ÇÜRÜMÜŞ SİYASETİN SONU
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), son yılların en büyük krizlerinden biriyle karşı karşıya. Kendi genel başkanını belirlemek için rüşvet ağı kurulduğu iddiaları, belediyelerde dönen yolsuzluklar, delegelere dağıtılan paralar, makam pazarlıkları… Bütün bunlar bir araya geldiğinde, ortaya çıkan tablo milletin umut bağlayabileceği bir muhalefet partisinden çok, içten içe çürümüş bir yapıdan ibaret.
CHP’yi “demokrasi” ve “adalet” söylemleriyle savunanlar için bu son skandal tam anlamıyla bir turnusol kâğıdı oldu. Ev, araba, tablet, telefon ve bavullarla taşınan dolarlarla oyların satın alındığı bir kurultaydan bahsediyoruz. Yani, genel başkanın kim olacağı milletin iradesiyle değil, kimin daha çok rüşvet dağıtabildiğiyle belirlenmiş!
Şimdi sorulması gereken sorular net: Bu çarkın içinde kimler var? Rüşvetle parti içi seçim kazananlar, ülke yönetimine talip olduğunda neler yapar? “Halkçıyız” diyenler, kendi içlerinde dönen bu çirkin pazarlıklara nasıl göz yumuyor?
RÜŞVETİN BELGEYLE KANITLANDIĞI BİR PARTİ
Son günlerde gündemi sarsan en önemli gelişme, eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın açtığı dava. Savaş, CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te düzenlenen 38. Olağan Kurultayı’nın iptal edilmesi için mahkemeye başvurdu. Davanın gerekçeleri ise akıl alır gibi değil:
Delegelere para dağıtıldı.
Ev, araba, telefon, tablet gibi hediyeler verildi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde işe alınma sözü verilerek oylar satın alındı.
Makam ve mevkiler pazarlık konusu yapıldı.
Savaş’ın dilekçesinde özellikle şu vurgu dikkat çekiyor: Eğer bu şaibeler olmasaydı, seçim sonucunun değişeceği çok net şekilde görülebiliyordu. Nitekim, iki aday arasındaki fark sadece 18 oy! Kurultayda işlenen rüşvet suçları olmasaydı, CHP’nin bugünkü genel başkanı Özgür Özel değil, belki de Kemal Kılıçdaroğlu olacaktı.
Bu iddiaların ardından Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma, yetkisizlik kararıyla Ankara’ya devredildi. Üstelik, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da ayrı bir rüşvet soruşturması yürütülüyor. Yani, ortada yalnızca iddia yok; savcılıklar eliyle yürütülen çok ciddi soruşturmalar var.
Bu gelişmeler, CHP’nin içinde ne kadar büyük bir çürüme yaşandığını gözler önüne seriyor. Öyle ki, artık rüşvet iddiaları yalnızca belediyelerle sınırlı kalmıyor, doğrudan partinin en üst kademesine kadar uzanıyor.
CHP’Lİ BELEDİYELERDE RÜŞVETİN “TARİFESİ” VAR MI?
CHP’nin sadece kurultayda değil, belediyelerde de rüşvetle anılması artık bir tesadüf olmaktan çıkmış durumda.
Bakırköy Belediyesi’nde patlayan rüşvet skandalı, bu işlerin ne kadar sistematik hale geldiğini gösteriyor. CHP Bakırköy İlçe Başkanlığı üyesi Yervant Hamparsumanoğlu, belediye başkanına verilmek üzere 175 bin dolar istendiğini belirterek şikayette bulundu. Peki, bu para ne için? İmar ruhsatı ayarlamak için!
Bu tekil bir vaka değil. Beşiktaş ve Esenyurt belediyelerinde de benzer rüşvet iddiaları gündeme geldi. İş insanlarının CHP’li belediyelerden iş almak için belirli “tarifelerle” rüşvet verdikleri öne sürülüyor.
İşte bu yüzden CHP’nin “temiz siyaset” iddiası tam anlamıyla çökmüş durumda. Kurultayda oy için rüşvet dönen, belediyelerinde ise imar işlerinden ihale dağıtımına kadar her şeyi pazarlık konusu yapan bir partinin, bu ülkeyi adil bir şekilde yönetebileceğine kim inanır?
MANSUR YAVAŞ NEDEN ÖN SEÇİME GİRMEDİ?
Bu noktada gözler bir başka isme çevriliyor: Mansur Yavaş!
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın CHP içindeki ön seçime neden girmek istemediği, bugün çok daha net anlaşılıyor. Eğer bu seçime girseydi, karşısına kurultaydaki gibi rüşvet çarkı dönen bir sistem çıkacaktı. Yavaş, bu sistemin nasıl çalıştığını içeriden çok iyi biliyor olmalı ki, böyle bir sürecin içinde yer almak istemedi. Mansur Yavaş’ın karşısındaki kişi Ekrem İmamoğlu. Neticede İstanbul Büyükşehir belediyesi daha zengin bir belediye ve Ankara Büyükşehir belediyesini parasıyla döver. Bundan dolayı Mansur başkan bu yarışa girmemeyi tercih etti. Haklı da!
Ancak şu da bir gerçek: Eğer CHP içindeki bu çürümüş yapı değişmezse, Yavaş’ın başkanlığında yürütülen ve kısmen de olsa İstanbul Büyükşehir belediyesine göre temiz gibi görünen projeler de bir noktadan sonra aynı sistemin kurbanı olacak. Çünkü bozuk bir düzenin içinde temiz kalabilmek mümkün değil!
CHP’NİN SONU NE OLACAK?
Bugünlerde açılan dava ve yürütülen soruşturmalar CHP için bir dönüm noktası olabilir. Eğer mahkeme, kurultayın iptal edilmesine karar verirse, parti tam anlamıyla bir iç savaşın eşiğine gelir. Çünkü bu, Özgür Özel’in genel başkanlığının tartışmalı hale gelmesi anlamına gelecek.
Daha da önemlisi, bu skandallar halkın gözünde CHP’ye vurulan en büyük darbe olabilir. Millet, kendi iç seçiminde bile adil davranamayan bir partiye nasıl güvenecek? “Demokrasi” naraları atanların, kendi partilerinde rüşvet dağıtarak seçim kazandığı gerçeği, bu millete nasıl anlatılacak?
Özetle, CHP bugün bir yol ayrımında. Ya bu pislikten kurtulup gerçekten temiz bir siyaset anlayışı benimseyecek ya da daha da batıp milletin gözünde tamamen yok olacak.
SONUÇ OLARAK,
“Kendi içinde rüşvetle seçim kazananlar, milletin iradesini nasıl temsil edecek?”
Saygılarımla