Değerli okurlarım, BUSABAH Gazetesi ile birlikteliğimin ilk yazısında Kışla Caddesi’nin o eski halini anlatmıştım. Bugün Kışla Caddesi’nin karşı sırasından bahsedeceğim. Tabi daha sonra da Malatya’ya dair diğer unutulmaya yüz tutmuş köşeleri sizlerle paylaşacağım.
Karşı sırayı anlatmaya İstanbul Sineması’nın sinema caddesi tarafından kalkan Eski Malatya ve Orduzu otobüs ve dolmuş ve sıralanarak müşteri bekleyen Payton (Fayton)durağından başlayalım. Durağın karşı sırasında Kerim ve Nedim Alataş kardeşlerin kitapçı dükkanı bulunmaktaydı. Burada yaz günlerinde dondurma diye renkli kar ve buz parçacıklarını yemeyen yok gibiydi. Kışın geldiğini alıç satışının başlamasıyla anlardık. En büyük zevkimiz bardaklarla ölçülendirilen, davin, yemişen almak ve bunların çekirdeklerini davin atacağıyla birbirimize atmaktı. Gazi İlkokulu çıkışında yürüyen dondurma dükkanıyla konuşlanan Dondurmacı Abdo, mis gibi kokan ciğer kavurmasıyla Albay, bembeyaz kıyafetiyle biyam (meyan şurubu) satan Neşeli Memmed o neslin hala hafızalarındadır. Ha birde bisikletçileri, bisikletçi Enver Ustayı ve 25 kuruşa bisiklet kiraladığımız günleri hatırlayalım. Motosikletiyle şehirde tur atan Gotto Mino’yu develeme (topaç) satan Eski Malatyalı Mamoş’u da unutmayalım.
Bakkal İsmet Dayıdan kaynana şekeri yemeyen var mıydı acaba. O zaman kaynana şekeri çocukların en sevdiği şekerlemeydi, zaten fazlada seçeneğimiz yoktu. Darendeli yorgancı Haşim ve meşhur Barbaros. Enteresan bir kişilikti Barbaros. Usturaya verilmiş kafası, üzerine giydiği atleti (yaz günü genelde atletle gezerdi) paçaları çemirlenmiş bermuda kıvamında pantolonu ve tokyo terlikleriyle hala gözümün önündedir. Şimdiki tabirle tekel bayisiydi, içki satardı, büyük bir buzdolabı vardı onun arkasında da içenlere tek tek attırdığı olurdu fakat patırtı gürültü, kavga hiç görülmezdi, mesleğinin duayenlerindendi.
Barbaros 'un tükanının altında büyük büyük tatlı su balıklarının satıldığı bir balıkçı vardı. Deniz balıkları henüz şehrimize gelmediği için şabutlar, aynalı sazanlar satılırdı. Biraz ileride rahmetli, Turgut Güven'in kasap tükanı vardı. Her zaman sevecen ve güler yüzlüydü, mekânı cennet olsun. Daha sonra Hürriyet gazetesi Malatya muhabirliği görevini de yapan Bahattin Erdem'in matbaası vardı. Aynı zamanda tek sayfalık birde gazete çıkarırdı. Yanında yine Haşim beyin matbaası vardı, bunlarda Ufuk gazetesi çıkarırlardı. Lütfü Toraman, Lütfü dayı, gerçekten toraman gibi tükanın önünde oturur evde yaptırdığı turşuları satardı.
Kasabın İstanbul Pasajı’na giriş köşesindeki gömlekçi Şerif Dayıyı, öbür köşedeki berber Yusuf, berber Ahmet, berber Halis'in beraber çalıştığı berber tükanını, ki aynı zamanda babamın dolayısıyla da benim berberimdi Yusuf Soyak. Daha sonra Almanya’ ya gitti ve dükkan diğer iki ortağa kaldı. Daha sonra çocukların çok korktuğu berber Şükrü Kaya, ki aynı zamanda sünnetçi de olan Şükrü Dayı’yı da anmadan geçmeyelim. Yanında Pütürgeli Ali Usta ile Terzi Mustafa'nın ortak olduğu bir terzi tükanı, yanında devrin en büyük ve çeşidi bol manavlarından bir manav gelmekteydi.
Orduzulu Kenan Demirel'in anahtarcı tükanı ,terzi Hacı Usta'nın terzihanesi, Malatya'nın sayılı pastanelerinden biri olan pasta salonu, sahibini hatırlayamadığım açık ekmek fırını ve aynı sınıfta okuduğumuz Ferda Kutan'ın babası herkesin saygı duyduğu röntgen mütehassısı rahmetli Mehmet Kutan'ın ofisi. O dönem başka röntgenci var mıydı diye düşündüm ama bulamadım.
Taghmazların Gadir'in mobilya imalathanesi, Taghmaz Gadir’in oğlu Bekir'i çoğunuz hatırlarsınız yaşına göre genç irisi, peltek peltek konuşmasıyla herkesin sevdiği bir çocuktu. Kadın terzisi Kanbur Hilmi’yi de anmadan geçmeyelim. Terzi Hilmi Bey çokta güzel ud çalardı. Köşede Palolu İzzettin ve Ahmet Özdinç kardeşlerin manav dükkanı, üst katında tebaa Sadık'a yani ermeni dostlarımızdan oğlu Nişan Boyacıyla tanışmaktan gurur duyduğum, dişçi Haydar Boyacı, yanında Hayati Erkuş’un şekerci dükkanı vardı. Orduzulu Mehmet Turgut ve oğlunun beraber çalıştırdığı saat tamirci tükanı, Emirahmetoğlu Garajı ve içinde Sait Usta ve Vahap Özköse kardeşlerin motor yenileme atölyesi vardı. Her sözü kitap gibi olan Adıyamanlı Hacı Özyavuz'un lokantası, Hasan Celal Güzel beyin babası Kamil Güzel'in traktör satış mağazası, Çil Tahir'in parçacı tükanı, bir otel, Aşçı Rıfat ustayla, ortağı aşçı Mustafa (Hacıbaba) ‘nın beraber çalıştırdığı Meşhur lokanta ve üst katta hizmet veren Erhan Abim’in çalıştırdığı Malatyaspor Kulübü, oradaki dostluklar, pasajın içindeki meşhur Japon Pazarı…
Evet, geçmişe kısa bir yolculuk yaptık, geçmişin, geçmiş insanların anılması ve hatırlanması gerekliliğine inananlardanım. Tarih geçmişine sahip çıkmayan toplumların emperyalizmin kucağında nasıl oyuncak olduğunu ve yok olduğunu gösteren birçok örnekle doludur.
Sürç-i lisan ettikse affola; adını andıklarımızdan ölenlere rahmet, kalanlara sağlıklı bir ömür diliyorum.