LİDER ARAYIŞI ÇIKMAZA GİRDİ

Cumhuriyet Halk Partisi’nin son on yılı, “geçici” koltuk sahiplerinin birer birer sahneden çekildiği fakat gerçek liderin bir türlü belirginleşmediği sancılı bir süreç olarak tarihe geçti. Deniz Baykal’ın 2010’daki vedasından bu yana parti, Kemal Kılıçdaroğlu’nun altı okunu parlatma çabasıyla oyalandı; ancak kurultay salonlarında yankılanan alkışlar, sandıkta karşılığını bulamayınca hayal kırıklığı kronikleşti. Parti tabanı, günü kurtarmaya odaklanan “ittifak kozuna” bel bağlarken, ufukta beliren hiçbir figür “uğruna zıplanacak” karizmayı sergileyemedi.

Bu lider eksikliği, CHP’nin siyaset üretme kaslarını köreltti. Dosyalar dolusu ekonomi raporları, gölgede kalmış sosyal politikalar ve kadük dış politika önerileri; ekranlarda “Erdoğan karşıtlığı”na indirgendi. Adalet yürüyüşü gibi çıkışlar toplumda kısa süreli heyecan uyandırdıysa da partinin kendi iç tutarlılığına dönüşmedi. Sonuçta muhalif seçmenin tepkisel enerjisi, pozitif program inşasından üstün tutuldu ve CHP, “reaktif parti” damgasını silemedi.

Parti içi demokrasi iddiası da, delegelerin blok oy mantığına hapsolunca yerini çekişmeli hizip savaşlarına bıraktı. “Değişim” sloganları her kurultayda dile getirildi fakat her seferinde “statükonun güncellenmiş hâli” sahnelenmekten öteye geçemedi. Böylece CHP, hem lider yetiştiremeyen hem de mevcut kadroları yenileyemeyen kısır bir döngüye saplandı.

“ZIPLAMA” VAKASININ GÖSTERDİĞİ SON DURUM

Sertab Erener’den Hande Yener’e uzanan konser tribünlerinde “Zıpla, zıpla!” sloganı, siyasal mizahın popüler bir ritüeline dönüştü. Ancak Aslı Baykal’ın “Uğruna zıplanacak lider bile çıkaramayan çaresizlerin tutunduğu dal nefret söylemi” diyor oluşu, alkışlarla görünmeyen acı gerçeği tokat gibi yüzümüze çarptı. Sahne ışıkları altında zıplamanın ritmi, sandığa yansıyamayan bir öfkenin geçici katharsisinden ibaretti.

Bu sloganik muhalefet gerçeği, CHP’nin dijital çağda “trend topic” olmaya kilitlenmiş siyaset biçimine ayna tutuyor. Türev mizah sayfalarında öfke tazelenirken, emekli maaşlarının erimesi, genç işsizlik buharı ve deprem bölgelerinin yeniden inşası gibi temel sorun başlıkları muhalefet gündeminin alt sıralarına itildi. Seçmen, “gündemi değiştirdik” paylaşımlarının ertesinde yine market raflarındaki fiyat etiketleriyle baş başa kaldı.

“Zıplama” eylemi, parti yönetiminin de rahatça sığındığı bir toplumsal valf hâline geldi. Çünkü gerçek anlamda alternatif inşa etmek, sermaye çevrelerinden sendikalara, Anadolu örgütlerinden gençlik kollarına dek uzanan karmaşık bir strateji gerektiriyor. CHP, bu maliyetli yol yerine klik çatışmalarını sükûnetle idare edip sosyal medyada yüksek ses çıkarmayı tercih ettikçe, seçmen nezdinde “bir sonraki yenilginin bahanesi”ni hazırlamış oluyor.

KÜLTÜREL ÇATLAK VE SEÇMENDE YORULMA

Kemalist gelenek ile sosyal demokrat açılım arasındaki dengeyi tutturamayan CHP, kültürel kimlik manevralarında da tutarsızlık sergiledi. Bir yanda laiklik hassasiyetini muhafaza etmek isteyen çekirdek kitle, diğer yanda Anadolu muhafazakârlarına ulaşma arayışı; partiyi bir retorik salınıma sürükledi. Başörtülüler listelere alınırken tribünlerden yükselen “laiklik elden gidiyor” serzenişi, sloganik öfkeyi yeniden alevlendirdi.

Aslı Baykal’ın seçtiği “nefret duygusu oluşturmak” ifadesi, tam da bu kültürel ikilemin yarattığı rahatlatıcı düşman imgelerini deşifre ediyor. CHP, kendi içindeki ideolojik harmanı rafine etmek yerine, rakibin hatalarında moral buldukça seçmen kitlesi karşısında ikna gücünü zayıflatıyor. “Ben kimim?” sorusuna net yanıt veremeyen parti, her yenilgi sonrası makyaj tazelerken yaygın bir seçmen yorulması üretiyor.

