KİMSE CAMİYE GİDİYOR DİYE CENNETLİK DEĞİLDİR

Camiye gitmek bir lütuf, ama orada kalabilmek büyük bir nimettir. Çünkü insanın gönlü ne kadar Allah’a yönelse de nefsi daima pusudadır. Bugün mescide giden ayak, yarın meyhaneye de gidebilir. Bu söz, insanın düşebileceği halleri küçümsemek değil; tam aksine, insanın ne kadar zaafa açık bir varlık olduğunu hatırlatmaktır. Dindarlık övünülecek bir rütbe değil, korunması gereken bir emanettir. Ayet açık: “Nefsini temize çıkarmaya kalkışma. Allah, kimin sakındığını en iyi bilendir.” (Necm, 32)

İslam, insanı sadece niyetle değil, istikametle ölçer. Bugün alnını secdeye koyan birinin yarın kalbi kibirle şişmişse o secdeyi bir yük haline getirebilir. Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurur: “Kişi bir zaman iyilik işler, neredeyse Cennet ile arasında bir karış kalır; fakat sonunda şakîlerin (bedbahtların) ameliyle amel eder de Cehenneme girer.” (Buhari, Kader 4) Bu hadis, insanın son nefesine kadar imtihanda olduğunu hatırlatır. Dindarlık, sabit bir nokta değil; sürekli korunması gereken bir istikamettir.

HAZRET-İ ABDULKADİR GEYLANİ’NİN DİZLERİNİ TİTRETTİREN SORU

Abdulkadir Geylani Hazretleri’ne bir meczubun yönelttiği üç basit ama derin soru, her kulun kalbinde kıyametler koparacak cinstendir: “Allah beni affetmeye kadir midir? Allah beni senin yerine getirmeye kadir midir? Allah seni benim yerime getirmeye kadir midir?” Bu sorulara verilen “Evet” cevabı sadece bir kelime değil, aynı zamanda insanın aczini, Allah’ın kudretini ve kaderin mutlak hâkimiyetini kabul etmenin ifadesidir. Bu cevapların ağırlığı karşısında Abdulkadir Geylani Hazretleri bile yere yıkılmıştır. Bu da bize gösterir ki, Allah’ın kaderi karşısında kimse kendini güvende sanmamalıdır.

Bu kıssa, yalnızca bir menkıbe değil; aynı zamanda bir hayat dersidir. Bugün ilim, irfan, takva ehli olduğunu sanan bir kimse, yarın aynı kudretin hükmüyle zillettin en dibine çekilebilir. Bu, Allah’ın kulu terbiye etme biçimlerinden biridir. Nitekim Kur’an’da bu sır şöyle ifade edilir: “De ki: Ey mülkün sahibi Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden alırsın; dilediğini aziz eder, dilediğini zelil edersin. Hayır yalnızca Senin elindedir. Şüphesiz Sen her şeye kadirsin.” (Ali İmran, 26) Demek ki hiçbir izzet, kuldan değil; sadece Allah’tandır.

MAL, MAKAM, MEVKİ: GURUR DEĞİL, İMTİHAN KONUSUDUR

İnsan elinde tuttuğu nimetlerle değil, o nimetlere verdiği tepkilerle imtihan olur. Makamı olan, onu nasıl kullandığıyla, zengin olan, malını kime harcadığıyla; dindar görünen kişi ise o dindarlığın tevazusunu taşıyıp taşımadığıyla sınanır. Dindarlıkla kibir aynı kalpte bulunmaz. Kalbi kirleten şey sadece günah değildir; gösteriş ve böbürlenme de kalbi hasta eder. Bu yüzden Allah Resûlü (s.a.v.) buyurur: “Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez.” (Müslim, İman 147)

Bugün hutbe okuyan kişi, yarın kendini tekbirlerle değil, alkışlarla avutabilir. Bugün tesettürlü bir kadın, yarın o örtüyü bir etiket gibi taşıyıp insanları küçümsemeye başlayabilir. Çünkü şeytan sadece açık günahlarda değil; ibadet kisvesine bürünmüş gafletlerde de gizlidir. Ayet bize her nimetin bir vebal olduğunu bildirir: “Sonra o gün size verilen nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.” (Tekâsür Suresi 8. ayet) Öyleyse övünmek yerine, nimet karşısında daha çok korkmalı, daha çok dua etmelidir insan.

