hazırlanıyor, anlamaya çalışmak yerine haklı çıkmanın yollarını arıyoruz.
Sanki tahammül, modern hayatın içinde yavaş yavaş kaybolan bir erdem oldu.
Trafikte birkaç saniyelik bekleyiş öfkeye dönüşüyor. Sosyal medyada farklı bir düşünce, hakareti meşru gören bir cesaret oluşturuyor. Günlük hayatta en küçük aksaklık bile insanların sesini yükseltmesine yetiyor. Oysa sorun yalnızca sabrımızın azalması değil; birbirimizin insan olduğunu unutmaya başlamamız.
Belki de çok yorulduk.
Ekonomik kaygılar, bitmeyen gündem, gelecek endişesi, yetişme telaşı… İnsan omuzlarında bu kadar yük taşırken, en küçük olay bile bardağı taşıran son damla olabiliyor. Fakat yorgun olmak, kırıcı olmayı haklı çıkarmaz. Çünkü her sert cümlenin ulaştığı yerde, bizim bilmediğimiz başka bir hayat vardır.
Kim bilir… Belki markette kasada bekleyen kişi, hastaneden çıkmıştır. Belki gülümsediğini sandığımız biri, bütün gece uyuyamamıştır. Belki de en sakin görünen insan, içinde kimseye anlatamadığı büyük bir mücadele veriyordur.
İnsanları yalnızca bize gösterdikleri yüzleriyle değerlendirmeye başladık. Oysa herkesin görünmeyen bir hikâyesi vardır.
Tahammül; susmak değildir. Her şeye katlanmak da değildir. Tahammül, karşımızdakinin de bizim gibi eksikleri, korkuları ve yükleri olan bir insan olduğunu unutmamaktır. Bazen haklı olmaktan daha değerlidir anlayışlı olmak.
Belki dünyayı büyük sözler değiştirmeyecek. Ama trafikte gösterilen küçük bir sabır, bir tartışmada seçilen yumuşak bir cümle ya da hiç tanımadığımız birine gösterdiğimiz nezaket, yaşadığımız toplumu değiştirecek ilk adım olabilir.
Çünkü toplumlar, büyük projelerle değil; insanların birbirine gösterdiği saygıyla ayakta kalır.