Tarihin hiçbir döneminde Müslüman’a ve İslam’a hakaret, bu kadar aleni ve hadsizce yapılmamıştı.
Tarihin hiçbir döneminde Müslüman’a ve İslam’a hakaret, bu kadar aleni ve hadsizce yapılmamıştı. Tarih kitaplarının tespitine göre insanlığa yapılan en büyük zulüm olan Moğol İstilası’nda bile bu dine ve mensuplarına bu denli alçakça hücum edilmemiştir.
Bir vakit televizyona çıkıp İslam’a aykırı sözler söyleyerek şebeklik yapan bir profesör vardı. Kendisine neden böyle konuştuğu sorulduğunda: “Ne yapayım, bu kadar senedir üniversite hocalığı yapıyorum, öğrencilerimden başka kimse beni tanımıyordu. Böyle aykırı konuşmaya başlayınca hem meşhur oldum hem de çok para kazandım.” diye cevap vermişti. Şimdi meşhur olmak ve para kazanmak için kullanmaya çalıştığı o dinin sahibinin huzurunda, yaptıklarının hesabını vermekle meşgul kendileri.
Her nedense İslam’a ve onun temsilcisi Hz. Muhammed’e (asm) hakaret etme işini, en çok da ilahiyat fakültelerindeki sözde öğretim görevlileri üstlendi bugüne kadar. Bunlar, İslam karşıtı çeşitli örgütlerin, kuruluşların ve ülkelerin özel yetiştirip dini eğitim veren kurumlarımıza soktukları özel ajanlardır.
Bunların Fransız dedeleri de tarih boyunca aynı kinle İslam’a hakaret etmeyi kendilerine görev saymışlardı. Fransız Yazar Voltaire, Fransız Akademisi Üyesi Henri de Bornier gibi hadsizlere, haddini Sultan Abdulhamid Han bildirmişti. Çok yakın bir geçmişte de İsveçli Karikatürist Lars Vilks, İslam’a düşmanlığını çirkin karikatürlerle ortaya koymuş ve nihayet trafik kazasında yanarak hesap vereceği âleme gitmişti.
Haydi bunlar halk tabiriyle aleni gâvurdu da adı bizden olan gâvurcuklara ne diyelim? İşte son örneği Yıldız Teknik Üniversitesinden, Uğur Kutay denen şahıs. Bu hadsiz, bütün insanlara kendi aynasından bakıyor olacak ki o en güzel ahlakta yaratılan Hz. Muhammed (asm) efendimize o mel’un dilini uzatmaktan geri durmamış.
E tabi biz aşırı özgürlükçü bir ülkeyiz ya!..
Hani bizde herkes düşüncesini açıkça dile getirmekte serbest ya!..
Ceza kanunlarımız da buna açıkça davetiye çıkarıyor ya!..
Yani mesela ben bu adama “ş….siz, na…suz, ha…siz, al…k, s…pık” gibi sözlerle hakaret etsem 3 aydan başlayıp 2 yıla kadar ceza isterler bana. Ama bu şahıs, âlemlere rahmet olarak gönderilen o ahlak timsali zata ağza alınmayacak sözler sarf ediyor ve hakkında dava açılsa bile 6 aydan 1 yıla kadar yargılanacak. Oldu mu şimdi? Yakıştı mı bin sene İslam’a bayraktarlık yapmış olan bir millete? Yok azizim yok, bunun gibi yaratıklara bin sene ceza da verseler, bizim kutsalımıza yaptıkları hakaretin bedeli olamaz bu ancak Müslüman’ın gözünde, bak devletim benim kutsalımı koruyor imajını oluşacak. Bu da az bir şey değil. Zaten onlar inanmasa da azabın, cezanın büyüğü ve aslı onları bekliyor. Onlar: “Keşke toprak olsaydım.” (Nebe-40) diyecek kadar şiddetli bir azabın içinde bulacaklar kendilerini. Lakin biz Müslümanlar da uğruna kâinatın yaratıldığı Peygamberimize yapılan alçakça hakaretler karşısında susacak değiliz.
İşin en kötü taraflarından biri de böyle lağım kusan insanların hâlâ üniversitelerde ve ortaöğretim kurumlarında çocuklarımızın karşısına öğretmen ya da öğretim görevlisi sıfatlarıyla çıkıyor olmasıdır.
Çirkef fikirlerini, daha doğrusu İslam düşmanlıklarını bu şekilde hadsizce kusan bu yaratıklar, kim bilir girdikleri sınıflarda çocuklarımızın beyinlerine hangi sapıklıkları şırınga ediyorlardır…
Bir insanın kişiliğini, iş hayatını, davranışlarını eleştirebilirsiniz; tabi ölçüyü kaçırmadan…
Siyasetçileri, siyasi projeleri eleştirebilirsiniz; tabi yapıcı olarak…
Öğrencinin ders çalışma şeklini veya programını eleştirebilirsiniz; tabi daha iyiyi göstermek için…
Lakin eleştirdiğiniz hiç kimsenin şahsiyetine, onuruna, namusuna dil uzatamazsınız. Bunu yaptığınız takdirde o eleştiri olmaz, kin ve nefret olur. Tabi karşılığını da en az sarf ettiğiniz laflar ölçüsünde alırsınız.
Hele eleştirmek adı altında o lağım kokan ağzına aldığın laflar, her asırda iki milyar mensubu olan Son Hak Dinin Elçisi Hz. Muhammed (asm) a yönelik ise senin ağzının payını vermek zorundadır o dinin mensupları.
Sözü olan sözüyle, kalemi olan kalemiyle, hukuk ilmi olan hukuk yoluyla, siyer ilmi olan tarihsel gerçekleri aktarmakla ağzının payını verecektir. Bu çirkeflikleri yapanlara kalben buğzetmek ise imanın en zayıf derecesidir. Bunun altına düşmemeye gayret etmek gerekir.
Tabi devlet de insanların inançlarına, kutsalına hayvandan bin kat aşağı seviyede saldıran o mel’unlara hukuk çerçevesinde bildirmeli haddini. Hukuk, bunlara haddini bildirmek için yeterli izni vermiyorsa yeterli izni verecek ölçütlere ulaştırmalı o hukuku. Aksi halde Allah muhafaza etsin, önü alınmayacak hareketlere meydan verir devlet. Zira Müslüman, kargaşa çıkmasın diye kendi onuruna bile yapılan hakaretlere son raddeye kadar sabredebilir ama peygamberine, dinine, kutsalına yapılan hakaretler karşısında bu kadar sabırlı olmaz, olamaz.
Adalet Bakanlığını, gereken hukuki işlemin yapılması hususunda; Milli Eğitim Bakanlığını okullarda kutsala saldıran öğretmen barındırmaması hususunda, YÖK Başkanlığını üniversiteleri gerçek bilim adamlarıyla süslemesi hususunda ve Sayın Cumhurbaşkanım’ı da bu konuların takipçisi olması hususunda bir kez daha göreve davet ediyorum sıradan bir vatandaş olarak. Lütfen kimsenin bu milletin kırmızı çizgilerini aşmasına izin vermeyin. Siz bizden çok daha iyi biliyorsunuz ki bu yapılanlar provokasyondur. Bunun önünü kesecek olan da sizin hamlelerinizdir. Bu aziz millet, sizden bunu ivedilikle beklemektedir vesselam.