Renkli Sinemanın en önemli özelliği, hanımların her zaman sinemaya gitmesini sağlamak için, arka koltukların hanımlara ayrılması neticesinde hanımların, "bayanlar matinesi" dışında da sinemaya gitmeye başlamasıydı. Burada genellikle vizyondaki en yeni yabancı filmleri oynar, insanlar kuyruğa girerek biletlerini alır, sigarasız bir ortamda filmlerini izlerlerdi. Buna rağmen aileler daha çok locaları tercih eder, beş nolu loca her zaman Vali Beye ayrılır, Vali gelmezse hatırlı kişilere verilirdi. Ayrıca sıcak yaz günlerinde rahat bir ortamda film izlemek için, yazlık kısmı da hemen yanına yapılmış unutulmaz filmler izlediğimiz harika bir sinemaydı. Ben-Hur, Doktor Jivago, Yavru ile Katip serisi, İyi Kötü Çirkin, Batı Yakası Hikayesi, On Emir; aklıma gelen filmlerden bazıları.

İbrahim İpekçi, Burhan Kazanç, Nejat Dirican tarafından işletilen sinema, Burhan beyin Ankara'ya gidişi, Nejat beyin de ölümü sonrasında, İbrahim bey tarafından uzun süre işletilmiş, sonra düğün salonu olarak kullanılmış, sonunda yıkılarak başka bir iş koluna dönüştürülmüştür.

Şark Sineması şu anda Yeni Cami arkasında bulunan Pamuk Han’ın olduğu yerdeydi. Yanlış hatırlamıyorsam, Sinemacı Rıfat veya Kırmızı Rıfat da denen aynı zamanda Pınar Sinemasını da işleten Rıfat Barış tarafından işletiliyordu. Burası da biraz daha eskimiş Türk filmleri oynatan, perdesi koltuk seviyesinden üç metre yukarıda olduğu için sinema çıkışı herkesin boyun fıtığı!!! olduğu, tuvaletlerindeki idrar kokusunun tüm sinemaya ve insanların üzerine sindiği, enteresan bir mekandı!

Ankara sineması şu günkü postanenin yan tarafında yer almaktaydı, bu sinema da kalorifersiz, modern sinema görüntüsünden uzak ama sıcacık sinemalarımızdan biriydi. Yusuf ve Hediye Yücebilgin çalıştırırlardı.

Pınar Sineması da hükümetin arkasında yazlık sinemalarımızdan biriydi. Yazlık sinemalar, duvarları beyaz badanayla boyanmış, açık mavi veya pembe renklitahta sandalyeleri, arkadaki üç beş locası, rengarenk lambalarının aydınlattığı, kapısında dondurmacıların, mısırcıların bağır çağır satış yaptığı, genelde Fahri Kayahan'ın parçalarının çalındığı o zaman bize çok büyük gelen ama gerçekte çok büyük olmayan bahçelerdi.

Sinemacı Rıfat’ın işlettiği sinema, yaz günlerinin çoluk çocuk tüm Malatyalılarınçekirdeklerini alıp eğlenmeye gittikleri bir mekandı. Maalesef imar rantının artmaya başlamasıyla yazlık sinemalara dolayısıyla da Pınar Sinemasına veda etmek durumunda kaldık.

Bu anlattığım sinemalardan daha sonra hizmete giren birde Can Sinemamız vardı. Yeni Melek Sinemasını işleten Hüseyin Yeşil'in işlettiği sinema Postane karşısında Parlak Pasaj’da bulunmaktaydı.

Derme İlkokulu’nun karşı köşesinde şu anda Büyük Çarşı olan yerde Yeni Melek sinemasının yazlık kısmı bulunmaktaydı, bu sinema daha sonra Fuzuli Caddesi’nin ortalarında bir yere taşınmıştır.

Bu arada herkesin unuttuğu bir sinema da Can Sinemasının biraz yukarısında bulunan Ar Sinemasıydı. Bu sinemanın sahibi Nevzat ve İsmet Arpacı kardeşlerdi.

Bir gün bu sinemada Kuyu diye çok trajik ve bol ödüllü bir film oynuyordu. Filmi İsmet abiyle beraber izliyorduk. Bir ara İsmet abinin hıçkırarak ağladığını fark ettim. “Ağabey hayırdır?” diye sorunca,

-"Bu benim üçüncü izleyişim" demesin mi.

-Peki, ilk izleyişinde ne yaptın abi?, dedim merakla...

Ar Sineması da bir yangın nedeniyle aramızdan ayrıldı maalesef.

Dönemin en modern mimarili sineması Büyük Sinema en son yapılan sinemalarımızdandı. Fuayesiyle, koltuklarıyla, ses sistemiyle son sistem bir teknolojiyle Malatyalıların hizmetine girmişti. Vanlıoğlu ailesine ait sinemanın yerinde şimdi büyük bir baharatçı bulunuyor.

Bütün bu sinemalarımızdan başka Mahfel (Orduevi ) sineması, Sümerbank Sineması ve Sıtmapınarı’nda adını hatırlayamadığım bir sinema...

Güle Güle sinemalarım. Başın sağ olsun Malatyam... Seni de, sinemalarını da unutmayacağım; anılarımda hep yaşayacaksınız...

Selam olsun Malatya'mın güzel insanlarına...