Bugün 308. yıl dönümünde, tarihimizin o en hüznü yüksek diplomatik kırılmasına ve vakur geri çekilişine gelin yakından bakalım...

Tarihin akışını değiştiren öyle anlar vardır ki; orduların heybeti, gazilerin cesareti barış masalarının ağır şartları karşısında kılıcı kınına sokmak zorunda kalır. İşte 21 Temmuz 1718 tarihi, Türk milletinin ve şanlı Osmanlı diplomasisinin hafızasında bir dönemeç olarak yer alır.

Prut’ta Çar I. Petro’nun ordusunu dize getiren, ardından Venedik’ten Mora Yarımadası’nı tereyağından kıl çeker gibi söküp alan Osmanlı, kaybettiklerini geri toplama özgüveniyle doluydu. Ancak Karlofça’nın garantörü olan Avusturya’nın savaşa dahil olması, hesaptaki dengeleri altüst etti.

Serhat Kalesi Belgrad’ın Düşüşü ve Masadaki Zorlu Vekalet

1716’da Petervaradin Savaşı’nda Sadrazam Silahdar Ali Paşa’nın şehit düşmesiyle başlayan kara cloud'lar, Balkanlar’ın kilidi, gaziler ocağı ve "Darü'l-Cihad" olarak anılan Belgrat Kalesi’nin 1717’de düşmesiyle tam bir hüzne dönüştü. Ordunun bu ağır askeri çöküşü, devleti barış masasına oturmaya mecbur bıraktı.

Sırbistan’ın Pasarofça kasabasında kurulan barış çadırlarında taraflar şu yetkin isimlerle temsil edildi:

  • Osmanlı İmparatorluğu: Sultan III. Ahmed ve Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa adına görüşmeleri yürüten Nişli Mehmed Ağa ve Divan-ı Hümayun Reisi İbrahim Efendi.

  • Avusturya (Habsburg): İmparator VI. Karl adına diplomatik heyetin başında Kont Damian Hugo von Virmont.

  • Venedik Cumhuriyeti: Venedik adına elçi Carlo Ruzzini.

  • Arabulucu Devletler: Görüşmelerde İngiltere elçisi Sir Robert Sutton ve Hollanda elçisi Jacob Colyer.

Yüreğimizi Yakan Ağır Harita Vatan Topraklarına Veda

5 Haziran 1718'de başlayan ve Avusturya'nın ağır istekleri nedeniyle çetin geçen görüşmeler 21 Temmuz'da noktalandığında, ortaya çıkan harita devlet-i aliyyenin zihninde tam anlamıyla bir paradigma değişimine yol açtı:

  • Avusturya'ya Terk Edilen Sınırlar: Kuzey Sırbistan (Belgrad dahil), Temeşvar Eyaleti, Eflak’ın batısı (Küçük Eflak) ve Kuzey Bosna şeridi Avusturya’ya terk edildi. Avusturya tüccarlarına Tuna Nehri’nde serbest ticaret hakkı ve kapitülasyon benzeri geniş imtiyazlar tanındı.

  • Venedik ile Durum: Can pahasına geri alınan Mora Yarımadası Osmanlı’da kaldı; ancak Venedik, Dalmaçya kıyılarında ve Arnavutluk sınırında bazı kaleleri ele geçirdi.

Osmanlı bürokrasisi "Mora hiç değilse bizde kaldı" diyerek bu durumu bir teselli gibi sunmaya çalışsa da, Belgrad’ın kaybı Akdeniz’deki Mora zaferinden stratejik olarak çok daha derin bir yaraydı.

21 Temmuz 1718 Kılıcın kınında kaldığı, bir Cihan Devleti’nin mahzun bir sükûta büründüğü gün! (1).jpg

Gece Baskınından Ahşap Barış Sarayına Unutulmayan Detaylar

Pasarofça'ya giden süreçte ve barış masasında yaşanan bazı sarsıcı gerçekler ise tarihin dipnotlarında şöyle kaldı:

Prens Eugene’in Sisli Gece Baskını

Osmanlı ordusunu Belgrad önlerinde bozan Prens Eugene, askeri bir hileye başvurdu. 16 Ağustos 1717 sabahı Tuna Nehri üzerine çöken çok yoğun sisi fırsat bilerek Osmanlı ordusu sabah düzenine geçmeden çadırların arasına daldı ve topçumuzun görüş açısını sıfırladı. Bu beklenmedik baskın, Pasarofça'nın acı şartlarını hazırladı.

Eşitlik İçin İnşa Edilen Ahşap "Barış Sarayı"

İki ordunun tam ortasındaki tarafsız alanda hiçbir tarafın hakimiyet sembolü öne çıkmasın diye ahşaptan devasa bir barış çadır-palası kuruldu. Üç ayrı kapısı olan bu yapıda Osmanlı temsilcileri, Avusturya/Venedik heyeti ve arabulucular içeriye aynı saniyede girerek protokol eşitliğini korudular.

Avusturya’nın Şark Ticaret Şirketi

Yavuz Bingöl’ün sağlık durumu nedeniyle Malatya konseri iptal edildi! Yerine o isim geliyor
Yavuz Bingöl’ün sağlık durumu nedeniyle Malatya konseri iptal edildi! Yerine o isim geliyor
İçeriği Görüntüle

Pasarofça’da elde edilen ticari hakların ardından Avusturya İmparatoru VI. Karl, "Kraliyet Şark Şirketi"ni kurarak Avusturya mallarını ve tüccarlarını ilk kez Doğu Akdeniz piyasasına doğrudan sürdü.

21 Temmuz 1718’de imzalanan Pasarofça Antlaşması, Türk tarihinin hafızasında sadece kaybolan sınırlar ve teslim edilen kalelerden ibaret değildir. Belgrad gibi gaziler diyarı bir serhat şehrinin vatan toprağından kopuşu, cihanı titreten bir anlayışın kılıcını kınına çekip kendi kabuğuna çekildiği, derin bir sükût çağıdır. Bugün 308 yıl sonra o kederli günü hatırlarken; vatan toprağının her bir karışını canı pahasına savunan ecdadımızı ve dün olduğu gibi bugün de bu vatan için cansiperane mücadele eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.

Muhabir: Nisa Taştan