“SARAYDAKİ YUSUF’LA HERKES DOST OLUR. MESELE, KUYUDAKİ YUSUF’LA DOST OLMAKTA.”

DOSTLUK, MENFAATİN GÖLGESİNDE CAN VERİYOR

Günümüzde dostluk dediğimiz ilişki biçimi, ne yazık ki çoğunlukla bir menfaat denklemine sıkışmış durumda. İnsanlar birbirini gerçekten seven, saygı duyan, değer veren bir varlık olarak değil; bir aracı, bir basamak, bir fırsat olarak görüyor. Hâl böyle olunca dostluklar da yapaylaşıyor, ilişkiler çıkar odaklı hale geliyor ve güven duygusu her geçen gün biraz daha yok oluyor. “İşime yaramazsa bir selamı çok görürüm” anlayışı; içtenliği, samimiyeti ve insanlığı öldürüyor.

Bugün bir makamda olan, bir imkân sağlayan, parası ya da gücü olan birine herkes yakın olmak ister. Onunla çay içmek, onunla fotoğraf paylaşmak, onun çevresinden faydalanmak için yarışılır. O kişi düşse, zayıflasa, halkın arasında sıradan biri olsa kimse yüzüne bakmaz. Bugün saraydaki Yusuf’la oturmak için sıra bekleyenler, dün kuyudaki Yusuf’a bir merhaba bile dememişti. Çünkü menfaat, dostlukların yeni ölçüsü olmuştu.

İnsanlar, işine yarayana selam verirken, işine yaramayanı görmezden geliyor. Hatta düşene bir de tekme atanlar, “Ben zaten biliyordum böyle olacağını” diyerek kendilerini temize çıkarmaya çalışıyor. Bu yüzden bugün gerçek dostluk, bulunmaz bir nimet; sadakat ise neredeyse kutsal bir haslet haline geldi.

KUYUDAKİ YUSUF’A SELAM VEREBİLMEK

Yusuf (a.s.), henüz çocuk yaşta kardeşleri tarafından kıskanılarak kuyuya atıldığında, yanında bir dost yoktu. Ne akraba, ne kardeş, ne tanıdık… Herkes ondan yüz çevirmişti. Oysa sabırla ve tevekkülle bekledi. Allah onu oradan çekip çıkardığında, iffetini koruyarak zindana düştü. Zindanda da unutuldu ama yine sabretti. Sonra bir gün saraya yükseldi. Ve işte o an herkes Yusuf’la dost olmaya, onunla görünmeye çalıştı.

Ama mesele tam da buradaydı: Saraydaki Yusuf’la değil, kuyudaki Yusuf’la dost olabilmek… Menfaatin olmadığı yerde yanında duran, sana destek olan, seni koruyan insan gerçek dosttur. Çünkü o dost, senin zayıflığını, düşmüşlüğünü fırsat bilmez. Aksine senin elinden tutar, seni yüceltmeye çalışır. O yüzden Kur’an’daki Yusuf kıssası sadece bir peygamberin değil, aynı zamanda insanlığın ve dostluğun kıssasıdır.

İslam bize, dostluğu en zor anlarda göstermek gerektiğini öğretir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Müslüman, kardeşini zulümde de, mazlumken de yalnız bırakmaz” buyurmuştur. Yani bir mümin, dostunun zayıflığına göre değil, haklılığına göre yanında olur. Ama biz bugün güçlülerin yanında, haklıların karşısında saf tutar olduk.

ÇIKARCI DÜNYADA SADAKAT YİTİĞİ

Günümüzde “sadakat” kelimesi, neredeyse kullanılmaz hale geldi. Çünkü sadakat, çıkarla yan yana durmaz. İnsanlar artık kimin daha faydalı olduğuna bakıyor; daha dürüst, daha ahlaklı, daha haklı olduğuna değil. Dostluklar, bağlantıya; merhamet, menfaate kurban ediliyor. Halbuki sadakat, İslam’ın temel değerlerindendir.

Bir arkadaşınla sadece iyi gününde değil, kötü gününde de beraber olabilmek, sadakatin en büyük göstergesidir. Sahabe efendilerimiz, Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) en zor anlarında bile onu terk etmemiştir. Hendek kazılırken toprak taşıyan, Uhud’da bedeniyle siper olan, Taif’te taşlanan peygamberle birlikte yürüyen insanlar, bugün bizim sadece dillerimizde kalan ama yüreğimizde yaşamayan örneklerdir.

Çıkarcı dostluklar, fırtına çıktığında kaybolur. Sadakat ise, fırtınada yelken açmak gibidir. Sadık olanlar, rüzgâra göre yön değiştirmez. Ve bu çağda, sadakati yeniden öğrenmediğimiz sürece; kimse kimseye güvenemez, kimse gerçek dost bulamaz. Çünkü artık herkes, saraya çıkan merdivenleri arıyor; kuyuya inip bir Yusuf’la selamlaşmak kimsenin umurunda değil.

DÜNYA MENFAATİ GEÇİCİ, AHİRET YOLU KALICIDIR

İslam’da dostluk, Allah rızasına dayalı olmalıdır. Sadece bu dünyada değil, ahirette de bir arada olabilmeyi gaye edinmelidir. Menfaat ilişkileri, sadece dünya kazancı içindir. Ama Allah için kurulan kardeşlik, ebediyen sürer. “Müminler ancak kardeştir” (Hucurat, 10) ayeti, bunu net biçimde ortaya koyar.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) en yakın dostu Hz. Ebubekir, ona sadece Mekke’nin en güçlü adamı olduğu zaman değil; ilk vahiy geldiğinde, herkes onu yalanladığında bile inanarak yanında durmuştu. Bugün ise çoğumuz, ancak el üstünde tutulduklarında insanlara yaklaşmayı tercih ediyoruz. Oysa önemli olan, herkesin uzaklaştığı bir anda birinin yanında olabilmek.

Ahiret inancı olan bir insan, çıkarcı dostluklara tenezzül etmez. Çünkü bilir ki, her dostluk bir gün Allah’ın huzurunda sorgulanacak. “O gün dostlar birbirine düşman kesilir, ancak takva sahipleri müstesna.” (Zuhruf, 67) Ayet açık: Dünya için kurulan dostluklar, mahşerde hesaplaşmaya döner. O yüzden dostluğumuzu ahiret merkezli kılmalı, dünyalık değil ukbalık düşünmeliyiz.

PEYGAMBER DOSTLUĞU: VEFANIN ZİRVESİ

Peygamberlerin dostları, en zor zamanların insanlarıydı. Hz. Musa’ya Firavun’un sarayında bile iman eden sihirbazlar, onunla birlikte oldukları için canlarını feda ettiler. Hz. İbrahim’i ateşe atacakları sırada bile onun yanında olanlar vardı. Bu insanlar, peygamberler saraya ulaşsın diye değil; ateşe atılsa da yanında olalım diye dost olmuşlardı.

Bugün ise biz, güce tapan bir toplum olduk. Güç kimdeyse onun yanına geçiyor, kimin elinde imkan varsa ona yöneliyoruz. Oysa birini severken, onun ne vereceğine değil, ne yaşadığına bakmalıyız. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ashabıyla birlikte açlık çekti, taşlandı, hicret etti ama onlar hiç vazgeçmedi. İşte dostluk budur.

Günümüzde bu vefa, azın azıdır. Ama biz bu azlığı çoğaltmakla sorumluyuz. Çünkü biz, sadece başarı anında alkışlayan değil, zorluk anında omuz veren insanlar olmalıyız. Saraydaki Yusuf’a selam veren çok olur. Ama kıymetli olan kuyudaki Yusuf’un yanında duranlardır. O yüzden mesele, kiminle oturduğun değil; kiminle yürüdüğündür.

KİMİNLE YÜRÜYORSUN?

Bugün herkes güçlülerin etrafında, zayıfların uzağında. Gülenle güler gibi yapıyor, ağlayanla mesafeli duruyor. Çünkü artık dostluk değil, pozisyon önemli. Yarın ne olur bilinmez ama bugün kuyuda olan yarın saraya çıkabilir. İşte o gün sorulacak ilk soru şu olacak: “Kuyudayken neredeydin?”

Kimi dostluklar vardır ki seni yüceltir, kimi de seni kullanır. Ama Allah için kurulan bir dostluk, dünyada yükselemese de ahirette arşın gölgesinde buluşur. Biz Yusuf’u kuyudayken tanımazsak, sarayda elini sıkmamızın bir kıymeti yoktur. Dostluk, vefa ister; sadakat ister; çıkar değil, fedakarlık ister.

Unutmayın,

Dostluk, sarayda değil, kuyuda başlar.

İmtihanlar zordur; ama gerçek dostluklar, o zorluklarda doğar.

Çıkar için dost olanın dostluğu, çıkar bittiğinde de biter…

SAYGILARIMLA!