Saygıdeğer hemşerilerim, bilindiği gibi, Hamido namıyla tanınmış rahmetli Hamit Fendoğlu, 11 Aralık 1977 günü bağımsız olarak seçildiği Malatya Belediye Başkanlığı görevini yapmaktayken, Türkiye Düşmanı güçlerin, Başkanımızın milletvekili arkadaşı Kasım Önadım adıyla postaya verdiği hediye paketini(!), şimdi adı Şehit Hamit Fendoğlu Caddesi olan Kanal Boyundaki evinde gelini, iki torunu yanında açarken, paketin açılıp bombanın patlamasıyla gelini ve iki torunuyla birlikte 17 Nisan 1978 akşamı şehit edilmişlerdir.
Allah rahmet eylesin, yerleri cennet olsun inşallah.
Aşağıda, konuyla ilgili olarak, Malatya Yorum Gazetesinde yazdığım 01 Nisan 2003 günlü yazımı sunuyorum.
MALATYA BAĞDAT HAMİDO
Dilek’teki evimizin kapısından adımımı attım. Malatya Belediyesi’ndeki işime gideceğim.
Fen İşleri Müdürlüğünde İnşaat Teknisyeniyim.
Geri döndüm. Yedi buçuk radyo haberlerinin özetlerini dinleyip de çıkayım dedim.
Haberler başladı. Önce özetler: Dün akşam evine gönderilen bombalı paketin patlaması sonucu Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu ve…
Aman Allah’ım! Olacak şey değil… Bir yaşına daha giriyorum!
Malatya’ya kim gidebilir… Malatya’daki evinden kim çıkabilir…
Oradan, buradan toplanan insanlar şehre getirilir.
İşaretlenen dükkanlar yağma edilir, yakılır yıkılır.
Bizim kentimizi bizim insanımız işgal eder.
Amerika’nın, İsrail’in işgaline ne gerek!
Amerika, İsrail maşa varken elini ateşe vurur mu?
Durum Amerika’nın Irak’a saldırısından daha beter.
Amerika Türkiye’de Irak’takinden daha başarılı.
Üç gün sonra İstifa ettiğimi bildiren dilekçemi PTT ile Belediye’ye gönderiyorum.
Daha, uzun yıllar gidemiyorum.
Özel eşyalarım masamda kalıyor.
Kısacık değil, orta boylu, orta şişman, ak yüreği gözlüklerinden görülen büyük gazeteci, Malatya Gazeteciler Derneği Başkanı Raşit Kısacık’ın Manşetteki yazı dizisini okurken geldi bunlar aklıma.
Yazı dizisi her şeyi anlatıyor.
Yazı dizisi sonunda, okuyucu bir kanıya da ulaşıyor.
Bu katliamı CIA, MOSSAD yapmış.
Malatya’yı kana bulamak için yapmış.
Raşit Kısacık, bunları adeta belgeliyor.
Rüşvetin belgesini bulmak gibi, ajan oyunlarının belgesini bulmak da gerçekten zor.
Ama usta gazeteci kareleri yan yana getirerek fotoğrafı tamamlıyor. Önümüze koyuyor.
Gazeteci kılığındaki CİA ajanı, ağzından kaçırıyor.
Ortadoğu’daki bu tür eylemler MOSSAD’ın işi.
CIA’nın haberi vardır ama eylem MOSSAD’ın işi diyor.
Kuveyt’te yayınlanan bir gazete de, Malatya’daki olayları İsrail’in organize ettiğini yazıyor.
Gazetenin adı, El Ray El Rem Türkiye’yi sarsan, Malatya’yı adeta havaya uçuran Hamido Olaylarını anlatan bu yazı dizisi, geçmişi kaşımıyor, geçmişi bugüne taşıyor.
Yeni kuşaklara, geçmişten öğüt taşıyor.
Umarız uspahası-ders olur.
Uspahası olursa eğer, Amerika’nın önünde, o zaman bir tek topuyla tüfeğiyle, akıllı füzesiyle saldırmak yolu kalır ki, buna girişebileceği hiç sanılmaz.
Siyasetin silahlarla sürdürülmesi değil midir savaş!
12 Eylül öncesi kıyımları, 12 sonrası Ermeni terörü, PKK terörü, faili meçhul Atatürkçü aydın öldürmeleri, laik-antilaik bölünmeler ve bence, sonra da, Ecevit Hükümeti sırasındaki büyük ekonomik kriz art arda sıralandığında, düşüncemiz haklılık kazanabilir.
Atatürk Ortaokulundaki İngilizce ve resim öğretmenim Amerikalı bir bayandı.
Bir gün anne babalarınızın resimlerini yapmamızı isteğinde, herkes başı açık anneler çizince, ”No…Nooo.. olmadı!” başörtü işareti yaptığını anımsarım.
Raşit Kısacık, kendisiyle görüşen, CİA İstasyon Şefi (Bildiğimiz istasyonla karıştırmayalım. Bu istasyon çok önemli.) ünlü Paul Hanze’nin soruları karşısında Bölgeyi kendisinden iyi tanıdığı izlenimini ediniyor.
