AVRUPA BİRLİĞİ’NİN EŞİĞİNDE BEKLEYEN ÜLKE

Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) kapısında yıllardır beklemesi, karşılıklı menfaatlerden ziyade tek taraflı bir bağımlılık ilişkisine dönüşmüş durumda. Oysa AB’nin sağladığı faydalar kadar, getirdiği ağır şartlar da var. Peki, gerçekten AB’ye ihtiyacımız var mı? Yoksa sadece “batılılaşma” rüyasının peşinden mi sürükleniyoruz?

Dünya değişiyor. Küresel güç dengeleri yeni eksenler üzerinde şekilleniyor. Avrupa, kendi içindeki krizlerle boğuşurken, Türkiye neden hâlâ bu yıpranmış yapının kapısında beklemekte ısrar ediyor? Oysa Türkiye’nin Avrupa dışında birçok alternatifi var. Türk Devletleri Teşkilatı’ndan Şanghay İş Birliği Örgütü’ne, İslam ülkelerinden Asya-Pasifik ittifaklarına kadar birçok alternatif mevcutken, AB üyeliğinde ısrar etmek ne kadar rasyonel?

AVRUPA BİRLİĞİ: ÖZGÜRLÜK MÜ, ÇIKAR BİRLİĞİ Mİ?

AB, üye ülkelere ekonomik entegrasyon, siyasi istikrar ve hukuk güvenliği vaat ediyor. Ancak bu vaatlerin arkasındaki gerçekler sorgulanmalı. Çünkü AB, üye ülkeler arasında dahi eşitliği tam anlamıyla sağlayamayan bir birlik. Almanya ve Fransa’nın belirleyici olduğu bir sistemde, Doğu Avrupa ülkeleri bile ikinci sınıf muamele görmekten şikâyetçi.

Örneğin, Yunanistan ve Bulgaristan gibi ekonomik krizlerden defalarca geçen ülkeler bile AB üyesi olabilirken, Türkiye neden hâlâ bekletiliyor? Kendi içinde ekonomik darboğaza düşen, toplumsal huzursuzluk yaşayan ve İngiltere gibi önemli bir aktörünü kaybetmiş olan AB, Türkiye için gerçekten bir cazibe merkezi mi? Yoksa Türkiye, gereksiz bir duygusallıkla bu kapıda mı bekliyor?

TÜRKİYE’NİN AB’YE GİRME NEDENLERİ VE GERÇEKLER

Türkiye, ekonomik avantajlar, hukuk standartlarının yükseltilmesi ve siyasi istikrar gibi sebeplerle AB üyeliğini istiyor. Ancak AB’nin getirdiği hukuki şartlar, Türkiye’nin egemenlik haklarını kısıtlayabilecek nitelikte. Örneğin:

1. AB Adalet Divanı’nın Yetkisi: Üye ülkeler, birçok konuda ulusal mahkemelerinden önce AB Adalet Divanı’nın kararlarını uygulamak zorunda. Türkiye’nin böyle bir yetki devrine hazır olup olmadığı tartışmalı.

2. Serbest Dolaşım ve Gümrük Birliği: AB’nin temel taşlarından biri olan serbest dolaşım hakkı, Türkiye için hâlâ bir hayal. Oysa Türkiye, Gümrük Birliği’ne dahil olmasına rağmen AB’den aynı serbestliği göremiyor.

3. Hukuki Standartlar: Türkiye’ye sürekli demokratikleşme ve insan hakları reformları dayatılırken, AB üyesi bazı ülkeler hukuksuzluklarını sürdürebiliyor. Örneğin, Macaristan’da otoriterleşme eleştirileri devam ederken, Yunanistan’da Batı Trakya Türkleri hâlâ ayrımcılığa uğruyor.

AB’nin, Türkiye’yi tam üye yapmak yerine onu ekonomik olarak bağımlı bir aday ülke konumunda tutmayı tercih ettiği çok açık. Öyleyse bu kapıda daha ne kadar beklemeye devam edeceğiz?

AVRUPA BİRLİĞİ HUKUKU VE TÜRK HUKUKU KARŞILAŞTIRMASI

AB, hukuk sistemini temel insan hakları ve demokratik değerler üzerine kurduğunu iddia etse de, kendi içinde çifte standartlar barındırıyor.

Türkiye’de Anayasa Mahkemesi, hukukun üstünlüğünü sağlama görevi üstlenirken; AB’de bu görev AB Adalet Divanı’na ait. Ancak AB, siyasi meselelerde kendi çıkarlarına uygun şekilde hareket etmekten çekinmiyor.

Örneğin:

1. Fransa, başörtüsü yasağı koyduğunda AB sessiz kalıyor ama Türkiye’de benzer bir düzenleme gündeme geldiğinde eleştiriler havada uçuşuyor.

2. Yunanistan’daki Türk azınlık hakları ihlal edilirken AB sessiz kalıyor ama Türkiye’den sürekli reform talep ediyor.

3. Macaristan ve Polonya gibi ülkeler hukuk devleti ilkelerinden saparken AB yaptırım uygulamaktan kaçınıyor ama Türkiye’ye gelince en sert söylemleri kullanıyor.

Bu çifte standartlar, AB’nin gerçekten evrensel değerlere mi yoksa sadece kendi çıkarlarına mı hizmet ettiğini sorgulatıyor.

TÜRKİYE’NİN ALTERNATİFLERİ: NEDEN YENİ BİR YOL ÇİZMEYELİM?

