Ben olmasaydım deyip başa kakılan ve sen olmasaydın deyip minnet duyulan şeyler arasında çok büyük fark olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak ikisinde de mutlak olan şey ölçüsüz övgüdür.
Kendine ya da başkasına yapılan aşırı övgü birçok dinde ve kültürde hoş karşılanmaz. Nitekim dinimizde de öyle. Üstelik övmek ve övülmek İslam’da yaratıcıya mahsus bırakılarak, bu öğreti her gün defalarca tekrar ettirilir!
Ölçüsüz övgü karşılığında para pul makam mevki vs. gibi maddi menfaatlerine dillerini hal ve hareketlerini meze yapan dalkavukları gördükçe artık şaşırmadığımı gördüm ve kendi adıma çok üzüldüm.
Şaşkınlık olağan akışın dışına çıkılınca yaşanması gereken bir duygu durumudur. Keşke şaşırmaya devam edebilseydim.
Biraz düşününce şaşkınlığın ben de yerini meraka bıraktığını fark ettim.
Neyi mi merak ediyorum? Birkaç örnek vereyim:
İşyerinde patronun arkasından sinkafsız ancak sinkaflıdan daha etkili konuşan çalışanların patronu görünce vardıkları noktanın rüku olması aslında şaşılması gereken bir durum ancak bu durumda şaşırmak yerine bu iki duruma da şahitlik eden insanlarla göz göze geldiklerinde hissettikleri duyguyu merak ediyorum.
Eşlerine çocuklarına yapmadıkları güzellemeleri patronlarına amirlerine yapanların evlerine döndüklerinde eşlerinin gözlerine, çocuklarının yüzlerine nasıl bakabildiğini ayrıca bakarken neler hissettiklerini merak ediyorum.
İçerisinde bulundukları ve memnun oldukları durumu biraz daha uzatabilmek için ya da mevcut durumu biraz daha koruyabilmek için kutsal değerlerini ayaklar altına alırken kutsal değerlerden konu açıldığında nasıl da ahkam subayı kesilebildiklerini merak ediyorum…
Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın…