Türkiye’nin siyasi tarihine baktığımızda, barış ve çözüm süreci gibi önemli adımların her zaman gölgeler tarafından sabote edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Ne zaman Kürt meselesi diye yıllardır dile getirilen sorunun çözümüne yönelik barışçıl bir çözüm arayışı hız kazansa, faili meçhul cinayetler, siyasi suikastlar ve büyük provokasyonlar devreye giriyor. Son birkaç gündür yaşananlar da bu karanlık geleneğin yeni bir halkası mı?

Mardin Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Ahmet Türk’ün torununun silahlı saldırıda öldürülmesi ve eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın kardeşinin evinde ölü bulunması, bireysel olaylar olarak değerlendirilebilir mi? Yoksa Türkiye’de barış ve demokrasi isteyen kesimlere yönelik bir mesaj mı veriliyor? Bu yazıda, Türkiye’de çözüm sürecine yönelik geçmiş sabotajları, bugün yaşananları ve olası tehlikeleri ele alacağız.

ÇÖZÜM SÜRECİNİN KADERİ VE KARANLIK OYUNLAR

Türkiye, 2013-2015 yılları arasında çözüm süreci adı altında büyük bir barış hamlesi başlattı. İlk etapta umut vadeden süreç, 2015 yılında üst üste gelen provokasyonlarla sona erdi. O dönemde de tıpkı bugün olduğu gibi çözüm sürecini destekleyenlere yönelik gözdağı niteliğinde saldırılar yaşandı.

Özellikle 2015’te Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesi, ardından Suruç Katliamı ve Ankara Gar Katliamı, çözüm sürecinin tamamen çökmesine neden olan büyük olaylardı. Aynı dönemde siyasetçilere yönelik tutuklamalar, suikastlar ve faili meçhul cinayetler de hız kazandı. Bugün yaşananlar da yeni bir sabotaj girişiminin işaretleri mi?

Ahmet Türk, geçmişte çözüm sürecinin en önemli aktörlerinden biriydi. Figen Yüksekdağ ise Kürt siyasetinde etkili bir figür olarak çözüm sürecinin içinde yer aldı. Bugün torununun öldürülmesi ve kardeşinin şüpheli ölümü, geçmişteki örneklerle kıyaslandığında, sadece basit adli vakalar olarak görülemez.

ÇÖZÜM SÜRECİNİ KİMLER İSTEMİYOR?

Türkiye’de çözüm süreci girişimleri her zaman güçlü karşıtlarla karşılaştı. Peki, kimler barışı istemiyor?

1. Silah ve Savaş Ekonomisinden Beslenenler

Türkiye’de güvenlik sektörü ve savunma sanayii büyük bir ekonomik güç haline geldi. Çözüm süreci başarılı olursa, silah ticareti ve güvenlik harcamaları azalacak, bazı çıkar gruplarının büyük kazançları riske girecek. Bu nedenle, barışı sabote etmeye çalışan güçlerin başında savaş ekonomisinden beslenenler geliyor.

2. Derin Devlet yapılanmaları ve Güvenlik Bürokrasisi İçindeki Unsurlar

Türkiye siyasi tarihinde derin devlet yapılanmaları hep var oldu. Çatışmaların devam etmesi, güvenlik politikalarının güçlenmesi, olağanüstü hâl uygulamaları gibi faktörler, bu yapıların etkisini artırıyor. Çözüm süreci ilerlerse, bu grupların etkisi azalabilir.

3. Bölgesel ve Küresel Güçler

Ortadoğu’da güçlü ve istikrarlı bir Türkiye, bazı küresel aktörlerin çıkarlarına ters düşebilir. ABD, Rusya, İran ve İsrail gibi ülkeler, Türkiye’nin Kürt meselesini kendi içinde barışçıl yollarla çözmesini istemeyebilir. Çözüm süreci, bölgedeki güç dengelerini değiştirebilir ve bu da dış müdahalelere açık bir zemin yaratır.

4. Kürt Meselesinden Siyasi Rant Sağlayanlar

Türkiye’de Kürt meselesi, bazı siyasi gruplar için oy devşirme aracı oldu. Çatışma ortamı devam ettiği sürece milliyetçi ve kutuplaştırıcı söylemler daha fazla karşılık buluyor. Bu nedenle bazı siyasi çevreler de barış sürecine soğuk bakıyor.

KARANLIK CİNAYETLER BARIŞA MESAJ MI?

Ahmet Türk’ün torununun öldürülmesi ve Figen Yüksekdağ’ın kardeşinin ölümü, çözüm sürecine ve barışa dair umutların yeniden filizlendiği bir dönemde gerçekleşti. Bu olaylar, barış isteyen kesimlere yönelik bir mesaj mı?

Tarih gösteriyor ki, Türkiye ne zaman çözüm süreci için adım atsa, peş peşe provokasyonlar yaşanıyor. 2015’teki Ceylanpınar, Suruç ve Ankara Gar saldırılarının ardından olduğu gibi, bugün de barış isteyen aktörlerin hedef alınması şaşırtıcı olmaz. Malum, Ahmet Türk bu dönemde çözüm sürecini görüşmeler içerisinde yer almakta ve Figen Yüksekdağ cezaevinde bu yeni süreci desteklediğini ifade eden açıklamalar yapmıştır.

Bu saldırılar, çözüm sürecinde rol alabilecek siyasi aktörleri korkutarak masadan çekilmeye zorlamak için mi düzenleniyor? Çözüm sürecinin başarıya ulaşmasını istemeyen güçler, korku ve baskı politikalarıyla süreci sabote mi etmeye çalışıyor?

TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ TEHLİKELER VE BARIŞA GİDEN ZORLU YOL

Türkiye, çözüm süreci konusunda yeni bir yol ayrımına girmiş olabilir. Ancak geçmişte yaşananlar, sürecin önündeki tehlikeleri gözler önüne seriyor. Eğer Türkiye gerçekten barışı sağlamak istiyorsa, bu tür sabotajlara karşı daha hazırlıklı olmalı ve provokasyonlara izin vermemelidir.

Önümüzdeki süreçte, çözüm sürecini destekleyen siyasi figürlere yönelik yeni saldırılar yaşanabilir. Yeni faili meçhul cinayetler, suikastlar ve provokasyonlar, sürecin sabote edilmesi için devreye sokulabilir. Türkiye bu kez barışı başaracaksa, bu tür saldırılara karşı çok daha güçlü durmalıdır.

BARIŞ, KORKUYA TESLİM OLMAZ!

Türkiye’nin geçmişi, çözüm sürecine yönelik sabotajlarla dolu. Ancak tarihin bize öğrettiği en önemli derslerden biri şu:

“Barış isteyenler kazanır, savaş isteyenler kaybeder.”

Bugün yaşanan cinayetler, bir korku atmosferi yaratmak ve çözüm sürecini baltalamak için düzenlenmiş olabilir. Ancak Türkiye, barış yolunda kararlı olursa, bu tür provokasyonları aşabilir. Çözüm sürecini destekleyenler geri adım atmamalı, barış isteyenler seslerini daha da yükseltmelidir. Çünkü bir ülkenin gerçek gücü, savaşta değil, barışta saklıdır.

Unutulmamalıdır ki;

Karanlık eller ne kadar uğraşırsa uğraşsın, barış korkuya teslim olmayacaktır!

Saygılarımla