AB’nin kapısında beklemek yerine, Türkiye’nin kendine yeni alternatifler oluşturması gerekmez mi? Alternatif birlikler oluşturmak ya da var olan küresel güç merkezleriyle daha yakın ilişkiler geliştirmek, Türkiye’ye daha büyük fırsatlar sunabilir. İşte bazı alternatifler:

1. TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI (TURAN BİRLİĞİ)

Türkiye, Türk dünyasının doğal lideri konumunda. Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan gibi ülkelerle daha derin ekonomik ve siyasi iş birlikleri kurulabilir. AB’nin yıllardır yapamadığını Türkiye, kardeş ülkelerle birlikte başarabilir.

2. ORTADOĞU VE İSLAM ÜLKELERİYLE BİRLİKTE HAREKET ETMEK

Türkiye, İslam dünyasının önemli bir gücü. Endonezya’dan Pakistan’a, İran’dan(çok güvenmesem de) Malezya’ya kadar birçok ülkeyle stratejik ortaklıklar geliştirilebilir. Batı’nın İslam ülkelerini sürekli bölme çabalarına karşı, bu birliktelik güçlü bir alternatif olabilir.

3. ŞANGHAY İŞ BİRLİĞİ ÖRGÜTÜ VE ASYA GÜÇLERİ

Türkiye, Şanghay İş Birliği Örgütü’ne tam üye olursa, Rusya ve Çin gibi küresel aktörlerle daha sağlam ilişkiler geliştirebilir. AB’ye üye olsak dahi Rusya ve Çin’le ticari ilişkilerimizi sınırlamak zorunda kalacağız. Oysa Şanghay Beşlisi, Türkiye’ye yeni ekonomik ve siyasi fırsatlar sunabilir.

4. RUSYA, ÇİN VE JAPONYA İLE STRATEJİK ORTAKLIKLAR

Türkiye, Batı eksenli bir dış politika yürütmek zorunda değil. Dünya artık sadece Avrupa ve Amerika’dan ibaret değil. Küresel ekonomik ve siyasi dengeler değişirken, Türkiye’nin Doğu’ya yönelmesi büyük bir fırsat sunabilir.

1. Rusya: Enerji, savunma sanayi ve ticaret alanlarında Türkiye ile güçlü bağlara sahip. S-400 anlaşması ve TürkAkım projesi gibi örnekler, bu iş birliğinin önemini gösteriyor.

2. Çin: Kuşak ve Yol Projesi kapsamında Türkiye, Asya ve Avrupa arasında bir köprü görevi görebilir. Çin, Türkiye’ye büyük yatırımlar yapmaya hazır. Neticeten bunun bir müjdesi Ak Parti kongresinde sayın cumhurbaşkanımız tarafından açıklandı. Çin’in araba üreticisi Samsun’a araba fabrikası kurmaya geliyor.

3. Japonya: Teknoloji, sanayi ve yenilenebilir enerji alanlarında Türkiye için önemli bir partner olabilir. Japon mühendisliği ile Türk sanayisi bir araya geldiğinde büyük bir sinerji yaratılabilir.

Bu ülkelerle yapılacak stratejik ortaklıklar, Türkiye’yi sadece bölgesel bir güç değil, küresel bir oyuncu haline getirebilir.

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN KENDİNE BİLE HAYRI YOKKEN BİZE NE FAYDASI OLACAK?

AB, 2008 ekonomik krizinden bu yana sürekli bir çöküş sürecinde. İngiltere, Brexit kararıyla AB’den ayrıldı ve bu, birliğin zayıfladığının en büyük göstergesi. Fransa’da ekonomik kriz ve toplumsal huzursuzluk had safhada. Almanya bile yaşlanan nüfus ve azalan üretim kapasitesi nedeniyle zorluklar yaşıyor.

Peki, böylesine zayıflayan ve kendi içinde çelişkiler barındıran bir birliğe girmek Türkiye için hâlâ bir hedef mi olmalı? Türkiye, yıllardır beklediği AB üyeliği için hem siyasi hem de ekonomik fedakârlıklar yaptı. Ancak karşılığında ne aldı?

1. Vize serbestisi hâlâ verilmedi.

2. Gümrük Birliği’nde adaletsiz bir sistem sürdürülüyor.

3. Türkiye’den sürekli reform istenirken, AB kendi içindeki sorunları görmezden geliyor.

Artık şu gerçeği kabul etmek gerekiyor:

AB, Türkiye’yi bir tam üye olarak görmek istemiyor. Sadece ekonomik çıkarları doğrultusunda bir tampon bölge olarak kullanıyor.

KAPIDA BEKLEMEKTENSE KENDİ YOLUMUZU ÇİZELİM

Türkiye, AB üyeliği hayaliyle onlarca yıl kaybetti. Ancak dünya artık eski dünya değil. Yeni güç merkezleri oluşuyor ve Türkiye’nin bu değişime ayak uydurması gerekiyor.

Batı’nın kapısında bekleyen bir ülke olmaktansa, kendi ekonomik, siyasi ve hukuki sistemimizi güçlendirmeliyiz. Kendi ittifaklarımızı kurmalı, kendi kurallarımızı belirlemeliyiz. Çünkü başkalarının koyduğu kurallarla özgürlük olmaz!

Bence,

“Kendi göğünde güneş olup parlamak varken, başkasının gölgesinde ışık beklemek akıl kârı değildir.”

Saygılarımla,