“Napolyon Bonapart, katiyen demedi” deniyor ama kim demişse doğru demiş.

Hayatın genel gerçeğine çok uyuyor. Ney?

O, hepimizin bildiği, “para, para, para” sözü.

Öyleyse para kazanmak gerek.

Nasıl ama?

Ne güzel olurdu onu söyleyenler, nasıl kazanılacağını da söyleselerdi.

Onu da söylemişler aslında.

Çalışmayla. Alın teriyle. Akılla, fikirle.

Hileyle, çalmayla çırpmayla, emanete hıyanet etmeyle değil tabii…

İstiklal Savaşı kahramanı ve Modern Türkiye’nin mimarı Mustafa Kemal Atatürk’ün, tecrübesine bakarak,

-Dinlenmemek üzere yola çıkanlar asla yorulmazlar dediği aklıma geliyor.

Hak veriyor,

-Bu bir kara sevda diyorum.

Tevfik Fikret’in okullarda öğretilen ama ezberci eğitim nedeniyle kafalarımıza yuva yapamayan, anlamını yıllar, yıllar sonra kavradığımız,

-Vatan çalışkan insanların omuzları üstünde yükselir sözü geliyor dilime.

Hani, Malatya Lisesi müdürlüğü de yapan Arif Nihat Asya,

“Yürü, hala, ne diye oyunda, oynaştasın?

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!” demiş ya…

Cumhurbaşkanımızın da kendi deneyimlerinden etkilenen kalbiyle, Alevi sanatçılarımızla sohbetinde söylediği şu sözü de bilelim;

-Aşkla koşanlar yorulmazlar. Aşk varsa meşk de vardır. Aşk kişinin sevdiğinde yok olmasıdır. Siz mesleği seviyorsanız onda yok olacaksınız. Sevmiyorsanız, zaten yapmaya da gerek yok.

Ben de,

-Madem ki, seçilip, atanıp bir görevin başına gelmişsin, öyleyse vatandaşına, baba ol, ana ol, amca ol, dayı ol, hala ol, kardeş ol. Politbüro üyesi gibi soğuk olma, buz gibi olma! Ki, geleni gideni dondurmayasın; kucaklayabilesin, kucaklanabilesin. Çünkü bu görev, cephedeki askerin görevi gibidir; kutsaldır diye yazmıştım bir yazımda parti yöneticiliği yapanlardan için.

Ey Malatyalım.

Kıymetli hemşerim.

Kayısı nasıl Malatya’ya has bir meyve ise, sen de Malatya’nın has bir kimsesin.

Kimliğin, benliğin, kültürün burada oluştu.

Hamurun bu topraklardan yoğruldu.

Valimizin açıklamasına göre Malatya’da, 104 bin adet Çevre Şehircilik tarafından, 21 bin adet yerinde dönüşüm yöntemiyle 125 bin adet daire dediğimiz bağımsız bölüm yapılmış.

Yüz yirmi beş bin… Yazması bile zor, dile bile kolay değil!

125 bin ‘sandalye’ değil bu, mesken, ev, konut, daire…

16 bin 500 adet de kırsal konut yapılmış ki, ne konutlar…

Köylülerimizin başını soktuğu, o kerpiç, çatısı, banyosu, tuvaleti, mutfağı olmayan, bazıları yıkık dökük evlerin yerine, damlaması, loğlaması olmayan dört başı mamur, sapasağlam, aziz Milletimizin güzel gönlüne layık konutlar yapmış Büyük Devletimiz.

!3 binin üzerinde de işyeri yapılmış ki, görmeye değer.

Gidin bir görün… Bakın… Bakın…

Eskiyi, önceyi düşünün.

Gözünüzün önüne getirin.

Siyaseti, partiyi-martiyi bırakın.

Sade kalple, sade gözle, taze gönülle gezin, görün.

Kimsenin dediğiyle değerlendirmeyin.

Allah Devletimize Milletimize zarar vermesin.

Deprem sonrası il dışına gitmek zorunda kalmış ildaşlarım, hemşerilerim…

Size söylüyorum…

Size sesleniyorum…

Kayısı nasıl Malatya’ya has bir meyve ise, sen de Malatya’nın has bir kişisisin.

