Sevgili hemşerilerim…
Bu kötü günler geçecek, güzel yarınlar gelecek inşallah.
İnsanoğlu, sekiz on bin sene öncelerde mağaralarda, daha da öncelerde ağaç kovuklarında yaşarmış.
Ağaç kovukları ilkokul kitaplarımızda yazardı.
O kadar dayanıklı olmadığı için günümüze kalmışını görmedim.
Ama, Kapadokya’daki yeraltı köylerini, şehirlerini gördük.
Hem barınma hem de düşmandan korunma için.
İnsanın aklının alamadığı yapım, yerleşim, yaşam yerleri.
Hasankeyf’e giderken de yamaçlardaki, kapı olan simsiyah oyukların, bugün başka amaçlarla da olsa hala kullanılan iki artı bir gibi mağara evlere açıldığını da gördük.
İnsan zorda olunca, zor da olsa bir yerde sığıntı gibi de yaşıyor, çadırda da yaşıyor, konteynerde da yaşıyor.
Valimiz açıklamış, Malatya’da 106 bin kardeşimiz konteynerde yaşıyormuş.
Dilek yolunda iki taraflı, o evlerden, o kentlerden kuruldu.
Daha önce aynı yerde çadırlar vardı ki, onlar Romanlarındı.
Bu çadırevlerin, konteyevlerin, eski mağaraevlerden farkı var mı?
Hatta, hangisi daha iyi?
Evet, dünyamızın on bin sene öncesiyle, 808 bin nüfuslu Malatya’dan, 2022’de, 665 bin kişinin uçakla yolculuk yaptığı bu günü karşılaştırıyorum.
Nereden nereye, ağaç kovuğundan, havalimanlarına, kuş gibi uçan metalden araçlara, Malatya’da bir yılda uçakla yolculuk yapan 665 bin vatandaşımıza ve oradan da çadırevlere, konteyevlere, o evlerde yaşayan 106 bin kardeşimize…
Her şeyi milletimiz söylemiş…
Ne oldum değil, ne olacağım diyeceksin…
Dünyanın bin bir çeşit hali var diyeceksin…
Allah’ım, götürdüğümüz kadar verme diyeceksin.
İnsanoğlunun götüremeyeceği yük, acı, üzüntü yok gerçekten.
Kadın, eşini, dört evladını depreme vermiş ama yine de yaşıyor, hatta güldüğü de oluyor.
Neyin ne zaman olacağını Allah bilir.
Kurmuştur düzenini, tıkır tıkır işler.
İnsana da akıl vermiştir.
Hem bireysel, hem ortak aklı kullan.
İnsanlığın evrensel, yerli, milli birikimlerden, deneyimlerden yararlan.
Yeni icatlar üret.
Deprem olacaktır, al önlemini, yenilme.
Birey olarak, devlet olarak, millet olarak çok çalış, çok üret, çok kazan ama nefsine hakim ol, desinlere gitme; ‘Adam sende! bir şey olmaz’ deme, gelirinin bir kısmını güvenliğine ayır; büyük daireler yerine, ‘O parayla, küçük ama güvenlikli daire alayım’ de.
Evet, o konteykentlerde kalan yüz altı bin kıymetli hemşerim…
Çok şükür hayattasın, enkaz altında kalanları, göçüp gidenlerimizi bir düşün.
Dayan, sabret…
Bu günler geçecek.
İnanıyorum, Devletimiz sizi orada koymayacak.
Malatya merkezi, daha doğrusu, çarşısı, caddesi, sokağı ve evleriyle Malatya’nın göbeği inşa ve ihya edilmeye başlandı.
İkizce’de, Beylerderesi civarında, Ören tarafında, diğer yerlerde Şahane konutlar yapılıyor.
Gittim, gördüm, çektim.
Hayran kaldım.
Hiçbir piyasa müteahhiti o kadar sağlam, güzel bina yapmaz.
Sağolsun devletimiz, milletimiz.
Sağolasın Özhaseki…
“Göz yumma güneşten, ne kadar nuru kararsa
Sönmez ebedi, her gecenin gündüzü vardır.” Tevfik Fikret.
Bu dörtlüğün ilk iki dizesini Cumhurbaşkanımız okumuştu bir konuşmasında:
“Zulmün topu var, güllesi var, kal’ası varsa
Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.”
Cumhurbaşkanımız bu dizeleri, Gazze’deki insan varlığına bomba kusan İsrail’e korku, Filistin halkına umut olsun diye okumuştu.
Bir de, Rahmetli Erbakan’ın, Yahudilerin planlarına ilişkin bir konuşmasından aldığım şu sözlere bakalım; çünkü hala Filistin’den bize ne? diyenimiz var.
“…Bir, ‘Çeşitli yerlere sürülmüş olan Yahudileri Kudüs’te toplayacağız.’
İki, ‘Fırat’la Nil arasında (Muş’umuza kadar, bütün Güney Anadolu dahil -Allah muhafaza buyursun-, bu toprakları içine alacak şekilde Büyük İsrail’i kuracağız.’
Üç, ‘Süleyman Mabedini yapacağız ve bu İsrail’in güvenliğini temin edeceğiz.’
Bu esnada Anadolu’da, Selçuklular, Osmanlılar mirasçısı bağımsız bir devlet, Türkiye olmayacak.
Bu Türkiye olursa, bunlar bütün Müslümanlarla birleşir.
Biz bu büyük İsrail’i kursak bile bizi denize dökerler, dinimiz yok olur.
Onun için bu Anadolu’ya müsaade edemeyiz.”