Türkiye siyaseti bir kez daha çalkantılı günler yaşıyor. Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluk davasından tutuklanması ve terör soruşturmasından serbest bırakılması, sadece bir hukuki sürecin değil, aynı zamanda siyasi dengelerin de yerinden oynadığı bir dönemin kapısını araladı. Yaşanan bu gelişmeler, Türkiye’nin siyasi fay hatlarını harekete geçirdi. Peki, bu süreçte gerçekten kim kazandı, kim kaybetti? İmamoğlu’nun siyasi geleceği ne olacak? Bu soruların cevabını aramak için yaşananları bütüncül bir bakış açısıyla ele almak gerekiyor.
SİYASETTE FAY HATTI KIRILMASI
Ekrem İmamoğlu, yolsuzluk, rüşvet ve irtikap gibi yüz kızartıcı suçlamalarla tutuklandı. Terör soruşturmasından ise serbest bırakıldı. Ancak burada dikkat çeken nokta, yargı sürecinin hala devam ediyor olması. Masumiyet karinesi gereği, kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan hüküm vermek doğru olmaz. Fakat bu durum, siyasette bir dönüm noktasına işaret ediyor.
İmamoğlu’nun çevresindeki ekip incelendiğinde, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminden bu yana etrafında bir kendine has bir sistemin oluştuğu görülüyor. Bu ekip, sadece siyasi destekçileri değil, aynı zamanda ihale süreçlerinde adı geçen isimleri de kapsıyor. Öyle ki, İmamoğlu’nun adının karıştığı bazı skandalların belgelerinin CHP içinden sızdırıldığı iddiası, olayın yalnızca iktidarın bir operasyonu olmadığını gösteriyor.
CHP’DE KAZAN KAYNIYOR MU?
Malumunuz 1990’lı yıllarda CHP tarafından icra edilmiş bir İSKİ skandalı yaşanmıştı. Akabinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanan şimdiki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan İstanbul için çok büyük hizmetler yaptı. Bundan dolayı, CHP’den bıkan İstanbullular 25 yıl boyunca CHP’ye kaybettirmişti. Bugün gelinen noktada, benzer bir durumla karşı karşıya kalma ihtimali CHP için büyük bir sınav niteliğinde. Parti içindeki bazı çevreler, İmamoğlu’nun yükselişinden rahatsızdı ve bu olay, CHP içindeki iktidar mücadelesinin bir sonucu olarak da değerlendiriliyor.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in bu süreçte takındığı tutum ise gözle görülebilir nitelikteydi. İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının hemen ardından İstanbul’a giderek krizi yerinde yönetmesi, partisinin başında bir boşluk oluşmasına izin vermemesi ve olağanüstü kongre kararı alması, onun liderliğini pekiştiren hamleler oldu. Özgür Özel, adeta bir kriz yöneticisi gibi hareket ederek, bu olaydan güçlenerek çıkmanın yollarını aradı.
MANSUR YAVAŞ: SESSİZ GÜÇ
Bu süreçte Mansur Yavaş’ın tavrı çok daha dikkat çekiciydi. Yolsuzluk yaptığı gerekçesiyle gözaltına alınıp akabinde de tutuklanan İmamoğlu’nun en güçlü rakiplerinden biri olarak görülen Yavaş, yaşananları sessiz ama temkinli bir şekilde takip etti. Hatta bu süreçte halkın da hoşlanabileceği “ hiç kimseyi yargılanamaz değil , suçsuzsa beraat eder “ cümlesi onun bu olayda diğer tüm CHP’lilerden farklı bir yere koymuştur. Gözaltı haberi geldiğinde yurtdışında olmasına rağmen hızla Türkiye’ye dönmesi ve İmamoğlu’nun ailesine destek vermesi, onu olayların dışında kalmayan, fakat gereksiz polemiklere de girmeyen bir figür olarak öne çıkardı.
Bu duruşu, Yavaş’ın CHP içindeki dengeleri iyi gözettiğini ve siyasi hesaplaşmalardan uzak durarak kendini yıpratmadan konumlandığını gösterdi. Bu sakin ve ölçülü tavır, onu olası bir cumhurbaşkanlığı adaylığı için hala güçlü bir seçenek olarak tutuyor.
İKTİDAR CEPHESİNİN TANITIM VE ANLATIM ZAAFİYETİ
İktidar cephesinden bakıldığında, İmamoğlu’nun tutuklanması kısa vadede bir zafer gibi görünebilir. Muhalefetin en güçlü isimlerinden biri zayıflatıldı, CHP içindeki dengeler sarsıldı ve muhalefetin enerjisi iç hesaplaşmalara yönlendirildi. Ancak uzun vadede bu durum, mağduriyet algısının güçlenmesine ve İmamoğlu’nun halk nezdinde daha büyük bir sempati kazanmasına yol açabilir. Nitekim, geçmişte benzer süreçler, başka siyasi figürlerin güçlenmesine neden olmuştu. Tabi bunun için İmamoğlu’nun hakkında açılan soruşturma veya açılacak davaların tümünden beraat etmesi gerekmektedir.
