ARTIK AĞLAMASIN BEBEKLER, SİNMESİN GÖZLER, KESİLMESİN OKUL YOLLARI!
Türkiye Cumhuriyeti, bir asrı deviren tarihinin en ağır bedellerinden birini, 40 yılı aşan terörle mücadelesinde ödemiştir. Bu mücadele yalnızca silahla değil; sabırla, dirayetle, stratejiyle ve en önemlisi millet iradesiyle yürütülmüştür. Bugün artık tarihi bir eşiği aştık. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye” çağrısıyla başlayan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı liderliğinde sürdürülen terörle mücadele süreci, sonunda amacına ulaşmış ve terör örgütü PKK, 12. olağanüstü kongresinde silah bıraktığını ve kendini feshettiğini ilan etmiştir.
Bu gelişme sıradan bir haber değil, Türkiye’nin geleceğini yeniden inşa edecek bir dönüm noktasıdır. Artık ne dağlardan inen cenazeler, ne okul yollarında pusuya düşen çocuklar, ne düğün yerlerinde infilak eden bombalar kalacak. Bu, sadece bir terör örgütünün sonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin, Batı’nın taşeron şiddet aparatlarına karşı verdiği mücadelenin zaferidir.
KAN VE GÖZYAŞIYLA YAZILAN 40 YILLIK TARİH
PKK, 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulduğunda; hedefi açıktı: Türkiye’yi içten çökertmek, Anadolu’nun bağrına hançer saplamak. 15 Ağustos 1984’te Siirt’in Eruh ve Hakkari’nin Şemdinli ilçelerine yapılan ilk saldırıdan bu yana, sayısız hain eylemle Anadolu’yu kana buladı. Sadece güvenlik güçleri değil; bebekler, çocuklar, kadınlar, öğretmenler, öğrenciler, çiftçiler, memurlar… Yani bu milletin en masum fertleri hedef alındı.
1993’te Siirt’in Derince köyünde 13’ü çocuk 22 sivil kurşuna dizildi. 2019’da Akçakale’de 9 aylık Muhammed bebek öldürüldü. Okul bahçelerinde kan aktı, kütüphanelerde sessizlik yerini sirenlere bıraktı. En büyük zararı ise bölge halkı gördü. Bu toprakların evlatları, yağa sürülen fitneyle kandırıldı; kardeşin kardeşe kurşun sıktığı bir cinnet atmosferi yaratıldı.
SİLAH BIRAKMA SÖZLERİ SADECE ALDATICI OLDU
PKK daha önce de 2000 yılında “silah bırakıyoruz” dedi. Ama bu bir aldatmacaydı. Sınır hattında yeniden yapılanmalar kuruldu, şehir merkezlerine terör hücreleri gönderildi. Kırsaldan metropole sızan kanlı planlar, savunmasız sivilleri hedef aldı. Süleyman Onbaşı’dan Mazlum Güneş’e, Elif Terim’den Serkan Erdem’e kadar yüzlerce masum can toprağa düştü.
Terör örgütü sadece hayatları değil; Türkiye’nin ekonomik, sosyolojik ve psikolojik dokusunu da hedef aldı. Güvenlik bütçeleri arttı, yatırımlar ertelendi, toplumsal travmalar birikti. İnsanların geleceğe dair umutları, PKK’nın karanlık gölgesinde soldu.
2 TRİLYON DOLAR: BİR MİLLETİN ÇALINAN GELECEĞİ
PKK ile mücadelenin Türkiye’ye maliyeti, doğrudan ve dolaylı etkilerle birlikte yaklaşık 2 trilyon doları bulmuştur. Bu, sadece bütçeden eksilen rakamlar değil; bir milletin çalınan umudu, elinden alınan kalkınma fırsatlarıdır. Bu meblağla:
100 bin km otoban ve hızlı tren hattı inşa edilebilirdi,
1000 şehir hastanesi kurulabilir,
3 milyon sosyal konut yapılabilir,
İstanbul’daki tüm riskli binalar dönüştürülebilir,
Eğitim sistemi 50 yıl boyunca hiçbir kaygı olmadan finanse edilebilirdi. Vb.
Ama terör, bu imkânları elimizden aldı. Oysa ki bugün geldiğimiz noktada artık bu fırsatlar yeniden gerçek olabilir.
YENİ DÖNEMİN EŞİĞİNDEYİZ: TERÖRSÜZ TÜRKİYE
Bu tarihi fesih kararıyla birlikte artık “Terörsüz Türkiye” bir hayal değil, gerçek bir devlet politikası ve toplumsal irade ürünüdür. Artık analar ağlamayacak, artık okula giden çocuklar geri dönememe korkusu yaşamayacak. Artık güvenlik güçlerimiz sadece vatan savunması için değil, huzurun tesisi için görev başında olacak.
Bu zafer, sadece devletin değil; milletin, şehit ailelerinin, gazilerin, dua eden ninelerin, sabreden babaların, ayakta duran kardeşlerin zaferidir. Türkiye artık yeni bir yüzyıla, yeni bir umutla giriyor.
Bu başarı, aynı zamanda Türkiye’nin içeride ve dışarıda hiçbir gücün vesayetine boyun eğmediğinin, bağımsızlık yürüyüşünden asla taviz vermeyeceğinin ilanıdır. Yıllarca terörü bir sopa gibi kullanan Batı’nın planları çökmüştür. Türkiye, artık sadece coğrafi değil, siyasal ve stratejik olarak da güvenli bir ülke haline gelmiştir.
SÖZDE VATANSEVERLER, SÖZDE MİLLİYETÇİLER, SÖZDE İNSANLAR!
Ne yazık ki bu tarihi dönüm noktasında dahi, bu ülkenin terör belasından kurtulmasını içine sindiremeyen, PKK’nın silah bırakmasından rahatsızlık duyan bazı karanlık zihinler, hala nifak tohumları ekmekte ısrar ediyor. Bu karanlık düşünceler, kimi zaman sözde milliyetçilik, kimi zaman sahte vatanseverlik, kimi zaman da insan hakları maskesiyle ortaya çıkıyor. Oysa gerçek milliyetçilik, gerçek vatanseverlik; bu toprağın her evladına huzur getirmek, akan kanı durdurmak, gözyaşlarını silmektir.
Bu güruh, Türkiye’nin birlik ve kardeşlik yürüyüşünü sabote etmeye çalışsa da; biz onların bu kokuşmuş zihniyetine aldanmayacağız. Çünkü biz biliyoruz ki asıl olan barıştır, kardeşliktir, birlikte geleceğe yürümektir. Türk’üyle, Kürt’üyle, Arab’ıyla, Laz’ıyla, Çerkez’iyle bu millet bir bütündür. O bütünlüğe kurşun sıkan, o kardeşliği zehirleyen terör son bulmuşsa; bunun yasını değil, sevincini yaşamak insan olmanın gereğidir.
Biz, bu ülkenin gerçek sahipleri olarak; iç ve dış düşmanların oyunlarını bozacak iradeye, sağduyuya ve imana sahibiz. Şimdi tam da bu noktada; yaraları birlikte sarma, kardeşliği yüceltme, şehitlerin ruhunu muazzep etmeden bu topraklara barış ve adalet getirme vaktidir.
ŞİMDİ KARDEŞLİĞİ İNŞA ETME VAKTİ
Bu yeni dönemde devletin sorumluluğu daha da artmaktadır. Şimdi yaraları sarmak, bölge halkını kalkındırmak, terörün izlerini silmek ve kardeşliği yeniden inşa etmek gerekmektedir. Sadece silahlar değil; zihniyetler de değişmeli, örgütün sömürüsüyle mağdur edilen Kürt gençleri için gerçek fırsatlar sunulmalıdır.
Öte yandan bu tarihi dönüm noktası; millet olarak birlik içinde, aynı hedefe yürüyünce neler başarabileceğimizin en somut ispatıdır. Siyasi ayrışmaların ötesinde, milli meselelerde tek yürek olmanın meyvesini aldık. Aynı ruh, aynı kararlılıkla sürdürülmelidir.
Ve elbette ki şehitlerin emaneti yere düşmemelidir. Onların uğruna can verdiği bu topraklara barış, adalet, huzur ve kardeşlik egemen kılınmalıdır. “Terörsüz Türkiye” sadece bir güvenlik durumu değil; aynı zamanda adil, onurlu ve bütün vatandaşlarıyla kucaklaşan bir devlet düzeni olmalıdır.
“SİLAH BİTTİ, SÖZ BAŞLADI; KARANLIK SÖNDÜ, MİLLETİN IŞIĞI YANDI!”
(Bu vesileyle ifade etmeliyim ki, 14 Mart 2025 tarihli yazımda kaleme aldığım “Terörsüz Türkiye”ye dair temennilerin, bugün nihayet gerçek olduğunu görmek tarifsiz bir sevinç kaynağıdır. O gün umutla yazdığımız bu hedef, çok şükür bugün milletimizin ortak iradesiyle gerçekleşmiştir.)