“Ankara sadece Başkent değil, …Müzekent de!” demiştim ya önceki yazımda!
Kelime Müzesini yazmaya çalışayım bu yazıda.
Ankara Kalesinin ana giriş kapısının, Rahmi Koç Müzesinin hemen yanında
ve Anadolu Medeniyetleri Müzesinin tam karşısında.
Özellikle gençler arasında çok tanınan Yazar Şermin Yaşar’ın önce hayalini kurduğu, sonra binasını bulduğu, sonra da içeriğini oluşturduğu müze.
Bir buçuk yıl arkadaşlarıyla çalışmış.
Işık, yerleştirme, gösterim nasıl olacak? İncelemek için Türkiye’de gezip görmedikleri müze kalmamış.
Mesela; içindeki üç boyutlu dijital Atatürk heykelini İranlı Sanatçı Hadi Karemi yapmış.
Türkiye’de dalında ilk müzeymiş.
Müze 2022 yılında, 26 Eylül Dil Bayramı gününde ziyarete açılmış.
Açılışta, birkaç gün önce aramızdan ayrılan, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Fatih Camii Haziresine defnedilen Entelektüel Bilgin İlber Ortaylı, konuşma yapmış, “Kelime Müzesinin kurulması çok anlamlı. Türkçeyi bilmek ve alfabesini değerlendirmek için dil, tarih ve kültür üzerinde derin bilgi sahibi olmak gerekiyor.” demiş.
Özellikle çocukların ve gençlerin güzel dilimizin, nefis Türkçemizin köklerini, yapı taşlarını bilmeleri, yanlış bildiklerinin doğrularını öğrenmeleri murad edilmiş.
İnsan zaten doğunca hazır bir dil buluyor önünde.
Kelimelerin, deyimlerin manalarının ne oldukları, diğer kelimeler ve kelime gruplarıyla benzerliklerinin nedenlerini ilgili somut eşyalarla, eserlerle, olaylarla, tasarımlarla yaşanmışlıklarla somutlaştırıp öğrenip içselleştirmeleri amaçlanmış.
Gördüklerimi aynen yazayım buraya:
Bir ‘Basma kalıbı’ konmuş tezgah üstüne, altına şunlar yazılmış:
Bu bir basma kalıbı.
Basma kalıpları, basmalar ve kumaşlar üzerine baskı yapmaya yarayan kalıplardır. Bir tane basma kalıbıyla binlerce kumaşa aynı deseni basabilirsiniz. Buradan hareketle özgün olmayan, değişiklik göstermeyen, aynı şekilde devam eden manasına gelen “basmakalıp” ifadesi kullanılır. (Bu basma kalıbı heykeltıraş, ressam ve şair Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun elinden çıkmıştır.)
Bir çerçeve içindeki, çok sayıda toplu iğne batırılmış açık renk kağıt üzerinde şunlar yazılı:
Üstü kapalı olarak onur kırıcı, üzüntü verici söz söylemeye “iğnelemek” denir.
Gazlı bez dediğimiz bez orada duruyor. Yanında şunlar yazılı:
Düşeriz dizimizi kanatırız, yaralanırız da oraya gazlı bez sararız.
Ama koklarsın, koklarsın gaz kokusu gelmez.
Çünkü gazlı bez gazlı değildir.
Gazze’nin meşhur incecik tülbent bezidir.
Zamanla yerin adı bezin adı olmuştur. Bizdeki şile bezi misali.
Çoban kelimesinin Latincesi ‘Pastor’ ise, çoban yaşantılarını, kır hayatını anlatan şiirlerin adı pastoral şiirdir.
Türkçede içi boş, oyuk ya da oyulabilen nesnelerin çoğunun “k” ile başladığını biliyor muydunuz?
Bir ekranda, şu kelimeler arka arkaya görüntüye geliyor: Kabak, kavun, kof, kasnak, kupa, kazan, koza, kadeh, koz, kova, kavanoz, kaşık, kazak, kovan, karpuz, kutu, kaban, kulak, kalbur, kös, küfe, kundura, kazan, kasket, küp, kuyu, kılıf, kesekkağıdı, kabuk, kepçe, kase, kavuk…
Tezgah üzerinde bir zamanlar evlerde çok oynanan tombala takımı.
Yazı:
Tombala oyununda ilk beşli tamamlandığında “Birinci çinko” denmesinin nedeni İtalyancada 5 rakamının karşılığının “cinque” olmasıdır. Tombala ise yine İtalyanca bir kelime olup “tepetaklak oldu, yıkıldı, oyun bitti” manasındadır.
Roman ve yazı:
İspanyol yazar Cervantes romanı Don Kişot’u yazarken, romanın ana karakterinin Türkçeye “gereği yokken kahramanlık göstermeye kalkışmak” anlamına gelen “Donkişotluk yapmak” deyimini kazandıracağını tahmin edebilir miydi acaba?
Fak aleti, faka düşmüş kuş ve açıklama:
Bu bir fak.
Fak tuzak demektir. Av, fakın üzerine bastığında yakalanır, tuzağa düşer. Geriye “aldatılmak, tuzağa düşmek” manasındaki “faka basmak” deyimi kalır.
