MALATYA’DA SİYASET SAHNESİNİN GERÇEK AKTÖRÜ KİM?

Malatya’nın siyasi sahnesinde geçen hafta öyle bir manzara yaşandı ki, hem siyasi hafızaya hem de kamu vicdanına kazındı. CHP Malatya meydanında kürsü kurdu ama aslında orada konuşan bir CHP’li değil, AK Partili belediye başkanı Sami Er’in sözleriydi. Özgür Özel’in ağzından dökülen cümleler, AK Parti içinden sızan bilgilerdi. Bu tablo, Malatya’da siyasetin geldiği karmaşık hali ve partiler arası sınırların nasıl eridiğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Sami Er’in iddiaları yeni değil, üstelik herkesin bildiği ama susmayı tercih ettiği gerçekler. Mıcır fiyatlarından belediye gayrimenkullerinin satışına, borç rakamlarından şirket zararlarına kadar anlattıkları, Malatya’nın gündeminde aylardır konuşuluyordu. Ancak bunların CHP’nin değil, bizzat bir AK Partilinin dilinden dökülmesi, hem AK Parti’ye hem de Malatya siyasetine bir darbe gibi indi. Malatya halkı şaşkındı ama asıl şaşkınlık AK Parti tabanındaydı; çünkü kendi partilerinin büyükşehir belediye başkanı, muhalefetin eline konuşma metni vermişti.

İÇ MUHALEFETİN DERİN YARASI

AK Parti’nin geleneksel refleksleri güçlüdür; dışarıdan gelen eleştiriler karşısında parti safları hemen sıklaşır, ortak bir söylem üretilir. Fakat içeriden gelen bir eleştiri, hele ki belgeler ve rakamlarla yapılmışsa, bu defans kırılır. Sami Er’in sözleri CHP kürsüsünde yankılandığında aslında AK Parti içindeki kırılmanın da açık bir itirafı oldu.

Bu kırılmanın temelinde yalnızca belediyecilikteki başarısızlıklar değil, AK Parti Malatya teşkilatında yıllardır biriken sorunlar vardı. Yozlaşma, liyakatsizlik, akraba kayırmacılığı ve şeffaflıktan uzak uygulamalar, halkın gözünde partiyi ciddi bir sorgulama konusu haline getirdi. Parti yönetimi bu sorunları kapalı kapılar ardında konuşmak yerine sustu ve öteledi. Bu suskunluk, Sami Er gibi isimlerin kameralar önünde kendi partisini hedef almasına zemin hazırladı.

VELİ AĞBABA’NIN SESSİZLİĞİ: TESADÜF MÜ, TAKTİK Mİ?

CHP’nin Malatyalı etkili ismi Veli Ağbaba’nın bu süreçteki sessizliği ise dikkat çekici bir tabloyu ortaya koyuyor. Normalde memleket meselelerinde oldukça gür bir ses tonuyla konuşan Ağbaba, Sami Er’in ifşaları karşısında suskun kalmayı tercih etti. Malatya’daki yanlışları eleştirmek için eşsiz bir fırsat doğmuşken, bu sessizlik ister istemez “neden?” sorusunu sordurdu.

Bu sessizlik sadece muhalefetin refleks zaafını değil, Malatya’daki siyasi ilişkilerin karmaşıklığını da gösteriyor. Çünkü burada iktidar-muhalefet sınırları; dostluk, çıkar ve dayanışma ilişkileriyle iç içe geçmiş durumda. Malatya siyaseti artık basit bir iktidar-muhalefet meselesi değil, karmaşık ve çok katmanlı bir denkleme dönüşmüş durumda.

KULP TAKMA KÜLTÜRÜ: MALATYA’NIN DERİN SOSYAL MESELESİ

Malatya’da sadece siyaset değil, şehir kültürünün kendisi de bir krizin eşiğinde: Kulp takma kültürü… Doğruyu söyleyenin niyeti sorgulanır, susan ise işbirlikçi ilan edilir. Herkesin her şeyden şüphe ettiği, samimi bir davranışın dahi art niyetli okunduğu bir sosyal iklim hâkim. Bu anlayış sadece siyasetçileri değil, sıradan insanları da boğuyor.

Malatya’nın en büyük kaybı budur: Her başarıya bir bahane, her doğruya bir iftira, her eleştiriye bir komplo… İnsani ilişkilere, kamu hizmetine ve siyasete sirayet eden bu anlayış, Malatya’yı içe kapanık bir dedikodu şehrine çevirmiş durumda. Hakikatin değeri azalmış, yerine şüphe ve fısıltı kültürü yerleşmiş. Artık sadece ne söylendiği değil, kimin söylediği konuşuluyor.

SAMİ ER’İN KAFASI NEDEN KARIŞIKTI?

7 Haziran 2025 tarihinde kaleme aldığım “Sami Er’in kafası çok mu karışık?” başlıklı yazımda da altını çizmiştim: Sami Er’in uzun zamandır siyasi söylemlerinde bir karmaşa, bir belirsizlik ve hatta bir aceleciliğin izleri vardı. Televizyon programlarında söylediği sözler, genellikle hazır düşünülmüş değil, spontane ve çoğu kez geri alınamayacak mahiyetteydi. Hatalar zinciri böyle başladı; önce yanlış ifadeler, sonra yanlış yorumlara yol açan iddialar ve en sonunda kendi partisinin hedefi haline gelen bir söylem…

Sami Er’in duruşundaki bu karışıklık, aslında sadece bir kişinin psikolojisi değil; Malatya’da partiler üstü bir yozlaşmanın yansımasıdır. Kendisine bir yön haritası çizemeyen, yol gösterici danışmanlardan mahrum kalan bir belediye başkanının yalnızlaşması, hatalı beyanlarla hem kendini hem partisini zor duruma düşürmesine yol açtı. 7 Haziran’da yazmıştım: “Sami Er’in dilinin freni yok; önce düşünüp sonra konuşmuyor, konuşuyor ve sonra düşünmeye başlıyor.” İşte bu tarz, onu bugünkü noktaya getirdi. Ben o tarihte yazdığım yazımda kendisini istifa etmesi gerektiğini söylemiştim ve şimdi de tekrar ediyorum.

MALATYA SİYASETİ VE YÖNETİCİLERİNE MANİFESTOMDUR

Malatya’nın siyasi iklimi köklü bir değişime ihtiyaç duyuyor. Bu değişim sadece isim değişikliğiyle değil, zihniyet değişikliğiyle mümkün olabilir. Partizanlık, hamaset ve dedikodu kültürü Malatya’yı bir adım ileriye götürmez; sadece daha derin çıkmazlara sokar.

Sami Er’in söyledikleri doğru da olabilir yanlış da… Ama mesele bu değil; mesele, Malatya’daki tüm siyasi aktörlerin artık sadece oylarının değil, itibarlarının da sınandığı bir dönemde olduklarını anlamalarıdır. Siyasetçiler susarak değil, şeffaflıkla halkın karşısına çıkmalıdır. Malatya’da artık siyasetin dostluk, akrabalık ve kayırmacılık değil; şeffaflık, liyakat ve kamu yararı üzerine kurulması gerekmektedir.

Malatya siyaseti, çıkar ilişkilerinin değil, şeffaflık ve adaletin belirlediği bir düzene dönmedikçe; hangi parti iktidarda olursa olsun, gerçek kazanan yine fısıltı, kaybeden ise Malatya halkı olur.

UNUTMAYIN,

“Malatya’yı kurtaracak olan; dedikodunun değil, şeffaflığın ve cesaretin yolunu açanlardır…”

SAYGILARIMLA!