GAFLETİN GİYDİRDİĞİ ELMAS CÜBBE: GÖRÜNEN TAKVA, GİZLİ TUZAK

İnsanoğlu çoğu zaman gaflete ibadet içinde düşer. Kimi zaman namazın içinde kaybolmuş değildir, namazla kendini bulmuş gibi görünür ama aslında o namazla kendine bir kimlik, bir üstünlük devşiriyordur. Kimi zaman sakal, tesettür, tesbih birer samimiyet göstergesi değil; başkalarını yargılamaya yetki kartı gibi taşınır. Böyle olunca, dindarlık bir merhamet dili değil; bir üstünlük narasına dönüşür. Ve bu hâl, şeytanın hiç beklenmedik yerde, seccadede bile insana tuzak kurduğunu gösterir. Çünkü şeytan en çok secde edenle uğraşır. Gaflet, ibadetle sarılmış ama içi boşaltılmış bir takva kisvesidir.

Allah’ın Kur’an’da defaatle uyardığı tiplerden biri de “ameline güvenenlerdir.” Onlar, ibadet ettikçe sorumluluktan değil, üstünlükten söz ederler. Nitekim bir ayette şöyle denir: “Kendinizi temize çıkarmayın; kimin Allah’a karşı gelmekten sakındığını en iyi bilen O’dur.” (Necm, 32) O hâlde elindeki tesbihi başkasının günahına sallamak değil, kendi nefsinin arzularına karşı bir direnç hâline getirmek gerekir. Çünkü gerçek dindarlık, dış görünüşle değil, iç murakabe ile inşa edilir. Görünen elmas cübbe, içteki kibirle yan yana gelirse; insan takva sandığı elbiseyle mazallah helâke yürür.

KULUN DEĞİL, KADERİN DÖNGÜSÜDÜR BU

İnsan, yaşadığı hayatta çok kez “ben yaptım”, “ben başardım”, “ben kazandım” der. Oysa onun bu “ben” diye yüceldiği her an, aslında Rabb’inin ona sunduğu bir nimetin gölgesidir. Bugün başı dik gezen, yarın mahkûm olabilir. Bugün halka hitap eden, yarın kendi vicdanına söz geçiremez hâle gelebilir. Çünkü kaderin çarkı dönmeye başladığında, kimse yerinde sabit kalamaz. Allah her şeye kadirdir; hem seni yüceltmeye hem de seni bir an içinde yerle bir etmeye.

Bu yüzden asıl meziyet, geldiği yeri unutmayan, bulunduğu yeri layıkıyla taşıyan ve gideceği yeri bilen kul olmaktır. Kibir, şeytanın düştüğü bataktır. Şeytan da bir zamanlar Rabbinin huzurunda yer alan bir varlıktı. Onu düşüren günah değil; “Ben ondan üstünüm” demesiydi. Öyleyse bizler de kimsenin günahına değil, kendi nefsimizin zaafına odaklanmalıyız. Asıl düşman dışarıda değil, içimizde gizlidir.

Bugün camide, secde hâlinde olan bir kişi, kibirle baktığı bir mazlumun duasıyla yerle yeksan edilebilir. Çünkü Allah, hiçbir kulunu dış görünüşüne göre yargılamaz; kalbine ve niyetine bakar. Dindarlık, elbise değil; gönül meselesidir. Tıpkı Hz. Ömer’in dediği gibi: “İnsanların en hayırlısı, Allah’tan en çok korkandır. Bunu da Allah’tan başkası bilmez.”

Son olarak hatırlatmak gerekir ki, insan bulunduğu hâl üzere ölmez; yaşadığı hâl üzere ölür. Bu yüzden dindarlıkla övünmek değil, o hâli daim kılmak için dua etmek gerekir. Her kim nerede olursa olsun, Allah’ın kudreti altında bir fanidir. Bugün tepede olan, yarın yerin dibinde olabilir. Kulun görevi, nimetle sınandığını unutmamak ve tevazu elbisesini hiçbir zaman çıkarmamaktır.

UNUTULMAMALIDIR Kİ,

“Bugün secdeyle yücelen baş, yarın kibirle yere çakılabilir; çünkü Allah, her şeye kadirdir.”

SAYGILARIMLA!