Otuz yıl önce, Malatya’ya gönderdikleri ajanları, bizim böyük devlet adamlarımıza öğretmen diye yutturur da, sınıfların içine sokarlarsa, masum öğrencilere
Evlerinin içinin, ailelerinin resimlerini yaptırırlarsa elbette ki onlar da Bölgeyi, Bölgenin en iyi gazetecisinden daha iyi tanırlar. Malatya Yorum 1 Nisan 2003

Burada adını andığım Raşit Kısacık abim, Malatya’nın önder gazetecisiydi. Anadolu Ajansı Bölge Müdürlüğü, Malatya Gazeteciler Derneği Başkanlığı yapmıştır. Ayrıca Malatya’da Malatyalılar Derneğinin Kurucu Başkanlığını yapmıştır.
2021’de yitirdik onu.
Mekanı cennet olsun inşallah.

ŞANLI TARİHİMİZ ANAMIZ BABAMIZ
Orta Asya Türk tarihimiz, Anadolu Türk tarihimiz, Osmanlı Türk tarihimiz yani Şanlı Tarihimiz, Tarih kitaplarımızda yazılı olduğu şekilde, milli amaçlarla okullarımızda anlatıldı, işlendi.
Ancak, Osmanlı İmparatorluğu Tarihimizin gerileme, yıkılma, dağılma, yani son dönemleri, Kurtuluş Savaşımız ve yeniden Kuruluş Dönemimiz olan Cumhuriyet Devrimine dayandığı için, doğal olarak “eskiyle çatışan” yeniliklerin, yerine yerleşmesi, içselleşmesi için dünyadaki bütün devrimlerde olduğu gibi, kısmen de olsa yakın geçmişe özlem duyulmayacak şekilde kitaplarda yer almış ve öyle anlatılmış olabilir.
22 milyon kilometre karelik alanı egemenliğine alıp yönetme başarısını göstermiş olan şanlı tarihimiz de ne yazık ki, diğer bütün derslerimizde, matematik, Türkçe, fizik, kimya da… olduğu gibi “ezberci” yöntemle işlendi.
Atatürk Ortaokulu’nda o çok kalın Emin Oktay’ın yazdığı Tarih kitabını okurduk.
Çok sevdiğim Elazığlı Tekin Özhan hocamız dersimize gelirdi.
Sınıfa girer, yoklamayı yapıp, ders defterini yazdıktan sonra, orta sıranın önünde ayakta durur, dersi anlatmaya başlardı.
Kimse konuşamaz, uyuyan falan olursa, sinirlenir, elindeki tebeşiri ona atarak kızar, ne soru sorar, ne soru alır zil çalınca çıkar giderdi.
Ben de Adana İmam Hatipte Tarih Öğretmenliği yaparken, benim stajyerim olan bir tarih öğretmeni arkadaşımın rehber öğretmen olarak uygulama dersine girmiştim.
Arkadaş, Lozan’ı anlatırken, “Lozan’da görüşmeler devam ederken, bazı kişiler akşam, İsmet İnönü’nün kaldığı otele giderek ona rüşvet verdiler…” demişti.
Öğrencileri karşısında mahçup olmaması için bir şey söylemedim.
Sonra öğretmenler odasında gereken uyarılarda, eleştirilerde bulundum.
Lise öğrencisiyken de, Saidi Nursi broşürleri okuyan bazı arkadaşların ellerinde gezen Cevat Rifat Atilhan’ın bir kitabında, “İnönü, İnönü savaşlarına hiç katılmadı. Samanlıkta saklandı.” “İnönüzm bir din mi?” ifadeleri yazıyordu.
İşte bazı arkadaşlarımız böyle kaynaklardan besleniyordu.
Şu tespitimi de belirtmeliyim: Türkiye’mizde, sol kesimimizde, bariz bir tarih karşıtlığı, Türk karşıtlığı vardı.
Osmanlı padişahları, Türklük hep aşağılanır, kafası çalışmaz, akılsız, kaba, geri kafalı insanlar olarak dilde dolaşır.
5816 sayılı Kanunumuzla ilgili şunu da net bir şekilde söyleyeyim; Türkiye Cumhuriyeti’mizin kurucusunu koruyan Kanun gereklidir.
Bu Kanunu kaldırmak, mirasçısı, altsoyu olmayan büyük kahraman Atatürk’ü Türkiye düşmanlarının önüne atmak olur.
İnanıyorum ki, Atatürk olsaydı kendisi hakkında böyle bir Kanunun çıkmasını istemezdi.
Çünkü O Aziz Milletimizin vefakarlığına, asaletine yüzde yüz inanırdı.
Ama bugün, bunu isteyenler, Atatürk’ün tanıdığı Aziz Milletin bağrında çıkmamışlar gibi,
Bu Kanunun rahmetli Adnan Menderes döneminde çıkarıldığını da söyleyeyim.
Bir de şunu belirteyim ki bilmeyenler bilsin: Görevde olan Cumhurbaşkanlarımız da Cumhuriyet savcılarının, bir şikayete gerek olmadan, re’sen açtıkları davayla özel olarak (TCK . m. 299) korunmaktadır.
Ve bitireyim: Yakın tarihimizde bilinmeyen, eksik, yanlış yazılan tarihi olaylar, davranışlar varsa, nesnel, kardeşi düşüncelerle, bizi bölmeyecek, yeni çekişmelere yol açmayacak şekilde, açık, şeffaf, saydam olarak incelenmeli kamuoyuyla paylaşılmalıdır.