Bahse konu caddemiz 60'lı yıllarda Malatya ekonomisinin kalbi sayılabilecek yerlerden biri; Kışla (Atatürk) Caddesi. Buranın en eskilerinden biri olarak, şimdiyi görünce içim burkuluyor, nereye gitti bu kadar esnaf diye düşünüyorum? Tabi ki zaman su gibi akıyor, doğal süreç işliyor, ölüm, yaşlılık tamam anladık bunları da ailelerine, çocuklarına, torunlarına ne oldu da bunların yerine adını sanını bilmediğimiz bir sürü esnaf türedi…
İsterseniz şimdi o yıllara kısa bir yolculuk yapıp yıllarca kahrımızı çeken o güzel insanları yad edip ölmüş olanları rahmetle analım…
Kışla Caddesi’nin baş tarafı Hüseyin Bey Köprüsü (körpüsü) adıyla bilinirdi. Caddenin en üst sağ başında şehir sineması adıyla bilinen tek katlı büyükçe bir bina mevcuttu. Özellikle dönemin en güzel yabancı filmleri bu sinemada oynar bizlerde tek eğlencemiz olan film izleme zevkini burada tatmin ederdik, sinemanın tahta koltukları bize maroken koltuk gibi rahat gelirdi, burada oynayan; dört dev adam, Herkül, Zorro, Johnny Weissmuller imzalı Tarzan filmleri benim gibi o dönemi yaşayanların hafızalarındadır.
Sinemanın alt tarafında Tekke Camii olarak bilinen bir cami, altında da bakkaliye, kitapevi ve kahvehane bulunurdu, caminin alt kısmında Saltoğlu Konağı, onun yanında Kabadayı Mustafa denen Mustafa Bektaş'ın somun fırını vardı. Kabadayı Mustafa enteresan bir kişilik olup onu tek başına ele almak gerekir. O devri yaşayanlar o mis gibi kokan ekmeği ve kokusunu özlemişlerdir diye düşünüyorum. Birbiri üzerine katlanan tahta darabayı(kepenk) bir daha görme imkânı var mı?
Fırının yanı kitapevi idi, sahibi Kazım Türker adında bir hemşerimizdi. Kazım bey daha sonraları şifa gazozu adıyla bilinen bir gazoz üretti ve aynı yerde satmaya başladı. Necdet Narin’den dinlemiştim, gazoz satışı başlamadan Kazım Bey dostlarını gazozu tattırmaya ve eleştirileri almak için gazozu kişilere tattırır, kimi asidi fazla, kimi gazı fazla, diyerek herkes fikrini söylerdi. Necdet Narin de "Abi biraz şekerli olmuş" sanki der, cevap muhteşemdir "Ama gardaş ben çoğh şirin seviyim."
Turfanda Sokak’tan sonra şimdilerde nesli tükenen yorgancılık mesleğiyle uğraşan Darendeli Ali dayının dükkânı vardı, yere oturup renk renk yorganları işlerdi.
Biraz ilerde o dönem evlenen gençlerin düğün yemeğini yapan Aşcı Veysel Dayı’nın (Veysel Görmeli) turşu yapıp sattığı dükkanı vardı. Aşcı Veysel Dayı düğün evine bir gün önceden gider geceyi orda geçirir, sabaha karşı kalkılır, ev külfetiyle (ev efradı) patlıcanlar doğranır, pirinçler atlanır (ayıklanır) sabaha karşı ateşler yakılır, yemekler teştlerle pişirmeye bırakılırdı. O zaman daha kavurma icat edilmemişti. Malatya'ya özgü yemekler yapılıyordu. Veysel dayının omzunda ki peşkiri, bembeyaz saçları ve bembeyaz önlüğü hala gözümün önündedir...
Aşcı Veysel dayıdan sonra Ali Ulvi Gökalp gilin evi ve sevgili arkadaşım Kadir Alkaya'nın amcası Adnan Alkaya’nın berber salonu gelirdi.
Daha sonra Kemal Yakın Beyin evi ve deposu vardı, ardından fotoğrafçılar gelirdi. Fotoğrafçılardan birinin sahibi İzzettin Abi’nin çok içki içen ehli-keyif biri olduğunu hatırlıyorum. Bu arada berber Hikmeti de unutmayalım. Boy boy saz çeşitlerinin asılı olduğu sürekli türkü nağmelerinin dışarı taştığı sazcı Cafer Bakır’ı unutmak mümkün mü. Daha sonra Palolu HACI Özpolat’a ait lokanta, kahvehane, HACI Başaranlar'ın çocuklarının yedek parça dükkânı, Halis Arpacı'nın tüp gaz satan dükkânı ve Abdullah Yapılıkan tarafından açılan fotoğrafçı… Ki hala sevgili dostum İsmail Başgel ve Hasan Öncü tarafından aynı yerde fotoğrafçılığa devam etmektedir. Yanında eczacılık mesleğinin duayenlerinden Mithat Barış'ın eczacı dükkânı vardı. O zamanki ilaçların çoğunu eczacılar kendi yaptığı için tükanın içi kullanılan kimyasallardan dolayı değişik ve enteresan kokardı. Daha aşağıda Müminoğlu Pasajının bir başında hafriyat iş yeri, diğer başında parçacı dükkânı, otel ve restoran gelmekteydi.
Eskiler han türü konaklamadan sonra, ilk modern manada otelin bu otel olduğunu söylerler. Lokanta için aşçıların Bolu Mengen’den getirildiğini hep duyardım. Orada yediğim tencere yemeklerini bugün bile bulamıyorum. Dönemine göre lüks bir iç donanıma sahip olan otel ve lokantaya çoğu insanın ayakkabılarını çıkararak girdiğini anımsıyorum. Otelin yanı bankaydı. Onun yanı garajdı.
Şunu hatırlatmak gerekir diye düşünüyorum daha eski yıllarda Elazığ’da otobüs firması yok. Kantarcı turizm Elazığ'dan Ankara-İstanbul yolcularını alıyor Malatya'ya geliyor, buradan da Ankara-İstanbul yolcularını alarak ve hareket ediyor. Yani iki ilin yolcusu ancak bir otobüsü doldurabiliyor. O dönem ilginç bir olay da Kantarcı firmasıyla diğer firma rekabete giriyor, sonunda her iki firmada bedavaya yolcu taşımaya başlıyor. Bunun üzerine Hakkı Kantarcı, Veli Palas’ta yağlı ekmek, ayran servisi yaptırıyor. Tabidir ki diğer firma daha fazla dayanamıyor, bir süre sonra rekabet sona eriyor. Her neyse biz konumuza dönelim. Garajın arka tarafı Malatya sanayi sitesi gibiydi, tamirciler, oto-elektrikçiler, madeni yağ satanlar buradaydı. Biraz daha aşağıda efe garajı ve ön kısmında Pütürgeli Sabri Dayı’nın dükkânı ve bakkal Ali dayının dükkânı, arada berber Vehbi, üst katta Kent kıraathanesi, aşağıda hançerlilerin kahvesi ve yol tarafında Saka Şükrü Necati'nin çalıştırdığı lokanta. Yanında berber salonu Hüseyin usta ve ondan sonra geldik Şirket Hanına…
Şirket Hanı müstakil ve geniş bir yazıyı hak ediyor bence.
Böylece caddenin sağ tarafını bitirdik, ikinci bölümde karşı tarafı dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışacağım…
Bu arada unuttuklarım varsa, isim hatalarım varsa af ola…