KONUŞMANIN VE SUSMANIN İMTİHANI

İnsanoğlu, ilk kelimelerini söylemeye başladığı andan itibaren hayatının büyük bir kısmını konuşarak geçirir. Ancak, konuşmayı öğrenmek ne kadar kısa sürerse sürsün, susmayı öğrenmek o kadar uzun ve meşakkatli bir yolculuktur. Ünlü roman yazarı Ernest Hemingway’in dediği gibi, “Konuşmayı öğrenmek sadece iki yıl sürerken, sessiz kalmayı öğrenmek altmış yıl alır.” Bu cümle, insanın susmanın kıymetini anlaması için ne kadar zamana ve bilince ihtiyaç duyduğunu anlatmak adına çarpıcı bir örnektir.

Atalarımızın “söz gümüşse, sükût altındır” sözü, gereksiz ve boş sözlerin değerini, susmanın hikmet dolu bir erdem olduğunu vurgular. Çünkü susmak, yalnızca konuşmamaktan ibaret değildir; susmak, bir incelik, bir bilinç ve bir irade göstergesidir. Sükût; sabrı, anlayışı ve bilgeliği içinde barındırır. Sessizliğin dilinde bazen kelimelerden daha fazla anlam gizlidir. Ancak bu erdeme ulaşmak herkes için kolay değildir. Günümüz dünyasında susmayı öğrenmek, hatta susmayı tercih etmek neredeyse unutulmuş bir meziyet haline gelmiştir.

BOŞ KONUŞMANIN YÜKÜ VE HESABI

Kur’an-ı Kerim, boş konuşmaktan sakınmamız gerektiğini birçok ayette vurgular. Lokman Suresi’nin 19. ayetinde, “Yürüyüşünde mütevazı ol; sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini, eşeklerin sesidir,” buyrularak, insana haddini bilmesi ve gereksiz konuşmaktan kaçınması öğütlenir. İnsan, kelimeleriyle çevresine hikmet taşıyabileceği gibi, anlamsız ve boş sözleriyle de çevresine zarar verebilir. Boş konuşmalar sadece başkalarını değil, insanın kendi ruhunu da tüketir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun,” buyurmuş, bu hadis-i şerifle gereksiz ve anlamsız konuşmaların nasıl büyük bir manevi kayıp olduğunu bizlere göstermiştir. Ayrıca, Kaf Suresi’nin 18. ayeti, konuşmanın bir sorumluluk olduğunu şöyle ifade eder: “İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” Bu ayet, dilimize ve kelimelerimize nasıl dikkat etmemiz gerektiğini bizlere hatırlatır.

SUSMANIN HİKMETİ VE ERDEMİ

Susmak, bazen en büyük cevaptır. İnsan bazen, karşısındakiyle aynı frekansta buluşamadığını fark ettiğinde ya da ortamdaki kelimelerin yetersiz olduğunu hissettiğinde sükûta sığınır. Çünkü sükût; düşünmeyi, olgunlaşmayı ve anlamayı beraberinde getirir. Sessizliğin gücü, bazen bin kelimenin bile ifade edemediği şeyleri anlatır.

Hz. Mevlânâ, “Suskunluk, ruhun gıdasıdır” der. Bu söz, susmanın yalnızca çevresel bir sessizlik değil, ruhsal bir derinlik olduğunu işaret eder. İnsan, kelimelerle kendini yorduğunda, ruhunu da yıpratır. Oysa susmak, ruhu dinlendirir ve insanı kelimelerin yıpratıcılığından korur. Bu nedenle, gerektiği yerde susabilmek hem kişinin kendisine hem de çevresine bir iyiliktir.

SUSMA VE KONUŞMANIN ÇATIŞMASI

Ancak her zaman susmak doğru bir davranış değildir. Susmanın erdem olduğu kadar, yanlış zamanda susmanın da bir sorumluluğu vardır. İnsanın hakkın yanında durması ve adaleti savunması gereken anlarda sessiz kalması, zulme ortak olmak anlamına gelir. Nisa Suresi’nin 135. ayetinde, “Ey iman edenler! Kendinizin, ana babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa Allah için şahitlik eden adaletli kişiler olun,” buyrulmuş, hakkın yanında konuşmanın önemi vurgulanmıştır.

Gerçekler karşısında susmak, yalnızca bir tercih değil, bazen bir vicdan yarasıdır. Toplumun susarak meşrulaştırdığı yanlışlar, zamanla büyük sosyal çöküşlere yol açabilir. Haksızlık karşısında konuşmamak, insanın kendine ve başkalarına yaptığı bir ihanettir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır,” buyurmuş, adaletin ve hakkın savunulması gerektiğini açık bir şekilde ifade etmiştir.

SESSİZLİĞİN GÜCÜ VE DOĞRU ZAMANLAMA

Sessizliğin erdemi, doğru zamanda konuşabilme bilgeliğiyle tamamlanır. İnsan, her düşündüğünü söylememeli; fakat söylemesi gereken zamanda da susmamalıdır. Sözlerin yetersiz kaldığı anlarda sessizlik, kişiye huzur getirirken; sessizliğin gereksiz olduğu yerlerde susmak ise kişiyi yalnızca utanca sürükler.

Susmayı öğrenmek, konuşmanın ne zaman gerekli olduğunu da bilmeyi beraberinde getirir. Çünkü asıl erdem, her iki dengeyi bir arada barındırabilmektir. Nitekim, Hz. Ali (r.a.) der ki: “Konuştukların için pişman olabilirsin ama sustukların için yalnızca sabır gerekir.”

SONUÇ OLARAK

Susmak bir sabırdır, sabır ise bir zafer. Ancak bu zafer, her zaman sükûtta gizli değildir; bazen de cesurca söylenen bir hakikatte saklıdır. İnsanı yücelten şey her zaman söylediği sözler değildir; bazen söylemediği, sustuğu yerlerde saklıdır. Kalabalık bir dünyanın gürültüsünden kaçıp, sessizliğin huzurunda anlam bulabilmek en büyük meziyetlerden biridir.

Sözlerimizi altın değerine yükseltmek istiyorsak, ne zaman konuşup ne zaman susmamız gerektiğini bilmeliyiz. Çünkü sükût, yalnızca sessizlik değil; aynı zamanda iradenin, bilincin ve erdemin sesidir.

“Ne mutlu o susarak konuşanlara, ne mutlu sustukça karşısındaki konuşanı yoranlara…”

Saygılarımla,