İNSAN, İNSANA AYNADIR

“İnsan insana çözüm olmalı, düğüm değil.

İnsan insana ilaç olmalı, dert değil.

İnsan insana yoldaş olmalı, yük değil.

İnsan insana lazımdır, ama insan insana…”

Can Yücel’in bu dizeleri, sadece bir şiirin değil, belki de bir ömrün özetidir. Şair kelimesini hak eden her yürek gibi o da yaşadığını yazmış, yazdığını yaşamış. Bu dizeler, sadece kafiyeden, ahenkten ya da mecazdan ibaret değildir; bunlar bir hayat çağrısıdır. Bir uyarı, bir sitem, bir davettir. “İnsan insana lazımdır” diyor şair, ama sonra hemen ekliyor: “ama insan insana…”

Bu “ama” kelimesinde saklıdır her şey. Çünkü insan insana gerçekten lazım olurken, aynı insan insana zehir de olabilir, diken de olabilir. İşte tam da bu yüzden aynaya değil birbirimize bakmayı bilmeliyiz. Zira insan, insana aynadır. Gördüğün şey karşındakinde, gösterdiğin şey kendindedir.

ÇÖZÜM MÜ OLACAĞIZ, DÜĞÜM MÜ?

Hayatın kendisi bir bilmeceyken, insan ilişkilerinin bir düğüme dönüşmesi ne yazık ki çok kolay. Bir bakmışsın ki, güzel başlayan bir dostluk bir sözle bozulmuş. Bir bakmışsın ki, emek verilmiş bir ilişki, bir kırgınlıkla paramparça olmuş. Oysa çözüm olmak varken, neden düğüm olur insan insana?

Çünkü sabırsızız. Çünkü aceleciyiz. Çünkü anlamaya çalışmadan yargılamaya bayılıyoruz. Çünkü sevmek, artık tüketmekle karıştırıldı. Bir dostun derdine ortak olmak, bir kardeşin yükünü paylaşmak, bir yabancıya tebessüm etmek… Ne kadar da unutuldu değil mi?

Çözüm olmak, bazen bir cümlede, bazen sadece susmakta gizlidir. Ama biz konuşmayı severiz, dinlemeyi değil. Oysa çözüm dinlemekte saklıdır. İnsan susanı değil, susturulanı anlamalıdır. Yüzümüze bakan gözleri değil, kaçırılan bakışları okumalıyız.

İLAÇ MIYIZ, YOKSA BİR DERT Mİ?

İnsan bazen kendine bile iyi gelemezken, başkasına nasıl ilaç olacak? Ama işte tam burada başlar insan olmanın sırrı. Kendiyle yüzleşmek, içindeki kırıkları onarmak, sonra o iyiliği başkasına bulaştırmak…

Bir tebessüm, bir selam, bir “Ben buradayım” cümlesi, çoğu zaman en pahalı ilaçlardan daha şifalıdır. Ama biz ne yaptık? Dertlerimizi paylaştığımızı zannederken, aslında dert olduk birbirimize. Yaralara merhem olacakken, kanattık. Acıları hafifletmek yerine, çoğalttık.

Can Yücel’in dediği gibi: “İnsan insana ilaç olmalı.” Evet, ilaç… Ama iğne gibi batmak için değil, merhem gibi sarıp sarmalamak için…

YOLDAŞLIK MI EDECEĞİZ, YOKSA YÜK MÜ OLACAĞIZ?

Yol yorgunudur insan. Hayat dediğimiz şey, bir yürüyüştür çünkü. Kimi zaman koşar, kimi zaman sürünürüz. Ama en çok da düşeriz. Ve düşenin elinden tutacak bir yoldaşa ihtiyacı vardır.

İşte insan insana burada lazımdır. Sadece neşede değil, acıda da, hüzünde de, çaresizlikte de… Ama ne olduysa, insanlar birbirine sadece işine yaradığında yoldaş oldu. Geri kalan her durumda, yük sayıldı. Birinin derdi, diğerine angarya gibi geldi. Birinin hüznü, diğerine yük gibi…

Unutuldu yoldaşlık. Unutuldu omuz omuza yürümek. Unutuldu: “Sen yürüyemezsen ben seni taşırım” diyebilmek.

