Hayatta herkesin bir yükü vardır. Kimi sırtında taşır, kimi elinde, kimi de kalbinde. Ancak bu yükü nasıl taşıdığımız, karakterimizi ve onurumuzu belirler. Kimi insanlar, en küçük sıkıntıda başkalarının omzuna yaslanarak rahat etmeye çalışırken, kimileri de kırık ayağının üzerine basarak, dişini sıkarak, kimseye yük olmadan ilerlemeyi tercih eder. Asıl güçlü olanlar, işte bu ikinci gruptakilerdir. Çünkü onurlarına, iradelerine ve özgürlüklerine sahip çıkarlar.

Hayat, insana çoğu zaman kolay yollar sunmaz. Her insanın karşısına türlü zorluklar çıkar; maddi sıkıntılar, sağlık sorunları, yalnızlık, başarısızlık korkusu… Ancak, bu zorluklar karşısında izlenecek iki yol vardır: Ya kolay olanı seçip başkalarının yardımını beklemek ya da zor olanı seçip kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmek.

Birinin desteğiyle ayakta kalan, aslında bir gölgeye yaslanıyordur. O gölge çekildiğinde yere düşeceği kesindir. Oysa kendi çabasıyla yükselen insan, kimsenin desteğine muhtaç olmadığı için asla eğilmek zorunda kalmaz. İşte bu yüzden, “Kırık ayağının üzerine bas, acı çeksen de kimsenin omuzunda elinin izi olmasın” sözü, bir hayat düsturu olarak benimsenmelidir.

İNSAN KENDİ ÇABASIYLA VAR OLMALI

İnsanoğlu, emek vererek, alın teri dökerek bir yere gelmelidir. Hazıra konan, başkasının sırtında yükselen insan, aslında kendine büyük bir kötülük yapmaktadır. Çünkü yardımla elde edilen başarı, gün gelir sahibine karşı bir koz olarak kullanılır. Bugün bir elin tuttuğu kol, yarın borç olarak önüne konur.

Başkalarının desteğiyle başarıya ulaşanlar, sandıklarından çok daha büyük bir yük altına girerler. Çünkü o destek karşılıksız olmayacaktır. İnsan, özgürlüğünü korumak istiyorsa, kimsenin iyiliğine bel bağlamadan, kendi çabasıyla yükselmeyi öğrenmelidir.

Allah, Kur’an’da insanın ancak çalıştığının karşılığını alacağını bildirir:

“Şüphesiz insan için kendi çalışmasından başkası yoktur.” (Necm, 53/39)

Bu ayet, insanın başkalarının desteğiyle değil, kendi emeğiyle kazanmasının en doğru yol olduğunu ortaya koymaktadır. Başkasının yardımıyla bir yerlere gelen, daima o yardımın gölgesinde yaşamak zorunda kalır.

Başkalarının desteğiyle var olan bir insan, kendisine ait olmayan bir başarıya sahipmiş gibi görünse de içten içe bilir ki aslında o başarı kendine ait değildir. Ne zaman ki yardım eden el geri çekilir, işte o zaman tüm sahte zaferler çöker. Bu yüzden insan, baştan itibaren kendi emeğiyle yükselmeli, her başarıda kendi alın terinin izini taşımalıdır.

YARDIMIN ARDINDAKİ HESAPLAR

Dün dostça uzanan eller, bugün hesap soran gözlerle geri dönebilir. Verilen destek, ilerleyen zamanlarda başa kakılabilir, yapılan iyilikler bir vefa borcu gibi sunulabilir. Hatta bazen, destek veren kişi, karşılığında kişiliğini, özgürlüğünü, hatta onurunu bile isteyebilir.

İnsan, hayatını başkalarının iyiliğine borçlu şekilde geçirdiğinde, onların beklentilerini karşılamak zorunda kalır. Yardım eden kişi, bir gün çıkarları doğrultusunda bir şey istediğinde, borçlu kalan insan itiraz edemez. İşte bu yüzden en baştan borçlanmamak gerekir.

Peygamber Efendimiz (sav), kimseye muhtaç olmadan yaşamanın önemini şöyle vurgular:

“Veren el, alan elden üstündür.” (Buhârî, Zekât 18)

Bu hadis, insanın her zaman kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini, veren taraf olmanın alan tarafta olmaktan daha değerli olduğunu anlatır. Birine el açmak, insanı mahcup eder; el açtırmak ise insanı kibirli yapar. İkisinin de sonunda bir dengesizlik ve huzursuzluk vardır. Oysa kimseye yük olmadan yaşamak, insanı hem dünyada hem de ahirette güçlü kılar.

ZOR DA OLSA KENDİNE YETMENİN ERDEMİ

Hayatta kimseye muhtaç olmamak, kendi gücüyle ayakta kalabilmek kolay değildir. Ama zorluklar, insanı olgunlaştırır. Kendi başına bir şey başaran kişi, gerçek anlamda özgürdür. Acı çeksin, ter döksün, yorulsun ama sonunda “Ben yaptım!” diyebilsin. Çünkü kendi emeğiyle yükselen, her zaman dimdik durur.

Atalarımızın dediği gibi:

“El elin eşeğini türkü söyleyerek arar.”

Başkalarının yardımıyla ilerleyen kişi, onların çıkarlarına hizmet etmek zorunda kalır. Oysa kendi çabasıyla yürüyen, sadece kendi doğrularına ve vicdanına hesap verir.

İnsan özgür kalmak istiyorsa, şu hususlara dikkat etmelidir:

                1.            Gereksiz borç altına girmemelidir. Maddi olarak kimseye bağımlı olmamak için elindekini doğru kullanmalı, lüks yerine kanaatkâr olmayı öğrenmelidir.

                2.            Kimsenin hatırına yanlış yapmamalıdır. Yardım aldığı kişilere boyun eğmek zorunda kalmamak için baştan itibaren haksız kazançlardan ve şaibeli desteklerden uzak durmalıdır.

                3.            Bilgi ve becerisini geliştirmelidir. İnsan, başkalarının desteğine ihtiyaç duymamak için kendini sürekli geliştirmeli, ilmini ve yeteneklerini artırmalıdır.

                4.            Şükretmeyi ve sabretmeyi bilmelidir. Zorluklar karşısında hemen pes etmek yerine, sabırla mücadele etmeyi öğrenmelidir.

SONUÇ OLARAK,

Hayatta en büyük güç, kendi ayaklarının üzerinde durabilmektir. Acı çeksin ama kimsenin omuzuna elinin izi olmasın insan. Çünkü birilerine yaslanarak yürüyenler, asla gerçekten yürüyemezler.

Özgür olmak isteyen, kimseye borçlu kalmamalıdır. Çünkü borç, sadece maddi bir yük değil, aynı zamanda insanın ruhuna vurulan bir zincirdir.

“Özgür olmak istiyorsan, borçlu kalmamayı öğren.”

Saygılarımla,