Hayatım boyunca unutamayacağım bir kaç maçtan biriydi.
Maçın belki de en önemli özelliği takımın başına getirdiğimiz Özkan Sümer'in ilk deplasman maçı olması ve benimde Özkan hocayla ilk yolculuğum olması.
Özkan Sümer'le anlaşmamız kesinleştikten sonraki gün, sporculardan bazılar yanıma gelerek, bizlere çok teşekkür ettiklerini, Özkan Sümer gibi bir hocayla çalışmanın her futbolcuya nasip olamayacağını bu şansı verdiğimiz için minnet duygularını ifade ettiler.
Hakikaten Özkan Sümer'le anlaşmamız o günlerde büyük sansasyon yaratmıştı.
O günleri hatırlayamayan genç nesil için anlatayım;
Türkiye'de bir şimdi Fatih Terim neyse Özkan Sümer de öyle önemli bir isimdi. Özkan Sümer gelmeden şöhreti gelmişti Malatya'ya. Çok sinirliydi, ağzı bozuktu, aşırı disiplinliydi falan diye...
Antrenmana çıktığı ilk gün soyunma odasında söyledikleri bugün bile aklımda:
-"Arkadaşlar, idman saat ikide, ikiye beş kala hepiniz eşofmanlarınızı giymiş, her şeyinizi hazırlamış, kramponlarınızı bağlamış, hazır bir şekilde beni bekleyeceksiniz. Geldiğimde bağcığını bağlayanı dahi görürsem canınızı yakarım…"
Özkan Sümer benim tanıdığım en kaliteli ve en zevkli giyinen, lafına sözüne güvenilir, kültürlü, kitap okumayı seven, kendini iyi yetiştirmiş, adam gibi adam, hocalardan biriydi.
Kanalboyu’nda tuttuğumuz bir dairede kaldığı için bazı akşamlar yemeği evde beraber yer sohbet ederdik.
Yemeğe gittiğimiz bir gün, yardımcı antrenör Yılmaz Vural eve bizden sonra gelince hoca küplere binmiş, misafirlerimizden sonra nasıl gelirsin diye ağzına geleni söylemişti.
Hayatın her alanında yenilmeye tahammülü yoktu. Bunu bildiğim için sporcular kampa girince akşamları gider, king, briç gibi oyunlar oynardık. Bu oyunlarda bütün gayem oyunun hocada kalması ve onun sinirlenmesiydi. Çoğu kez de amacıma ulaşır hocayı hop oturup hop kaldırırdım.
Konuyu dağıttım galiba gelelim deplasmana;
Maçımız Fenerbahçe ile İstanbul'da idi, fakat Fenerbahçe’nin cezası nedeniyle maç Bursa’da oynanacağı için Bursa'ya gittik. Hiç unutmuyorum Çekirge semtinde bir otele yerleştik.
Özkan Sümer’le lobide oturuyoruz. Hocam birer yorgunluk kahvesi içelim mi dedim. İki kahve söyledim, kahve gelince hocanın sinir katsayısı tavan yaptı, bağırmaya başladı:
-"Siz benim nasıl kahve içtiğimi hala öğrenemediniz miİİİİ ?”
Daha önce bu otelde defalarca kaldığı için…
Ama nasıl kızgın, kahvenin köpüğü az olmuş.
-"Hocam ne olur kahve biraz köpüksüz olmuşsa telafi ederler " diyorum ama nafile.
Neyse yeni ve bol köpüklü kahveler geldi.
Biraz sonra sakinleşince, “Hocam, bu kadar sinirlenmeniz gerekir miydi, canınıza yazık” deyince, o davudi sesiyle çok meşhur sözünü söyledi:
-"Atilla Bey acırsan acınacak hale düşersin"...
Yine lafı uzattık maça bir türlü gelemedik. Maçı kısaca anlatayım, hocanın gelişi olumlu etki yapmış olmalı ki süper top oynuyoruz.
Bir gol attık bir sıfır galibiz ve kinci gol de her an gelebilir.
Maçın 75. dakikası yani kırılma anı;
Feyzullah taç çizgisinde sakatlandı. Hakem “devam” dedi ve oyun devam etti. Top Fener ceza alanında, Feridun Müjdat’ı geçti pasını çıkardı, Oktay kaleciyle karşı karşıya dokunsa yüzde yüz gol…
Ve düüüt diye bir düdük!
Hakem oyunu durdurup Feyzullah’ın yanına koştu ve sağlıkçıları davet etti.
İkinci golü hakem engelleyince saha karıştı, moraller bozuldu…
Ve son 15 dakikada iki gol yedik alacağımız maçtan.
Fener lobisine gücümüz yetmediği için hakem kararıyla!!!!
Mağlup ayrıldık...