Sevgili hemşerilerim, ildaşlarım; hayata güzel bakın, Malatya’ya güzel!

Ki, güzel olsun gün de, yarın da, Aytalam da!!

İyi niyetli de, kötü niyetli de olsa, aleyhte kim ne derse desin boşverin, aldırış etmeyin!  

Göreceksiniz, Allah’ın izniyle, Malatya’mız yeniden “Malatya Malatya bulunmaz eşin!” dedirtecek herkese.

Denenmiş, sınanmış mimarlar, mühendisler, yer bilimcileri, müteahhitler işin içinde, başında.

En iyisini, en hızlıca yapıyorlar.

Bakan değil, Yapan Murat Kurum, müteahhitlere, “İşçi sayısını iki katına çıkarın. Gece de çalışın. Hesabınızı çıkarın getirin, ertesi gün paranızı alın!” diyormuş.

Devlet Baba görevini yapıyor, biz de bize düşeni yapalım.

Her şeyden önce iyi kalpli olmalıyız.

Kötü kalplilikle ne siyasette (kurumsal siyasette) ne de ticarette başarılı olunur.

Malatya için çalışana köstek değil destek olmamız lazım.

Onları, çelme takıp düşürerek değil, daha iyi koşarak geçelim.

Başkalarıyla değil kendimizle yarışalım.

Malatya’da eski yıllarda, bilirsiniz Yıldız Mağazası vardı, Hürriyet Mağazası vardı, ABC Mağazası vardı.

Yıldız’la bir hatırm vardı, onu diyeyim: Birkaç gün sonra düğünümüz vardı. Evlenecektim. Vitrininde güzel bir takım vardı, ona karar vermiştim. Akşam üzeri mağazaya girdim. O elbiseyi alacağımı söyledim.

Taksitle satış olduğu camda yazıyordu.

Mağaza sahibi, kara kaşlı, uzun boylu, hep güzel giyimli, takım elbiseli, kıravatlı kişi, Milli Eğitim Müdürlüğünden yazı getirmiş olmam gerektiğini söyledi. Mesai saati de geçmişti.

Dedi ki, “Bir tanıdığın kefil olursa verebilirim.”

Abim gibi sevdiğim, Malatya’da çok tanınan, Ermeni, mimar bir arkadaşım vardı. O’nu söyledim. “O ver desin, mağazayı veririm” dedi.

Telefonunu verdim. Konuştu. Tamam dedi. “Mağazayı isterse, mağazayı ver” demiş…

 Evet, o mağazaların önünden gelip geçtikçe dikkatimi çekerdi; sürekli yenilik yaparlardı vitrinde, kapıda, camda…

Açık ara önde giderlerdi öteki, evet öteki mağazalardan.

Onun için o mağazalar hep öteki kalırlardı.

Hürriyet gazetesi de basında tiraj bakımından açık ara öndeydi.

O da, hep yeni adımlar atardı. Birinci sayfayı değiştirirdi. Gazete adına yeni şekil verir, çekici hale getirirdi. Spor sayfasını en arkaya alırdı…

Şeklen ve içerik olarak yenilik yapar hep tirajı en yüksek gazete olurdu.

Malatya için çalışalım, birbirimize kol, kanat olalım.

Bir tanınmış profesör gelmişti Malatya’ya. Ne için gelmişti, hatırlamıyorum. Bir dizi ziyaret yapmıştı kurumlarla.

Televizyonda dinledim; TSO’da konuşurken, “Ya, Malatya’da hangi kuruma gittiysem orada, hep diğerlerinin aleyhinde konuştular.” diyordu.

Malatya Gazeteciler Cemiyeti, “Malatya basınında ödül almış gazeteciler” konulu bir özel sayı çıkarmıştı.

Ben garip, 1999 yılında, Diyarbakır merkezli Güneydoğu Gazeteciler Cemiyetinin, bölgede yayınlanan yerel gazeteler ve ulusal gazetelerin ekleri kapsamında, her yıl düzenlediği, en iyi gazeteciler ödülü yarışmasında, Makale Dalında birinci olmuştum. Malatya’nın adını, gazetemizin adını (Yorum) duyurdum yerel, ulusal basında.

Bizim Malatya Cemiyeti çıkardığı o özel sayıda benim ödülden söz etmemişti.

Başkana sordum, “Malatya basınının en büyük ödülünü aldım. Niye yazmadınız?” dedim. O, “Ey,  ey, seni de başka zaman yazarız.” dedi.

Bu kadarcık kusur, kadı kızında da olur deyip, sesimi çıkarmamalıydım demek ki!

Yazı yazdığım, arkadaşlarla birlikte çıkardığımız gazeteyi yürüten arkadaş da, “Şımarmayayım diye” zahar, gazetede en az önemli haber kadar yer vererek basmıştı ödül haberini.

Hani bir kaynana, gelinini o kadar çekemez olmuş ki, ona, “Oğlum öle de onsuz kalasın inşallah” diye beddua eder olmuş.

Bu arkadaş, “Reklam verenler, Selahattin Sarıoğlu’nun yazısının altına koy” diye ısrar ediyorlar da demişti daha önce bana.