Ve bu unutkanlık yüzünden büyüdü insanlar içinde yalnızlık. Kalabalıklar içinde bile, “tek başıma” hissi bu yüzden sardı dört bir yanımızı.

İNSANIN İNSANA EN ÇOK LAZIM OLDUĞU ZAMANLAR

Zor zamanlardan geçiyoruz. Sadece ekonomik olarak değil, insani olarak da. Birbirimizi göremez, duyamaz, anlayamaz hale geldik. Aynı sofrada oturuyor ama aynı duayı edemiyoruz. Aynı evde yaşıyor ama farklı dünyaların sessizliğinde boğuluyoruz.

İşte tam da böyle bir çağda, insan insana daha çok lazım. Samimi bir sohbet, gerçek bir dostluk, hesapsız bir iyilik… Belki de en büyük devrim budur artık.

İnsan insana lazımdır; bir çorba kadar, bir selam kadar, bir dua kadar… Ve insan, insana iyi gelmeyi öğrenmelidir artık.

BİR “AMA”NIN ARDINDAKİ DERİN YALNIZLIK

“İnsan insana lazımdır, ama insan insana…”

Bu “ama” o kadar çok şey söylüyor ki… Bu “ama”nın içinde kırılmışlıklar var, tükenmişlikler var, ihanetler var. Bu “ama”nın içinde umutlar da var, hâlâ iyilik bekleyen yürekler de

Ve insan insana hem ihtiyaç hem sınav. Kimimizin en büyük iyiliği olmuşken kimimizin de en büyük acısı olmuşuz. Bu yüzden belki de ilk önce şu soruyu sormalıyız kendimize: “Ben nasıl bir insanım başkaları için? Bir yük müyüm, yoksa bir yoldaş mı?”

KENDİNDEN BAŞLAMALI İNSAN

Bazen dünyayı değiştirmeye çalışırken unuturuz: Asıl değişim bizden başlar. İyilik, şefkat, merhamet ve sabır… Tüm bu değerler ancak insanın içinden taşıyabildiği sürece bir anlam kazanır. Ama ne yazık ki, insanlık kendi içindeki yangını söndüremeden başkalarının ateşine su taşıyamaz. Kendini onarmayan bir insan, başkasının yarasını saramaz. Oysa bizler, önce kendimizi iyi etmeliyiz ki başkalarına ilaç olabilelim. Kendini aşamayan insan, başkasına yoldaş olamaz. Ve bu yüzden insan, her şeyden önce kendi kalbinde başlamalıdır insan olmaya.

Ne yazık ki bugün dünyada insan, insana ne çözüm ne ilaç ne de yoldaş olabiliyor. Çünkü insan, insanın yükünü yüklenmiyor artık. Mazlumun çığlığına kulak vermek yerine, “bana ne” diyerek sırt çeviriyor. Aç kalan çocuklara, savaşta ölen bebeklere, sokakta üşüyen yaşlılara, göz göre göre ölüme terk edilen insanlara sadece ekran başında üzülüyormuş gibi yapıyor. Gerçekte ise onları sadece yük olarak görüyor. Sanki onların acısı kendisine fazlalıkmış gibi, rahatsızlık veriyormuş gibi… İnsan, insanın yükünü yüklenmeyi bırakınca, aslında insanlığını da geride bırakıyor.

İşte tam da bu yüzden insanlıktan çıkıyoruz. Çünkü insan olmanın ölçüsü sadece konuşmak değil, taşımaktır. Acıyı, sevinci, umudu, sorumluluğu… Tüm bunları paylaşmadıkça insan olamıyoruz. Gölge etmekten başka işe yaramayan hayatlar birikiyor etrafımızda. Ve biz, birbirimize sadece bakıp geçerken, gözlerimizin içine bakmadan yaşayıp giderken insanlığımızı kaybediyoruz. Şairin veciz sözleriyle bitireyim:

“Bir insan, bir insana ‘iyi ki varsın’ diyebiliyorsa, bu dünyada her şey yolunda demektir.”

O hâlde biz, birbirimize bu sözü söyleyebileceğimiz kadar insan olalım.

SAYGILARIMLA!