Hayat bir merdivendir; kimi zaman zirveye doğru tırmanır, kimi zaman da ansızın kendinizi en aşağıda bulursunuz. İnsan, bu gerçeği idrak edebildiği ölçüde olgunlaşır. Necip Fazıl Kısakürek’in “Dağı tanıyan, nasıl tanımaz uçurumu? Madem ki yükseliş var, iniş olmaz olur mu?” sözü, yükselmenin bir sonu ve bir bedeli olduğunu hatırlatır. Siyasette, ticarette, servet ve makamda yükselenlerin bu gerçeği göz ardı etmesi, hem kendi sonlarını hızlandırır hem de onları düştüklerinde, düştükleri yerden bile daha aşağı bir seviyeye sürükler. Özellikle, bir lütufla bir göreve gelenlerin, görevden alındıklarında düştükleri durum ibretliktir. Bu kişiler, insanlara değil makamlara yaslandıkları ve kalplere girmeyi başaramadıkları için görevden alındıklarında adeta yok sayılırlar.

Bu yazıda, başarının ve mevkinin insanı her zaman zirvede tutmayacağını, aksine düşüşlerin daha feci sonuçlar doğurabileceğini ele alacağız. Çünkü yüksekten düşmek, sıradan bir düşüşten çok daha yıkıcıdır.

YÜKSELİŞLERİN ARDINDAKİ HAKİKAT ŞU Kİ, HER ŞEY FANİDİR

Hayatta elde edilen her başarı bir emanettir ve bu emanet, Allah tarafından insana verilmiş bir imtihan vesilesidir. Bu hakikat, Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilir:

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayırla da şerle de deniyoruz. Ve ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya Suresi, 35. Ayet).

Bir lütufla bir makama gelen insanlar, bunu bir ayrıcalık ya da kalıcı bir statü olarak gördüklerinde gaflete düşerler. Halbuki, bu makamı onlara bahşeden güç, aynı hızla ellerinden alabilir. Özellikle kendini bu makamlara layık görmeyen ve tevazuyla hareket eden kişiler, insanların kalbine dokunarak yer ederken; tam tersine, gücü ve otoriteyi bir kalkan gibi kullananlar, sadece dış görünüşte zirvede kalabilirler. Makamdan alındıklarında ise o görevde bulunmamış gibi yok sayılır, halkın gözünde değerlerini tamamen yitirirler.

KİBRİN TEHLİKESİ: KİBİR, YÜKSELTİRKEN YIKAN BİR TUZAKTIR

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), kibri tehlikeli bir zehir olarak tanımlamış ve şöyle buyurmuştur:

“Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez.” (Müslim, İman, 147).

Kibir, insanın yükseldiği noktadan ani bir şekilde düşmesine neden olan en büyük tehlikedir. Tarih, bu tuzağa düşen birçok örnekle doludur. Firavun, kendisini ilah ilan edecek kadar ileri gitmiş ve yükseldiği bu zirveden denizin derinliklerine, en aşağı bir noktaya düşmüştür. Karun, servetinin sonsuz olduğunu zannedip halka zulmetmiş, ancak Allah onu ve servetini yerin dibine geçirmiştir.

Bugün de siyasette ya da ticarette yükselerek gücün zirvesine ulaşan kişiler, rehavete kapıldıklarında toplumu küçümser, adaletten sapar ve sonunda en dipte bulurlar kendilerini. Ancak asıl ibret verici olan, bu kişilerin insanlara değil makamlara yaslanmalarıdır. Böyle bir kişi, görevden alındığında, insanların kalbine yer edemediği için kendisini hatırlayan kimse kalmaz. Halkın sevgisini kazanmamış bir lider, makamı kaybettiği anda yalnızlığa mahkûm olur ve insanlar tarafından adeta unutulur.

İNSANLARIN KALBİNE GİRMEYENLERİN HAZİN SONU

Bir makamda uzun süre oturmak ya da bir göreve lütufla getirilmek, insanın kalıcı bir itibara sahip olmasını sağlamaz. Asıl itibar, insanların sevgisini, güvenini ve duasını kazanmaktan geçer. Bir lider ya da yönetici, adaletli ve alçakgönüllü davranışlarıyla halkın kalbine dokunmuşsa, görevinden ayrılsa dahi saygıyla hatırlanır. Ancak kibirle, güç gösterisiyle, insanları küçümseyerek makamında oturan bir kişi, görevden alındığında sanki orada hiç bulunmamış gibi yok sayılır.

Görevdeyken çevresinde dalkavuklar ve çıkarcılar bulunan bir kişi, makamdan alındığında yalnızlıkla yüzleşir. İnsanların kalbine girmeyenler, düştükleri anda sadece makamlarını değil, itibarlarını ve toplumdaki varlıklarını da kaybederler. Çünkü insanlar, bir kişiyi yalnızca bulunduğu pozisyon için sevdiklerinde, o pozisyon ortadan kalktığında sevgi de sona erer.

Bir dönem halkı baskı altında tutan bir liderin, görevden alındıktan sonra yalnız başına, utanç ve pişmanlıkla dolu bir hayat sürdüğünü görmek mümkündür. Ya da makamında halka sırtını dönen bir yöneticinin, sonrasında o halkın arasına karışamaması ve yalnızlığa mahkum olması, düşüşün en acı sonuçlarından biridir.

GÜNLÜK HAYATTAN İBRETLER: ZİRVEDEYKEN DÜŞENLERİN ACIMASIZ SONLARI

Bir zamanlar büyük servetlere sahip olan, halk tarafından alkışlanan ya da çevresiyle dostluklar kurduğunu zanneden pek çok kişi, güçlerini ve makamlarını kaybettiklerinde insanların gerçek yüzüyle karşılaşmıştır. Halkın sevgisini kazanmamış biri için, düşüşün ardından gelen yalnızlık son derece acımasızdır. Örneğin, halkın sevgisini kazanmamış bir siyasetçi, görevden alındığında sadece eleştirilmekle kalmaz, bir daha topluma dönüp hizmet etmek istese dahi kabul görmez.

Bir de daha küçük ölçekli örnekler vardır. Mahallesindeki insanları küçümseyerek davranan bir kişi, bir gün zor durumda kaldığında küçümsediği kişilere muhtaç hale gelir. Ancak bu insanlar, onun yardım çağrısını duymazdan gelir, çünkü kalplerinde o kişiye dair bir sevgi ya da saygı oluşmamıştır.

YÜKSELİŞ, BİR LÜTUF; İNSANLARIN KALBİNDE YER BULMAK İSE KALICILIKTIR

Her yükseliş bir imtihandır ve bu imtihan, insanın sabrını, tevazusunu ve adalet duygusunu ölçer. Makamlar ve mevkiler gelip geçicidir; insanı baki kılan, halkın gönlünde yer edebilmektir. Zirvede olan kişi, yüksekten düşmenin etkisini daima aklında tutmalı ve bulunduğu konumun hakkını vermelidir. İnsanlar, yalnızca kalplerine girenleri hatırlar; makama yaslananlar ise görevden alındıklarında unutulur ve yalnızlığa mahkum olurlar.

Unutulmamalıdır ki,

“Kim ki görevini bir emanetten ziyade bir hak olarak görür, hem görevini hem de itibarını kaybetmeye mahkumdur.”

Saygılarımla,