YÜREĞİ AĞA OLANLAR VE TEK GERÇEK: ÖLÜM

Hayat, göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir serüven… Bugün varız, yarın yokuz. Mal, mülk, makam, şan, şöhret… Hepsi gelip geçici. Dün katıldığım bir cenazede bunu bir kez daha idrak ettim. Varlıklı olmayan, köyünün en zengin adamı değil ama en değerli insanı olan bir Osman Ağa’nın cenazesindeydim. Onun ardında ne büyük servetler, ne yalılar ne de devasa işyerleri kalmıştı. Ama öyle bir şey bırakmıştı ki, herkes dilinden düşürmüyordu:

“O, yüreğiyle ağa olmuş biriydi.”

Bazı insanlar vardır, öldüğünde sadece ailesi değil, bütün bir mahalle, bütün bir köy, bütün bir şehir yas tutar. Çünkü o insan, sadece kendi hayatını yaşamamış, başkalarının hayatına da dokunmuştur. Osman Ağa da böyle bir insandı. Varlıklı biri değildi belki, ama gönlü zengindi. Zenginlik, malda değil yürekteydi. Ve o, yüreğiyle bir ağa olmuştu.

AĞALIK, YÜREKTE OLUR

Mahşeri bir kalabalık uğurladı onu rabbine. Osman Ağa’yı anlatan herkesin gözleri doluydu. “İyi bir komşuydu, iyi bir dosttu, iyi bir insandı.” Kimsenin hakkında kötü bir söz etmediği bir adamın ardından böylesine güzel sözler duymak, bir insanın gerçek zenginliğinin ne olduğunu gösteriyor. İşte gerçek ağalık da budur! Paranın satın alamadığı bir unvan:

“Gönüllerin ağası olmak!”

Bu sahne, bana şu ayeti hatırlattı:

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebût, 57)

Ne kadar güçlü olursan ol, ne kadar zengin olursan ol, hangi mevkide bulunursan bulun, sonuç değişmiyor. Son durak hep aynı. Bu dünyada ne kadar yaşarsan yaşa, ne kadar kazanırsan kazan, sonunda iki metrelik bir kefen ve birkaç avuç toprakla uğurlanacaksın.

Ama bir fark var… Bazıları sadece ölür, bazıları ise öldükten sonra bile yaşamaya devam eder.

ÖLÜM: TEK GERÇEK, TEK HAKİKAT

Bugüne kadar milyonlarca insan geldi geçti. Firavunlar, Nemrutlar, krallar, padişahlar, liderler, âlimler, zenginler, fakirler… Hepsi öldü. Kimse bu dünyada kalıcı olmadı, olamayacak. Necip Fazıl’ın dediği gibi:

“Veren O, alan O, nedir senden gidecek?

Telaşını gören de can senin zannedecek!”

Ölüm, her şeyi sıfırlıyor. Bütün dertler, tasalar, hırslar, kavgalar… Hepsi bir anda anlamını yitiriyor. Geriye sadece hayırlı ameller, güzel sözler, samimi dostluklar ve yapılan iyilikler kalıyor. Çünkü mal da mülk de mevki de bir gün elden gidecek, ama gönüllerde bırakılan iz, unutulmayacak.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor:

“İnsan öldüğünde üç şey hariç ameli kesilir: Sadaka-i cariye (faydalı bir eser bırakmak), kendisinden istifade edilen ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.” (Müslim, Vasiyyet, 14)

İşte Osman Ağa, arkasında böyle bir miras bırakmıştı. Ve ben o mirasın en güzel yanını, onun evlatlarında gördüm.

BABALARININ MİRASINI YAŞATAN EVLATLAR

Cenazede bir şey daha dikkatimi çekti: Osman Ağa’nın evlatları. Onların bakışları, tavırları, duruşları… İçleri yanıyordu, belli. Babalarını kaybetmiş olmanın derin acısını yaşıyorlardı. Ama bir şey daha vardı: Onlar, babalarının mirasını taşıyorlardı.

İnsan, en büyük sınavlardan birini cenazelerde verir. Sevdiğiniz biri, özellikle de bir anne ya da baba, gözünüzün önünde toprağa verilirken sabır gösterebilmek kolay değildir. Gözyaşlarınızı tutmak, acınızı saklamak, yüreğiniz yanarken bile dimdik durmak… Bu, gerçekten büyük bir imtihandır.

Osman Ağa’nın evlatları tam da bunu yapıyordu. Onlar sadece kendi acılarını düşünmüyorlardı. Cenazeye gelenleri incitmemek için, kimseyi üzmemek için, herkesle tek tek ilgileniyorlardı. Babalarının ardından gelen dostlarını, komşularını, akrabalarını büyük bir saygıyla, sevgiyle karşılıyorlardı. Gözleri hüzün doluydu, ama yüzlerinde bir gülümseme vardı. İşte, babalarının onlara bıraktığı en büyük miras buydu: İnsana değer vermek!

Bu dünyada herkes bir şeyler bırakır. Kimi servet bırakır, kimi arsalar, kimi iş yerleri… Ama en büyük miras, güzel ahlâktır. Osman Ağa, çocuklarına servet değil, şeref bırakmıştı. Onlar da bu mirasa sahip çıkıyorlardı.

Ve biliyorum ki, onlar da babaları gibi hayırlı işler yapacaklar. Onlar da bir gün, arkalarında güzel izler bırakacaklar. Çünkü gözlerinde bunu gördüm. Ve bu, benim için büyük bir mutluluktu.

GERÇEK SERVET, İYİLİKTİR

Cenazede tabut içinde yanımda geçerken baktım Osman ağaya… Kefen içinde yatıyordu. Üstünü tabutun kapağı kapatmıştı. Dünyadaki bütün unvanlar, sıfatlar, kavgalar, hırslar geride kalmıştı. Biraz sonra toprak onu saracak, bu dünyadaki son yolculuğuna uğurlanacaktı. O an içimden şu cümle geçti:

“Gerçek zenginlik, arkanızdan hayırla anılmaktır. Çünkü para, mal, mülk unutulur; ama iyilik ve güzel ahlâk, sonsuza kadar yaşar.”

Ve biliyorum ki Osman Ağa, sadece bir mezar taşında yazılı bir isim olarak kalmayacak. O, çocuklarının güzel ahlâkında, dostlarının dualarında, gönüllere dokunan iyiliklerinde hep yaşayacak.

O, bu dünyaya varlığıyla bir iz bırakmıştı. Ve şimdi, o izi evlatları sürdürecek…

“Ruhun şâd, mekanın cennet olsun Osman ağa,

Kabrin nur, yerin rahat olsun Osman ağa…”

Saygılarımla.