Bir kentin altyapısı yıllarca gündeme gelmez, ta ki artık saklanamayacak kadar çürüyene kadar. Bugün yaşanan tam olarak bu. Şehrin su şebekesi on yıllardır ertelenmiş, günü kurtaran yamalarla ayakta tutulmuş, neredeyse “idare eder” seviyesinde yaşamış. Oysa deprem bize bir kez daha gösterdi ki görünmeyen hiçbir eksik kendi kendine düzelmiyor, aksine büyüyor, derinleşiyor ve en kritik zamanda karşımıza çıkıyor.

6 Şubat’taki büyük yıkım yalnızca binaları değil, yerin altındaki kırılgan mirası da ortaya çıkardı. Sarsıntıyla birlikte zaten ömrünü tamamlamış boruların durumu daha görünür hâle geldi. Bu yüzden bugün konuştuğumuz 95 kilometrelik içme suyu hattı yenilemesi yeni bir vizyonun değil, geç kalmış bir zorunluluğun sonucu aslında.

Çalışma yalnızca ana hatlarla sınırlı değil; 36 kilometrelik ev bağlantıları, yüzlerce vana, onlarca yangın hidrantı yeniden yapılıyor. Yani yıllardır dokunulmayan, kimi bölgelerde hâlâ asbestli boruların bulunduğu bir yapının tamamı elden geçiriliyor. Bu, uzun zamandır yapılması gerekirken bir şekilde ertelenmiş bir bakımın toplu hâlde bugüne patlamış sonucu gibi görünüyor.

Yaklaşık 600 milyon liralık bu iş, kulağa yüksek bir yatırım gibi gelebilir ama asıl sorun bu rakamın yıllara yayılacak planlı bir yenileme süreciyle çok daha düşük olabilecekken, gecikmeler nedeniyle şimdi ağır bir fatura hâline gelmiş olması. Üstelik kayıp-kaçak oranlarını azaltma hedefi de benzer biçimde yıllar önce ele alınması gereken bir başlıktı; ancak bugün sistemli bir ölçülebilir alt bölge çalışması devreye girebiliyor.

Toplam bin 50 kilometrelik altyapı yenilemesi ve bununla ilişkili 4.4 milyar liralık yatırım programı kulağa kapsamlı bir dönüşüm gibi geliyor ama aslında çözülmesi gereken sorun birikiminin büyüklüğü düşünülürse bu tablo şaşırtıcı değil. Bir kentin on yıllardır bekleyen alt yapısı eninde sonunda bir yerde kendini dayatıyor; deprem sadece bunun kaçınılmazlığını hızlandırdı.

Elbette tüm bu çalışmalar üstyapının gecikmesine neden olacak; yollar kazılacak, geçici düzenlemeler yapılacak. Kalıcı yol ve peyzaj düzenlemelerinin 2026’ya bırakılması da bu yüzden. Aslında bu da gecikmiş altyapı bakımının bir başka yansıması: Bugünün kazısı, geçmişin ertelenmiş işlerinin bedeli.

Sonuçta yaşananlar yeni bir başlangıçtan ziyade uzun süredir yapılmayanın toplu şekilde yapılmak zorunda kalınmasından ibaret. Şehrin altında şimdi bir hareketlilik var ama bu bir “atılım” değil; daha çok yıllardır geciktirilmiş ödevlerin geç de olsa masaya yatırılması. Depremin hatırlattığı gerçek şu: Altyapıyı görmezden gelmenin faturası eninde sonunda yüzeye çıkıyor.