Tarih, kimi milletleri sahneye çıkarır, kimilerini ise arka planda tutar. Ancak bazı milletler vardır ki, tarihin her döneminde sahnede yer almayı başarır. İşte Türkiye, bu milletlerden biridir. Son yıllarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, Türkiye’nin yalnızca bölgesel bir güç değil, küresel bir aktör olma yolunda attığı adımlar, özellikle Batı dünyasında dikkatle izleniyor. Hele ki İngiltere gibi asırlardır dünya siyasetine yön veren bir ülkenin gözünden bakıldığında, Erdoğan’ın stratejileri yalnızca bir liderin kişisel başarısı değil; kökleri tarihe dayanan bir medeniyetin yeniden ayağa kalkışının işareti olarak görülüyor.
TARİHSEL ARKA PLAN: ANADOLU’NUN STRATEJİK MİRASI
Türkiye’nin jeopolitik konumu, tarih boyunca onu dünya sahnesinin vazgeçilmez aktörlerinden biri haline getirmiştir. Üç kıtanın kesişim noktasında yer alan Anadolu, yüzyıllar boyunca büyük güçlerin dikkatini çekmiş, hâkimiyet kurmak isteyenler için vazgeçilmez bir hedef olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra, Türkiye bir süre kabuğuna çekilmiş gibi görünse de, Erdoğan liderliğinde atılan adımlar, bu mirasın yeniden canlandırılması yönünde önemli işaretler veriyor. İngilizler için bu durum pek de yabancı değil. Zira Osmanlı döneminde dahi İngiltere, Anadolu’nun kontrolünün ne anlama geldiğini gayet iyi biliyordu. Bugün Erdoğan’ın attığı adımlar, Londra’daki stratejistleri bir kez daha Türkiye’ye dikkat kesilmeye zorluyor.
TÜRKİYE’NİN YENİ ROTASI: BATI İLE DOĞU ARASINDA BİR DENGE OYUNU
Erdoğan’ın dış politikası, Batı ile Doğu arasında bir denge kurma sanatı üzerine inşa edildi. Batı’nın giderek zayıflayan küresel liderliği ve ABD’nin izlediği bencil politikalar, Türkiye’nin kendine yeni bir alan açmasına imkan sağladı. Özellikle Trump dönemi sonrası ABD’nin müttefikleriyle kurduğu ilişkilerde yaşanan kırılmalar, Türkiye gibi stratejik ortakların önemini daha da artırdı.
İngiltere’den bakıldığında, Erdoğan’ın bu denge politikasını ustalıkla yürüttüğü görülüyor. Bir yandan NATO üyesi olarak Batı’nın güvenlik mimarisinde kritik bir rol üstlenirken, diğer yandan Rusya ile geliştirdiği pragmatik ilişkiler, Türkiye’yi Batı’nın gözünde vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor.
SAVUNMA SANAYİİNDE TÜRKİYE’NİN YÜKSELİŞİ
Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiinde attığı adımlar, sadece askeri değil, diplomatik alanda da Türkiye’nin elini güçlendirdi. Bayraktar İHA’ları, SİHA’lar ve yerli savunma teknolojileri, Türkiye’yi kendi göbeğini kesen bir ülke haline getirdi. Daily Telegraph’ın analizinde vurgulandığı gibi, Türk ordusu artık yalnızca sayısal büyüklüğüyle değil, teknolojik donanımıyla da dikkat çekiyor. İngilizler için bu gelişme, Türkiye’nin artık Batı’nın bir taşeronu değil, kendi stratejisini çizen bağımsız bir güç olduğunun kanıtıdır.
Savunma sanayindeki bu atılım, Türkiye’yi yalnızca askeri anlamda değil, ekonomik anlamda da güçlü kıldı. Savunma sanayi ihracatında kaydedilen artış, Türkiye’nin dünya pazarında da önemli bir oyuncu haline gelmesini sağladı. Bu durum, Türkiye’nin teknolojik bağımsızlığını pekiştirdiği gibi, savunma sanayisindeki dışa bağımlılığını da büyük ölçüde azalttı.
