Tarih kitapları binlerce askeriyle Fırat’ın azgın sularına dayanan öfkeli bir kralı yazar ama aynı nehrin kıyısında, oturduğu kürsüden elini uzatıp o devasa suları tek bir tasla sağan o gizemli devden bahsetmez. Bugün Malatya’da Karakaya Barajı’nın karanlık suları altında sessizce uyuyan Köşkerbaba Höyüğü, insan aklının sınırlarını zorlayan bir tezatlar mezarlığı. Koskoca bir hükümdarın ordularıyla günlerce geçit aradığı bu nehir, nasıl oldu da kemikleri kabrine katlanarak sığdırılan bir azizin uysal pınarı haline geldi? İşte suların altına gömülen o ürpertici hafıza...
2800 YILLIK URARTU YAZITINDAKİ MEYDAN OKUMA "FIRAT BAKİRDİ..."
Bundan yaklaşık 2800 yıl önce, MÖ 8. Yüzyıl'da, Urartu Kralı II. Sardur, ta Van’dan kalkıp Malatya’nın idari kalbi olan Arslantepe’ye ulaşmak için büyük bir askeri sefere çıktı. Ancak önünde aşılması imkansız, azgın bir engel vardı: Fırat Nehri. Kral Sardur, o güne kadar hiçbir hükümdarın ordularıyla geçmeye cesaret edemediği bu azgın suları aşmak için tanrılarına sığındı.
Bugün Karakaya Barajı’nın derin suları altında mahsur kalan ama bir kopyası Malatya Arkeoloji Müzesi’nde tarih meraklılarını selamlayan İzollu çivi yazılı kitabelerinde, mağrur kral ordusunun nehir önündeki o çaresiz duraksayışını ve bir günde 70 kaleyi nasıl zapt ettiğini şu destansı sözlerle anlatıyordu:
"Fırat bakir bir yerdi, buradan daha önce hiçbir kral geçmemişti. Ben yüce tanrı Haldi’ye, Teişeba’ya ve Şivini’ye, Urartu tanrılarına bir prensin büyüklüğüyle yalvardım, yakardım. Tanrılar sesimi duydu, bana yol verdi. Tumeşki önünde askerlerin arasında Fırat’ı geçtim."
Kral II. Sardur’un ordusuyla Fırat’ı dize getirip ayak bastığı, Malatya’nın kalbine açılan o stratejik kapı, bugün Köşkerbaba Höyüğü olarak bilinen yerin tam kendisiydi.
OTURDUĞU YERDEN FIRAT’I SAĞARAK HEYBETİYLE COĞRAFYAYI SARAN BİR AZİZ
Urartu Kralı’nın binlerce askerle, tanrılara yalvararak ancak geçebildiği o nehir kıyısında, asırlar sonra bambaşka bir efsane filizlendi. Rivayete göre bu topraklarda, halkın "yemeni" dediği geleneksel ayakkabıları diken, Köşkerbaba adında ermiş bir zanaatkar yaşardı. Ancak o, sıradan bir usta değildi; heybeti dağları aşan, "bir ağzı yerde, bir ağzı gökte" diye tabir edilen devasa bir adamdı.
Köşkerbaba’nın nehir karşısındaki gücü, ordularıyla gelen krallardan çok daha başkaydı. O, yemeni dikerken canı bir tas su çekse ya da zanaatı için deriyi ıslatması gerekirse, oturduğu kürsüden milim kıpırdamazdı. Kilometrelerce uzaktaki azgın Fırat’a doğru o devasa kolunu uzatır, tasını doldurur ve işine devam ederdi. Koskoca orduları durduran nehir, bu dev adamın avucunda adeta uysal bir pınara dönüşürdü.
KEMİKLERİ KABRİNE KATLANARAK SIĞDIRILAN O GİZEMLİ ÖLÜM
Köşkerbaba’nın büyüklüğü sadece fiziksel heybetinden değil, yüreğinin asaletinden geliyordu. Parası olmayandan kuruş almaz, bayram geceleri kimsesizlerin, fukaraların kapısına yatsı namazından sonra gizlice bayramlık yemeniler bırakırdı. İyiliğinin konuşulmasından öyle nefret ederdi ki, kendisini övmeye kalkanlara hiddetlenirdi. Bu gizemi, onu halkın gözünde daha da devleştirirdi.
Efsanenin en sarsıcı ve rasyonel zihne meydan okuyan kısmı ise onun ölümüyle başladı. Burnunun deliğinden küçük bir çocuğun rahatlıkla geçebileceği söylenen bu devasa aziz eceliyle vefat ettiğinde, köy halkı büyük bir çaresizliğe düştü. Günlerce uğraşıldı, toprak eşelendi fakat o heybetli bedeni toprağa sığdırmak imkansızdı. İkinci bir rivayete göre, çaresiz kalan köylüler bu ulu zatı kabrine ancak kemiklerini katlayarak yerleştirebildiler.

KARAKAYA BARAJI’NIN ALTINDA UYUYAN ORTAK HAFIZA
Bugün ne o dev mezardan bir iz var ne de Urartu Kralı’nın ayak bastığı o tarihi topraklardan... Malatya-Elazığ demiryolu köprüsünün hemen yanı başında yükselen orta büyüklükteki Köşkerbaba Höyüğü, Karakaya Barajı’nın yapılmasıyla tamamen sulara teslim oldu.
Bir yanda nehre diz çöken mağrur bir kralın çivi yazılı çığlığı, diğer yanda oturduğu yerden Fırat’ı avuçlayan bir devin sessiz hatırası... Fırat Nehri bugün her iki gizemi de derinliklerinde saklıyor ve Malatya halkının hafızasında, suyun üzerindeki en büyük efsane olarak yaşamaya devam ediyor.