Seçimde sandığa gitme motivasyonu düşen, oy verse bile “zaten kazanamayız” kaygısıyla boğulan kitle, iktidarın lehine pasif bir denge oluşturuyor. Böylece CHP’nin “dokuz seçimdir kaybediyoruz ama umutluyuz” hikâyesi, sıradan seçmende samimiyet bunalımı yaratıyor. Sokaktaki vatandaş, muhalefetin “iktidarın yaptıklarını eleştirelim, gerisi kolay” formülünü artık tüketilmiş buluyor.

ÇIKIŞ YOLLARI VE YENİ BİR SİYASET DİLİ

CHP’nin kurtuluş reçetesi, öncelikle güç ve tutarlılık testinden geçmiş bir lider profilinin öne çıkarılmasından geçiyor. Parti içi demokrasi, delegelerin sadakatini ödüllendiren sistem yerine üye tabanlı doğrudan seçim mekanizmalarına evrilmedikçe, gerçek bir meşruiyet zemini oluşmayacak. Bu da “uğruna zıplanacak” karizmayı inşa etmenin ilk şartı.

İkinci basamak, dijital çağın yüzeysel trendlerinden ziyade saha örgütlenmesine geri dönmektir. Mahalle mahalle, köy köy yeniden yapılanan teşkilatlar; emekliden çiftçiye, genç girişimciden kadın esnafa kadar geniş tabakaları aktif politika sürecine katmadan sandıkta dönüşüm sağlayamaz. CHP, geçmişin “tek kanallı propaganda” alışkanlıklarından sıyrılıp çok kanallı, iştirakçi bir program sunabildiğinde “nefret dili”nin zorunlu olmadığını keşfedecektir.

Üçüncü ve belki de en kritik adım, ekonomik vizyonun çarpıcı, ölçülebilir ve uygulanabilir hedeflerle somutlaştırılmasıdır. Seçmenin cazibe alanı, “Erdoğan gitsin” motivasyonundan çok, “Benim cebime ne girecek?” sorusunun inandırıcı cevabıdır. CHP, kendi içindeki teknokrat birikimi siyasal iradeyle buluşturup, enflasyon cenderesinden çıkış, bölgesel kalkınma ve dijital ekonomi atılımı gibi somut yol haritaları ortaya koyduğunda nefret söylemi gereksizleşecektir.

ZAFER SLOGANDA DEĞİL, STRATEJİDE GİZLİDİR

Prof. Dr. Aslı Baykal’ın “Zıplayarak ülke yönetilebileceğini düşünen zavallılar” sözleri, CHP’nin mevcut siyaset tarzına yöneltilmiş sadece bir eleştiri değil, aynı zamanda derin bir analizdir. Bu cümle, muhalefetin içeriksiz ve tepkiye dayalı reflekslerine ayna tutmakta; seçmenin artık sloganlara değil, sahici çözümlere aç olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda CHP’nin karşı karşıya kaldığı asıl sorun; iktidarı yıpratmak değil, kendi bünyesinden iktidar kuracak yetkinlik ve vizyonu üretebilme meselesidir.

Siyaset, sadece tepki vermek değil; yön belirlemek, kadro kurmak, ülkeye yön verecek programlar inşa etmektir. Türkiye gibi çok katmanlı bir toplumda, sadece “karşı olmak” üzerine kurulu siyaset tarzı, seçmen nezdinde artık bir cazibe üretmiyor. CHP, sloganların arkasına gizlenmiş sahte bir dinamizm yerine, halkın karşısına somut çözüm önerileriyle çıkmalı; sosyal adalet, ekonomik kalkınma, eğitimde reform gibi alanlarda kararlı bir duruş sergilemelidir. Aksi takdirde, toplumun her seçim sonrası tekrar tekrar hayal kırıklığına uğraması kaçınılmaz hale gelecektir.

Sonuç olarak, CHP’nin yeniden ayağa kalkması için “zıplama” değil, “durup düşünme” vaktidir. İç muhasebe yapılmadan, yeni bir lider kadrosu inşa edilmeden, halka umut verecek güçlü bir vizyon çizilmeden sadece Erdoğan karşıtlığına yaslanmak, hem partiye hem de muhalefete zarar vermeye devam edecektir. Gerçek değişim, popülist tribün şovlarıyla değil, samimi ve cesur bir yeniden yapılanmayla mümkündür. Ve bu da, zıplayarak değil; ayakları yere basan, hedefleri sağlam temellere oturtulmuş bir siyaset anlayışıyla sağlanabilir.

UNUTULMAMALIDIR Kİ,

Lider üretemeyen muhalefet, sloganla zıplar; millet ise ayakları yere basan bir gelecek ister.

SAYGILARIMLA!