ENERJİ BAĞIMSIZLIĞI: KARADENİZ’DEKİ KEŞİFLER VE ENERJİ POLİTİKALARI
Türkiye’nin enerji bağımsızlığı yolunda attığı adımlar da, küresel sahnede Türkiye’nin elini güçlendiren bir diğer etken oldu. Karadeniz’de keşfedilen doğalgaz rezervleri, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini artırırken, enerji ithalatına bağımlılığını da azaltacak bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Bu durum, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik dengeleri de Türkiye lehine değiştiren bir hamle oldu.
KÜRESEL BİR DİPLOMASİ USTASI OLARAK ERDOĞAN
Erdoğan’ın diplomasi sahnesinde sergilediği performans, pek çok Batılı liderin dahi takdirini kazanmış durumda. Türkiye’nin Suriye, Libya ve Karabağ gibi kriz bölgelerindeki etkin rolü, Erdoğan’ın kriz yönetimi konusunda ne denli usta bir stratejist olduğunu gösteriyor. İngiliz bakış açısıyla bu durum, Türkiye’yi yalnızca bölgesel bir güç olmaktan çıkarıp, küresel denklemin vazgeçilmez bir parçası haline getiriyor.
Erdoğan, Türkiye’nin Orta Doğu, Afrika ve Asya’daki etkisini artırırken, Batı ile de köprüleri tamamen atmadan dengeli bir dış politika yürütüyor. Bu denge oyunu, Türkiye’nin küresel sahnede bir denge unsuru olarak algılanmasını sağladı.
TÜRKİYE’NİN YENİDEN DOĞUŞU: NEYE SAHİBİZ, NEYİN KIYMETİNİ BİLMİYORUZ?
Belki de asıl üzerinde düşünmemiz gereken nokta burası: Türkiye’nin sahip olduğu gücün farkında mıyız? İngiltere gibi asırlardır dünya siyasetinde başrol oynayan bir ülke dahi, Erdoğan’ın Türkiye’yi adım adım yeniden küresel sahneye taşıdığını fark etmiş durumda. Ancak içeride hâlâ bu başarıyı görmezden gelen, hatta eleştiren bir kesim var. Türkiye’nin savunma sanayiindeki atılımları, enerji bağımsızlığı yolunda attığı adımlar, Karadeniz’de keşfedilen doğalgaz rezervleri, yerli otomobil projeleri ve daha nice gelişme, yalnızca Türkiye’nin değil, tüm bölgenin kaderini değiştirme potansiyeline sahip.
TARİH TEKERRÜR EDİYOR, TÜRKİYE YÜKSELİYOR
İngilizler, tarih boyunca büyük güçleri dikkatle gözlemlemiş ve onlarla nasıl başa çıkacaklarını planlamışlardır. Bugün Daily Telegraph gibi gazeteler Türkiye’ye bu kadar yer veriyorsa, bu yalnızca Erdoğan’ın politikalarına değil, Türkiye’nin yükselen gücüne bir işarettir. Dünyanın en büyük şeytanı İngiltere, Türkiye’yi artık yeni bir konumda görüyor. Ve emin olun, bu seviyeye gelen Türkiye’yi öyle veya böyle engellemeye çalışacaklar. Ancak başaramayacaklar. Buna tüm kalbimle inanıyorum.
Türkiye, teknoloji, stratejik konum ve dünyada yükselen trend ile dünyanın merkezi olmaya devam edecek. Türkiye, mazlumların umudu olmaya devam edecek. Ve zalimler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.
Belki de en veciz ifadeyle söylemek gerekirse:
“Tarih, sahneye çıkma sırasının tekrar Türkiye’ye geldiğini fısıldıyor. Dinleyen kulaklar, gören gözler ve bilen zihinler için bu yalnızca bir başlangıç.”
Saygılarımla,