Bir cam ve atasözü:
Bu bir sırça.
Sırça cam demek. “Sırça köşkte oturan komşusuna taş atmaz” atasözündeki sırça kelimesi şimdi yerini buldu mu?
Bir kandil (aydınlatıcı) konmuş tezgah üzerine altına şunlar yazılmış:
Bu bir kandil.
Kelimeler gezer ve vardıkları dilin ahengini alır.
Bizim kandil dediğimiz; Urduca, Arapça, Rusça, Ermenice, Macarca, Bulgarca, Arnavutça, Makedoncada da kandildir. Aynı kandil, Sırpçada kandilj, Yunancada Kandili, Latincede candela, İngilizcede candle, Fransızcada chandelle diye çıkar karşımıza.
Kelimeler dünyayı aydınlatır…
Bir tabip matarası ve o deyim:
Şehadet şerbeti içmek.
Osmanlı’da savaş sırasında yaralanan ve kurtulma ümidi olmayan askerlere burada bir örneğini görmüş olduğunuz tabip mataralarından son bir kez zemzem suyu içirilir, buna da “şehadet şerbeti içmek” denirdi.
Seyyar berber takımı ve o deyim:
Tası tarağı toplamak
Eskiden sokaklarda müşterilerini, tıraş eden seyyar berberler, belediye çavuşlarının baskınına uğradıklarında ruhsatsız çalıştıkları için taslarını taraklarını toplayıp kaçarlardı.
Acilen bir yere gitmek zorunda kaldığımızda tüm eşyalarımızı toplarken hala bu deyimimizi kullanıyoruz.
Gelin teli ve o deyim:
Bu bir gelin teli. Eskiden gelinlerin duvaklarına takılan gelin teli.
“Telli duvaklı gelin olmak” deyiminde ışıldayan gelin teli.
Kapı ve açıklama:
Kapı kelimesi kapmak, kapamak, bitişmek, bir araya gelmek fiilinden gelir.
Aynı kökenden gelen bir kelimemiz daha var: Kapuşmak.
Kapuşmak değişime uğramış ve zamanla “kavuşmak” olmuş.
Kapı açılır ve insanlar birbirine kavuşur. Bu kadar basit ve bu kadar derin..
Kaşığın yapım aşamaları ve açıklama:
Kaşık kelimesi kaşımak fiilinden gelir. Kaşımak, kaşıyarak aşındırmak, oymak, yontmak anlamlarında.
Kelime kökeni tamam ama biz tahtanın nasıl kaşınarak tahta kaşık olduğunu, bir kaşık için ne emek harcandığını da göstermek istedik.
İnce metal parça ve üzerine konmuş elmas taşları ve açıklama:
Foyası meydana çıkmak.
Elama taşlarının parıltısını artırmak için içine elmasın altına konulan ince metal parçaya foya denir.
Elmas kullanıldıkça foyası kararır ve parlaklığı burada gördüğünüz gibi azalır. Bizler de bir olayın iç yüzünün ortaya çıktığı durumları “foyası meydana çıkmak” deyimiyle anlatırız.
Bir kolu hafif çemirlenmiş, düğmeleri iliklenmiş, ön yüzü alt yüze yapışmış şekilde ütülenip çerçeveye raptedilmiş bir beyaz gömlek ve üzerindeki yazılar:
Çemirlenmiş kolda, “Kolları sıvadık bakalım, hadi hayırlısı”.(Bir tek bunda) Kırmızı büyük harflerle, “Ateşten gömlek”. Yan tarafta, “Del gömleği değil ki bu!”. Omuz üstünde, “Kaptan gömleği olsaydım burada apolet olacaktı”. Önde, “Ben onu gömleğimden geçirdim öyle sevdim ”. Yakanın bir yüzünde. “İki yakamız bir araya mı geliyor ki!” Ön sağ tarafta, Katip benim/Ben katibin/el ne karışır/Katibime Kolalı da gömlek/Ne güzel yakışır”. Önde, “El üstünde gömlek eskimez.” Önde, “Gömlek değiştirir gibi iş mi değiştirilir.” Cep üzerinde: Cepten harcıyor, cepten yiyoruz aylardır.” “Biz onun gibi cebe indirmedik ki!” “Yoksa ben onu cebimden çıkarırdım.” Üstte. “O benden iki gömlek üstündür.” Sol yakanın üzerinde, “Aşk yakamı bırakmıyor…”
Evet, Ankara’da benim yakamı da müzeler bırakmıyor!!!
Gazze bezi gazlı bez olmuş
Selahattin Sarıoğlu
Yorumlar
Trend Haberler
Malatya’da 68 taşınmaz satışa çıkıyor! ihale takvimi açıklandı
Malatya'da 15 Nisan'a kadar sakın dokunmayın: Yapana 6 bin TL ceza
Malatya’da tabelalar gece yarısı silindi: 80 TL’den sonra yeni liste...
Esenlik A.Ş.’ye yeni müdür atandı
Kayısıda kritik dönem: Çiçek var ama meyve yok! Neden?
Malatyalı emekliye müjde: Yüzde 50 indirim listesi yayınlandı! İşte başvuru ekranı...