Çocuklara tarih bilincini aşılamanın ne kadar önemli olduğunu yaşanmış bir olayla anlatacağım sizlere…
Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrası akıl almaz bir şekilde yükselişini yakınen takip eden Rahmetli Turgut Özal, bunun sebeplerini anlamak ve bizim nerelerde hata yaptığımızı tespit için Japonya’dan bir ekibi davet etmişti.
Japon ekibe şu soru sorulmuş ve bu konuda bir rapor istenmişti.
Sizce Türkiye’nin geri kalmışlığının nedenleri nelerdir?
Japon’lar bu konu üzerinde kısa bir çalışma yaptıktan sonra, Türk bürokrasisinden önemli isimlerin de olduğu bir toplantıda konuyla ilgili hazırladıkları raporu sundular.
Japonlar, uzun uzun tahliller yaptıktan ve kendilerince önemli gördükleri konulara değindikten sonra çok çarpıcı bir noktaya değindiler.
“Dünya milletleri içerisinde tarihi en zengin olan ülkelerin başında gelmenize rağmen tarihini çocuklarına en az öğreten milletlerin de başındasınız. Bu şekilde başarılı olmanız mümkün değil. Tarihini, mazisini bilmeyen, gençlerine anlatmayan ülkelerin başarılı olması mümkün değildir”…
Böyle bir rapor beklemeyen bizim bürokratlardan biri;
“Peki siz nasıl öğrettiniz?” Diye bir soru sordu.
“Biz 5-6 yaşına gelen çocuklarımızı alırız. Yaptığımız büyük işlerin imal ettiğimiz ürünlerin yanına götürürüz. Çocuklar bunları biz üretiyoruz. Bu alanlarda birinciyiz. Dünyanın en iyisiyiz diye anlatırız. Bunu duyan çocuklar gururlanır, mutlu olur. Biz birinciyiz diye övünür. Sonra onları önce Hiroşima’ya, sonra Nagazaki’ye götürürüz. Burada da bizden 200.000 kişiyi öldürdüler, canımızı yaktılar, derilerimizi soydular, burada gözlerimiz fırladı resmen eridik döküldük diye anlatırız. Çocuklar bu defa da çok üzülür.”
Hani biz birinciydik? Diye sorarlar.
İşte burası çok manidar!
“İşte o zaman birinci değildik çocuklar. O zaman çok gerideydik.
Ezilmemek ve üzülmemek için çok çalışacaksınız ve birinci olacaksınız” deriz.
Bunun üzerine bizim tarihinden habersiz kerameti kendinden menkul bürokratlardan birisi,
“Ama bizim Hiroşimamız yok ki” diye saçma bir soru sorar.
Ekibin başındaki Japon sinirli bir ses tonuyla;
“Yazıklar olsun. İstanbulu fetheden siz değil misiniz? Çanakkale’yi geçilmez kılan, orada dünyanın en büyük destanlarından birini yazan ülke hangisiydi? Kurtuluş Savaşı kimin topraklarında yapıldı? Yunanlıları denize kim döktü., Atatürk gibi bir deha nerede yetişti?
Siz bunu nasıl söylersiniz”.
Geçmişini bilmeyen toplumların geleceği olmaz.
Bu ülkede kim ki çocuklarına tarihini öğretmiyorsa bilsin ki bu ülkenin geleceği parlak olmayacaktır.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına…