Sami Kasap, Malatya’mızın yetiştirdiği büyük sanatçılarımızdan biridir.

Genellikle hemşehrileri tarafından “Gasap Sami” olarak hatırlanan sanatçımız, 1933 yılında Malatya’da doğdu. Genç yaşlarda sesinin güzelliği fark edilince çeşitli mekanlarda sahneye çıkarak müzik bilgisini geliştirdi. 120 plak yaptı, 300 eser besteledi. Kendi bestelediği “bir dağ ne kadar yüce olsa bir kenarı yol olur” adlı eserle altın plak aldı. 3 Eylül 2002 de karaciğer yetmezliğinden hayata gözlerini yumdu.

Sami Kasap ile ilgili hayat hikayesini fazla uzatmadan, belki çok kişinin bilmediği esprili kişiliğinden bahsedeceğim. Yazdıklarımın hepsi kendi anlattıklarıdır.

Sami ağabey anlatıyor:

“Almanya’ya bi gonser için çağırdılar. Ben de bizim kemancı kör Mamoş’u (Mamoş Saygılı) alarağh gettim. Adamlar sağ olsunlar boy boy afişler bastırıp her yere asmışlar.

“Şark bülbülü, ünlü gazelhan Sami Kasap ve ünlü kemanist Mamoş Saygılı şehrimizde” diye reklam yapıylar ki gonser galabalığh ola. Şeheri gezerken o afişlerden birini gördüm. Görmez olaydım babo, ünlü kemanist yazacağhlarına, ünlü komanist Mamoş Saygılı yazmamışlar mı. Bi harf  yanlış yazmışlar ama bizim kemanist Mamoş olmuş gomunist Mamoş. Mamoş bunu görürse, ben komanist miyim diye gıyameti goparır. Sağhladığh mağhladığh amma otele giderken bi köşede afişi gördü.

“Ula Sami, hele bağh, burda ne yazor”. (Adıyaman şivesi)

“Ne yaza oğlum kemanist Mamoş yazıyı”.

“Yoğh yoğh sanki ele yazmor”.

“Ula kör yanına mı geldi oğlum, kemanist yazıyı aha”,Nettiysem olmadı gandıramadım.

“Vay, bunlar baa komanist yazorlar eyle mi ben çıkmorum sahneye.”

“Gardaş etme dutma, itin olam, bi yanlışlığh olmuş”.

“O zaman söle onlara, düzeltsinler”...

Vay baboo..! ben hangi bir afişi düzelttirem...

Neyse uzun lafın gıssası,  körün göynünü ettim, gonsere çığhmaya ikna ettim.

Gonser öncesi Mamoşa dedim ki:

“Oğlum alaturalara (atılan paralar) sahap ol. Sen paraları topla soyna bölüşürük”.

Gonser başladı, Kör Mamoş, bi hicaz taksimle girdi ki, ortalığ gırılıyı. Ben hem türkü söylüyüm hem de sepilen paraları sayıyım. Gözüm Mamoş’da. Elli mark, yirmi daha geldi, aha bi on daha etti yüz mark. Şu şişko, yüz mark daha tağtı etti iki yüz.

Paraları saymağhdan türkü söyleyemiyim. Mamoş bu, gözünü gaçırmaya gelmez. Gaşnan göz arasında işi bitirir.

Üç aşşağı beş yuğarı alaturayı hesap ettim. Derken biri ‘bir dağ ne gadar yüce olsa bir kenarı yol olur’ uzun havasını istedi. Ben bi söylüyüm ki herif aşga geldi bir binlik markı dürüp Mamoşun kemanının arasına soğhmadı mı. Gözlerim faltaşı gibi açıldı. Bi daha, bi daha söyletti, amma canı sağ olsun, bin mark tağhtı ya canına gurban olsun.

Neyse yüzümüzün ağıynan gonseri bitirdik. Üst gattaki otele çığhtığh. Acele ediyim ki paraları bölüşek.

“Ula Mamoş, hele getir şu paraları bi sayağh hele” dedim

Mamoş; İstemeye istemeye cebindekileri çığhartıp saymaya başladı.

“Elli, altmış, yüz atmış, ikiyüz” derken altıyüz mark çığhtı.

“Daha yoğh mu dedim”,

“Yoğh, hepsi bu dedi”.

“Ula Mamoş eyi bağh dedim, cebinde unutmayasın”.

“Yoğh diyi başka bi şey demiyi”.

“Ula sahtekar bana uzun hava söylettiren herif bin mark vermedi mi? Gözüme mi inanam sana mı inanam” dedim.

Daha diy ki yoğh, “Sami gardaş o yüz marktı sen yanlış görorsun”.

“Ula madem ben yanlış görorum, o herif aşağıda, şimdi gidip soracam, gardaş sen kaç mark tağhtın diye. Eğer bin mark derse, ula seni Almanya’da bırağır giderim, burda sersefil galırsın ona göre.”

Hıznan odadan çığhtım, ayağlarımı yere vuruyum ki beni gidiyi zannetsin. Merdiven başına gelmiştim ki, gapı açıldı,

“Sami gardaş hele gel hele” diyen Mamoş’un sesi duyuldu.

“Noldu Mamoş?” dedim.

“Gözüm görmor ya gardaş, bin mark burdaymış, bin markı yüz mark görmüşüm gardaş gusura galma gel bölüşek”...