CHP’DEKİ KİRLİ SİYASETİN ARTIK BİR YÖNETİM MODELİNE DÖNÜŞTÜĞÜNÜ GÖRÜYORUZ

Türkiye’de muhalefet adına konuşanların, özellikle CHP çatısı altındaki birçok belediyenin artık neredeyse sistematik hale gelmiş bir yolsuzluk düzeni içerisinde faaliyet gösterdiğini görmekteyiz. Gerek yerel idarelerde, gerek iştirak şirketlerinde, gerekse kooperatifler veya arsa tahsisleri üzerinden dönen skandallar; artık münferit değil, yapısal bir çürümenin işaretidir. İsim, şehir ya da rakam vermek bu saatten sonra fayda etmiyor. Zira mesele artık sadece “kaç kişi dolandırıldı?” ya da “kaç milyon iç edildi?” soruları değil; bu zihniyetin kurumsallaşmış olmasıdır.

CHP’nin kirli siyaset anlayışı, sadece maddi yolsuzlukla sınırlı da değil. Aynı zamanda ahlaki ve siyasi bir yolsuzlukla, karalama, iftira ve algı operasyonlarıyla karşı karşıyayız. Suçluyu masum, masumu suçlu göstermek artık muhalefet için bir refleks hâline geldi. Millî Eğitim Bakanı’na, Turizm Bakanı’na, hatta doğrudan Cumhurbaşkanı’na yönelik asılsız ve delilsiz ithamlar bunun göstergesidir. Ama asıl mesele başka bir yerde düğümleniyor…

AK PARTİ’DEKİ SUSKUNLUK: BİR DURUŞ EROZYONUNUN HABERCİSİ Mİ?

Bütün bu yalanlara, bu ahlaki saldırılara rağmen AK Parti’nin sessiz kalması, hele ki kendi bakanlarını dahi yalnız bırakması, benim gibi yıllardır bu davaya gönül vermiş insanlarda ciddi bir hayal kırıklığı yaratıyor. Şahsen 21 yılı aşkın meslek hayatımda, hiçbir zaman yolsuzluğun, haksızlığın ve kirli siyasetin karşısında susanlardan olmadım. Adalet dedik, mertlik dedik, hakkaniyet dedik. Bugün de aynı yerde duruyorum. Ancak gördüğüm kadarıyla, AK Parti’de artık birçok isim aynı çizgide durmuyor.

Bu bir korkaklık değil belki. Ama bir tür konfor alanına çekilme hâli. Sanki sorumluluk yalnızca Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, parti sözcüsüne veya birkaç güçlü bakana yüklenmiş gibi… Oysa AK Parti, bir “tek adam partisi” olarak değil, bir kadro hareketi olarak kuruldu. Bu kadroların sustuğu yerde artık bir dava ruhundan bahsetmek ne yazık ki mümkün değildir.

BİZ BU YOLA MAKAM İÇİN DEĞİL, MAZLUM İÇİN ÇIKTIK

Ben hiçbir zaman siyaseti bir rant ya da kariyer alanı olarak görmedim. Siyaset, benim için her zaman haklının yanında, haksızın karşısında durma sorumluluğunun adıdır. Bu yüzden, hangi partide olursa olsun, bir yolsuzluk varsa onun karşısında durdum. Bu yüzden, bu milletin iradesini hiçe sayan vesayet odaklarına karşı her zaman dik durdum. Ve yine bu yüzden, bugün AK Parti içinde yaşanan sessizliği de eleştiriyor, yanlış buluyorum.

Bakınız, bu sessizlik sadece ahlaki bir boşluk değil, stratejik bir hatadır da. Çünkü sahada mücadele eden, teşkilatın yükünü omuzlayan insanlar, yukarıdan gelen bu suskunlukla yalnızlaşmakta, umudunu ve heyecanını kaybetmektedir. Dava, sadece sandıkta kazanılan zaferlerle değil, sokakta ve vicdanlarda kazanılan güvenle yaşatılır.

KİR KARŞISINDA SESSİZ KALANLAR, ZAMANI GELİNCE KİRİN PARÇASI OLUR

Bugün karşımızda yalanı, iftirayı, algıyı ve yolsuzluğu kendine düstur edinmiş bir muhalefet var. Ve buna karşı gereken mücadeleyi vermeyen, vermekten çekinen ya da sadece “Cumhurbaşkanımız konuşsun” diyen bir AK Parti teşkilatı var. Bu denge, uzun vadede sadece AK Parti’ye değil, memlekete de zarar verecektir. Çünkü insanlar hakikatle mücadele eden değil, sessizliği tercih eden bir yapı gördükçe güvenlerini yitirirler.

Ben kendi adıma şunu net olarak ifade etmek istiyorum: Biz bu yola susmak için çıkmadık. Hakikati söylemekten geri durursak, o zaman karşı çıktığımız her şeyi biz de içselleştirmiş oluruz. Eğer biz de yolsuzluğu görüp ses etmeyenlerden olursak, hangi yüzle haktan, hukuktan, adaletten söz edebiliriz? Eğer biz de yalanla savaşmayıp rahatımızı bozmuyorsak, ne farkımız kalır karşı taraftan?

YOLUN BAŞINDAKİ SAFİYET, BUGÜNKÜ GAFLETE TERK EDİLMEMELİ

Ben AK Parti’ye gönül vermiş bir hukukçu olarak söylüyorum: Bu parti bir dava partisidir, ama o dava yalnızca Erdoğan’ın omuzlarında taşınamaz. Teşkilat da konuşmalı, vekiller de susmamalı, bürokratlar da mücadeleye omuz vermelidir. “Reis nasılsa bir açıklama yapar” anlayışı; sorumluluğu paylaşmayan, yükten kaçan bir zihniyetin dışavurumudur.

Bugün susanlar, yarın hakikate ihtiyaç duyduklarında yalnız kalabilirler. Çünkü hakikat, sadece ihtiyaç duyunca hatırlanacak bir kavram değildir. Onu her gün, her fırsatta, her baskı karşısında dile getirmediğinizde anlamını yitirir.

AK Parti eğer eski ruhunu, yolun başındaki safiyetini yeniden hatırlamak istiyorsa, önce bu suskunluğu kırmalıdır. Aksi takdirde bu suskunluk, sadece bir stratejik hata değil; ahlaki bir çöküşün de habercisi olacaktır.

Ben sustum demesin kimse; çünkü sustuğu zaman, o günkü yanlışı onayladığını da tarih yazar.

UNUTMAYIN:

“Susmak, her zaman sükûnetin değil, bazen ihanetin de dili olur. Ve hakikat, ancak onu yüksek sesle savunanların omuzlarında ayakta kalır.”

SAYGILARIMLA!