Kimliğin, benliğin, kültürün burada oluştu.

Hamurun bu topraklardan yoğruldu.

İşinizi gücünüzü bırakın, bir günlüğüne, iki günlüğüne kalbinizin sızısı Malatya’nıza gelin de, görün bir.

Şire Pazarının yerinde ne var? Bakırcılar Çarşısının yerinde ne var? Hal Binasının, Kasap Pazarının, Mısır Çarşısının, Kuyumcular Çarşısının, Tüccar Pazarının, Ayakkabıcılar Çarşısının, Akpınar’ın, Temelli Pasajının… yerinde ne var görün bir.

Hükümet Binasının yerine aynısının tıpkısı yapıldı.

Görseniz, ‘Hükümet Binası yıkılmamış, yerinde duruyor’ dersiniz.

Hükmet Meydanı yeniden düzenlendi.

Ağaçlar, oturma yerleri, lambalar… görmeye değer.

Hele Saray Mahallesini görseniz, hele Fuzuli Caddesini, Kışla Caddesini, İnönü Caddesini, Turgut Temelli Caddesini görseniz; hele bir görseniz… dilinizi yutarsınız, gördüğünüze inanamazsınız…

Nasıl olmuş, nasıl oluyor Malatya Malatya, görün, gerisi kolay.

Malatya güzelliği, memleket sevgisi, sıla hasreti size ne karar kıldırır, ne yaptırır gayet iyi tahmin edebiliyorum.

Ve o karar sizi, gurbet garipliğinden nasıl da kurtarır, sonunda kalbinizi, gönlünüzü nasıl ferahlatır, yumuşatır, yeşertir onu da gayet net bir şekilde tahmin edebiliyorum.

Gelin, ömrünüzün kalan bölümünü memleketinizde geçirin.

İşyerinizi, dükkanınızı kiraya vermeyin, siz kullanın, ne işse siz yapın.

Malatyalının Malatya’ya dönmesi, hem Malatya, hem de kendileri için çok iyi olacaktır diye düşünüyorum.

Dışardaki Malatyalıların, memleketleri Malatya’nın canlanmasında, hareketlenmesinde, kalkınmasında başı çekmeleri beklenir.

Ki, bu bir boyun borcudur.

Getireceği sermayesiyle, tecrübesiyle, emeğiyle üstüne düşeni en iyi şekilde yerine getirmiş olacaktır Malatyalı.

Devlet Malatya’ya evi yaptı, iş yerini, okulu, çarşıyı pazarı, pasajı, parkı bahçeyi yaptı, caddeyi sokağı açtı…

Ya para?

Ya Napolyon’a atfedilen para, para?

Onu da, nasıl kazanılacağını da ben söyleyeyim!!!

Para, para, para = Kayısı, kayısı, kayısı.

Allah vergisi kayısımız var.

Kıymetini bilip, hakkını vermiyor, değerlendirmiyoruz.

Bence dünya daha kayısıyı tanımadı.

Dahası Türkiye bile tanımadı.

Mesela, Ramazan’da Malatya da bile dükkanlarda, marketlerde kayısıdan çok, hurma var.

Evet, bilgiyle, bilimle, akılla, teknikle, çalışkanlıkla kayısıya sarılırsak, “Bu özel ve güzel” meyvemiz en büyük dayanağımız olur.

Ama hakkını vereceğiz, artı değer katacağız, ürünlerini çoğaltacağız ve her yıl yurt dışından gelen dört yüz milyon Doları iki milyon Dolara çıkaracağız.

Artık Dünya Kayısı Ticaret Merkezimiz de var.

Öyle bir merkez ki…

‘Bin kadar dükkanı var' desem yeter mi?

Banka yerleri, zabıta, polis yerleri, üreticilerin, tüccarların, toplantı ofisleri, konferans salonu var.

Hiçbir eksiği yoktur, herşeyi var.

Biraz tabelası büyük! O kadar.

ALTINIM SARI KURDELEM
Sen yoksun
Biz var mıyız sanki

Altınım
Sarı kurdelem

Sen yoksan
Biz de yokuz

Seni don vurursa
Bizi yokluğun vurur

Altınım
Sarı kurdelem

Sen yoksun
Biz var mıyız sanki! s.s.