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!

Evet, kimsenin hakkını yemeyeceğiz.

Yersek eğer, o yediğimiz de bir gün, bir yerimizden bizi yer.

İyi olmak kolay, kötü olmak zor.

Neden zoru, niye şeytanın yoldaşlığını seçelim?

‘Aytalam’ için, vatanımız, milletimiz için yek yürek olalım, kenetlenelim…

Forbes adlı Amerikan İş Dergisinin 2016 yılında açıkladığı “En Zengin 100 Türk” listesinde 6 Malatyalı iş insanı vardı. Listenin 5. sırasında Erman Ilıcak ve Mutafa Küçük, 14. sırasında Ahmet Çalık ve Mehmet Ali Aydınlar, 80. sırasında Rahmetli Vahap Küçük, 96. sırasında Adil Üstündağ vardı.

Bu İş Dergisinin 2025’te yayınladığı listede ise, Malatyalı işinsanları Erman Ilıcak 5. sırada, Mustafa Küçük 16. sırada,  Ahmet Çalık 25 sırada, Mehmet Ali Aydınlar 26. sırada bulunuyor.

Bu, maşallah çok zengin hemşerilerimizi yazmamın sebebi, bu ildaşlarımızın Malatyalarına daha çok yatırım yapmalarını dilemek.

Sağolsunlar, deprem sırasında çok büyük yardımları oldu.

Kendi çevrelerine de rica edebilirler Malatya’ya yatırım yapmaları için.

Depremde en çok yıkım yaşayan Hatay, Malatya, Adıyaman, Kahramanmaraş illerimize yatırım yapacaklara Devlet vergi indirimi vb. teşvikler uygulaması gerekir.

Deprem ilçeleri, 2023’te “Cazibeli ilçeler” kapsamına alınmıştı.

Bunun için, milletvekillerimiz, diğer illerin vekilleriyle birlikte Ankara’dan destek talep etmelidirler.

Bu illerimiz normal iller değildir.

Eksilen kalkınma enerjisi, sermayesi devletin de desteğiyle yerine konmalıdır.

Allah etmesin, kayısımızın başına  bu sene de bir iş gelirse, “Ha o zaman yanduk da!”

Geriye gidiş hızlanır.

Durduğumuz yerde de kimse bize bir şey vermeyeceğine göre; hemşeriler olarak sırt sırta vereceğiz, şehrimiz için çok çalışacağız.

 ALİ GÜREL Fuzuli Caddesi’nin orta yerlerinde, Fırat İlkokulu’nun karşısında, adı ‘Öz Altın Kayısı Parfümeri…’ olan bir güzel mağaza vardı. Bu mağazanın sahibi Ali Gürel adlı kişiydi.

Ali Gürel uzun süre yurtdışında çalıştıktan sonra, Malatya’ya dönüp Fuzuli Caddesinde altı katlı bir apartman yaptırmış, zemin kata da adını verdiğimiz bu mağazayı açmıştı. Burada açık kolonya, tıraş gereçleri, saç boyaları, kremler, makyaj takımları, kartpostal gibi şeyler satılırdı. ‘Açık kolonya’yı da burada açayım: 30-40 yıl önce, insanlar evi, işyeri için güzel, cam bir şişe kolonya alır, bittikçe kolonyacılarda, daha iyisini alabilen eczanelerde pompa sistemiyle doldurturdu.
Ali Gürel’in parfümeri, bijuteri, tuhafiye mağazası öyle herkesin girip alışveriş yapacağı yer değildi, lüks bir mağazaydı.
Akan zaman içinde Ali Gürel yaşlandı, eski coşkusunu yitirdi, mağazasını moda ürünlerle yenileyemedi, gittikçe müşterisi azaldı ve biraz da sinirli yapısı nedeniyle hiç kimsenin uğramadığı, kapısını açmadığı mağaza haline geldi.

Mağazaya sabahtan akşama kadar bir tek müşteri uğramıyor ama Ali Gürel, son kullanma tarihi beş-on kat geçmiş, toz içindeki mallarla dolu dükkanını bir an bile terk etmiyor, sabah geliyor, açıyor, oturuyor, oturuyor, oturuyor, akşam kapatıp üst kattaki evine çıkıyordu. Hem de yaz, kış. Hem de buz gibi havada kalorifer, ısıtıcı olmadan… Sandalyesinden hiç kalkmadan.
Evimizin hemen yanında olduğu, günde birkaç kez önünden geçtiğim için hep görüyordum. Bir kez de dükkana girip birkaç cümle konuşmuştum…
Bir süre, Ali Gürel’i dükkanda, o hep oturduğu yerde, sandalyesinde görmez olunca, komşularına sordum.
“Ali amca, bir-bir buçuk ay önce öldü.” dediler.
Evet, yaban ellerde alın terini akıtarak kazandığı paralarla yaptırdığı apartmanını ve çok sevdiği, salığını hiç koyvermediği dükkanını, çocuklarını ve de hiç konuşmadığı dükkan komşularını bırakarak aramızdan ayrılmıştı.
Nur içinde yatsın!