Fakat iktidarın karşı karşıya olduğu asıl sorun, tanıtım zaafiyetidir. AK Parti’nin devasa projeleri bile yeterince halkın gündemine taşınamıyor. Yusufeli Barajı gibi mühendislik harikası bir eser, Marmaray, Avrasya Tüneli, İstanbul Havalimanı gibi projeler; sıradan bir belediye hizmeti gibi anlatılırken, sol kesim en küçük hizmetleri bile büyük bir başarı gibi pazarlayabiliyor.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, İmamoğlu’nun birkaç kent lokantası açmasını aylarca gündemde tutmasıdır. Aynı şekilde, Esenler Belediyesi’nin tuvaletini fayansla kaplaması veya Üçüncü Ahmet Çeşmesi’ne bir musluk takması bile büyük bir olay gibi sunuluyor. Hatta Muğla’daki bir belediye başkanının küçücük bir mercan heykeli için tören düzenlemesi bile medyada geniş yer bulabiliyor. Öte yandan, dev projelerin gölgesinde kalması, iktidarın tanıtım stratejisindeki eksiklikleri gözler önüne seriyor.
Oysa, iktidarın bu tür olaylar karşısında güçlü kalmasının tek yolu, İmamoğlu’nun yargılandığı suçların gerçekten işlenip işlenmediğini halkın gözünde netleştirmektir. Kamuoyu, projelerden daha çok adalet arayışına odaklanmış durumda. Bu noktada, doğru iletişim stratejisiyle halka gerçekler anlatılmalı ve hizmetler daha etkili şekilde tanıtılmalıdır.
KAYYUM MESELESİ VE İSTANBUL’UN İRADESİ
İmamoğlu’nun terör soruşturmasından tutuklanmaması ve yerine kayyum atanma ihtimalinin ortadan kalkması, İstanbul halkının iradesine saygı gösterilmesi açısından önemli bir gelişmeydi. Kayyum atanması durumunda siyasi tansiyon daha da yükselebilir, toplumsal gerginlik artabilirdi. Belediye Meclisi’nde yapılacak seçimle, CHP çoğunluğu sayesinde başkanlık görevi yine CHP’li bir isme geçecek gibi görünüyor. Bu durum, CHP açısından bir nebze olsun krizi yönetilebilir hale getirdi.
İMAMOĞLU’NUN SİYASİ GELECEĞİ CHP İÇİNDE YAŞANACAK OLAN SURVİVORDA BELLİ OLACAK
Ekrem İmamoğlu açısından ise işler pek kolay değil. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kaybetti, cumhurbaşkanı adaylığı şansı büyük darbe aldı ve hakkındaki davalar devam ediyor. Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemindeki ihaleye fesat karıştırma davası gibi başka davalar da sırada bekliyor. Fakat unutulmamalı ki, siyaset uzun soluklu bir maraton. Bugün kaybeden gibi görünenler, yarının kazananları olabilir. Erdoğan için de bir dönem “Muhtar bile olamaz” denilmişti, ancak siyasi rüzgarlar tersine döndü. İmamoğlu’nun önünde de benzer bir yol olabilir.
Ancak tüm bu yaşananlar da gösteriyor ki, Ekrem İmamoğlu için durumu telafi etmek oldukça zor olacak. Bu olayın asıl kazananları ise öncelikle Özgür Özel, ikinci kazananı da Mansur Yavaş’tır. Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda bu iki ismin nasıl bir tavır sergileyeceğini ve kimin kime galebe çalacağını ise zaman gösterecek. Her ne kadar İmamoğlu’nun ilerleyen süreçte yeniden şans bulabileceğini belirtmiş olsam da hakkındaki suçlamalar, kamuoyunda dillendirilen diğer dava iddiaları ve ortaya çıkan gerçekler karşısında durumunun oldukça zor olduğu ortadadır. Tüm bunların ışığında, bu sürecin asıl kaybedeninin Ekrem İmamoğlu olduğu aşikârdır. Ancak en iyimser halde bile İmamoğlu’nun eski gücüne kavuşabilmesi için CHP içerisinde büyük bir Survivor yarışmasına tabi tutulacak ve siyasi geleceği Survivor’dan alacağı başarıya göre belli olacaktır.
GERÇEK HAKEM MİLLETTİR
Bu süreçte kimin kazandığını ya da kaybettiğini net bir şekilde söylemek için henüz erken. Siyaset, çoğu zaman sabır gerektiren uzun soluklu bir oyundur. Bugün güçlü gibi görünenler yarın zayıf düşebilir, mağdur olanlar ise bir anda halkın gözünde kahramana dönüşebilir. Özellikle Türkiye gibi siyasi atmosferin hızla değişebildiği bir ülkede, olayları anlık tepkilerle değerlendirmek yerine, uzun vadeli sonuçlarını görmek gerekir.
Unutulmamalıdır ki, demokrasilerde nihai kararı her zaman millet verir. Siyasetçiler hata yapabilir, medyanın algı oyunları gerçeği gölgeleyebilir, fakat eninde sonunda halkın vicdanı en doğru terazidir. Millet, gördüğü hizmeti de yapılan yanlışları da hafızasına kaydeder. Önemli olan, halkın bu hafızasına güvenmek ve onu doğru bilgilendirmektir. Hakikati anlatma sorumluluğu taşıyan herkesin görevi, adaleti savunmak ve toplumu doğru bilgilendirmek olmalıdır.
Siyaset, satranç gibi sabır ve strateji gerektirir. Hamleleri en iyi yapan değil, sabırla bekleyen ve doğru zamanda doğru adımı atan kazanır. Ancak, siyaset sahnesinde kalıcı başarıyı sağlayan tek şey, halkın güvenini kazanmaktır. Günün sonunda, gerçek galipler halkın gönlünde yer bulanlardır.
Ve unutmayalım:
“Hak ve hakikat, er ya da geç galip gelir.”
Saygılarımla