Bir zamanlar sabah selamlaşmalarıyla, kaldırımı işgal eden hasbihallerle, çocuk sesleriyle cıvıl cıvıl şenlenen Malatya sokakları artık daha sessiz, daha renksiz. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor artık, kimsenin kimseyi dinlemeye zamanı yok. Otobüslerde selam sabah yok, sokaklarda hal hatır soran kalmadı. Peki, bunca kalabalık arasında bu yalnızlık neden, yüzümüzü insanlardan telefonlara döndüren o bahanemiz ne?

Dijital bir kalabalığın içerisindeyiz. Günümüzün yarısında gözlerimiz ekranlarda. Otobüsler, sokaklar bir yana aynı evde bile ailemize yabancı olduk. Herkesin oturup sessiz sedasız yemek yediği, konuşmanın yasak olduğu sofralar kalktı, herkesin bir elinde telefon bir elinde kaşık olan sofralar girdi hayatımıza. Ne ara bu kadar uzaklaştık birbirimizden? Ne ara bu kadar yabancı olduk birbirimize, kendimize.

Tarih boyunca sıcak sohbetleriyle, misafirperverliğiyle, komşuluk ilişkileriyle tanınan Malatya’da şimdi herkes herkese yabancı. Teknolojinin hızlı gelişimi, internete olan ulaşımın kolaylığı gibi etkenler bizi birbirimize yabancı etti. Kayısı ağaçlarının gölgesinde oturup sohbet eden biz şimdi Instagram dm’lerinde buluşup, Twitter yorumlarında toplanıyoruz. Ne olduğu belirsiz filtreli fotoğraflarımızla, hiç görmediğimiz arkadaşlarımızla sohbet ediyoruz.

Elbette teknolojiyi suçlamak kolay. Fakat mesele, onu nasıl kullandığımızla ilgili. Akıllı telefonlar bilgiye erişimimizi kolaylaştırdı, haberleşmeyi hızlandırdı. Ama aynı zamanda bizleri ekranlara esir etti. Özellikle gençler, dijital dünyada “beğeni” toplama yarışında gerçek hayattaki ilişkilerini ihmal etmeye başladı. Birbirinin gözünün içine bakmak yerine, birbirinin “story”sine bakar olduk.

Dijital yalnızlık, sadece bireysel bir sorun değil; toplumsal bir yaraya da dönüşüyor. Çünkü yalnızlaşan birey, topluma da yabancılaşıyor. Komşusunu tanımayan, selam vermeyi unutan, ortak dertlere kayıtsız kalan bir toplum ne kadar güçlü kalabilir?

Peki, çözüm ne? Belki de biraz yavaşlamak… Cep telefonlarımızı bir kenara bırakıp, Malatya’nın güzel bir parkında dostlarımızla yürümek. Bir kahve eşliğinde yüz yüze sohbet etmek. Çocuklarımızı ekran başında değil, sokakta oynarken izlemek. Okullarda dijital farkındalık çalışmaları başlatmak, ekran süresini sınırlayan aile içi kurallar koymak.

Çünkü hiçbir “bildirim sesi”, bir dost kahkahasının yerini tutmaz. Hiçbir sanal kalp, gerçek bir sarılmanın sıcaklığını veremez. Gelin, yeniden yüz yüze bakalım. Belki de o zaman Malatya’nın sokakları sadece ışıkla değil, muhabbetle de aydınlanır.