Oturdum klavyenin başına. Aklımda bir sürü konu vardı. Bu hafta da bunu yazayım diye. Aklıma gelen hiçbir konuyu yazamadım. İçimden gelmedi. Elim klavyeye gitmedi.

Monitördeki boş sayfaya baktım durdum.

O kadar şehidimiz varken ne yazabilirdim?

Gencecik Türk evlatları toprağa verilirken zaman hiçbir şey olmamış gibi akıp gitmemeliydi.

Ne yazarsam yazayım, bağrı yanan şehit babasının sessizliğine, yüreği yangın yerine dönmüş annenin vatan sağ olsun feryadına saygısızlık edecekmişim gibi hissedecektim.

Her biri ahkam uzmanı olmuş terör uzantısı siyasilerin varlığına yine içerlendim. Bunları milletin meclisinden uzaklaştırmak bu kadar zor olmasa gerek.

Elbette biliyorum: bunları meclisten çıkarmak terörü bitirmeyecek. Ancak vatan aşkıyla yanan yüreklere az da olsa bir su serpecektir.

Şehit bacısına küfreden ahlaksızı kadrolarından arındırmak çok mu zordu?

Terör elebaşlarına gönderdiğiniz selamlar yerin dibine batsın.

Gazi hastanelerine fıtığınız için gittiğinizde, vatan için uzuvlarını kaybetmiş gençleri görünce hiç mi utanmıyorsunuz? Çok merak ediyorum.

Bir anne baba olarak evlatlarınıza sarılırken şehitlerin anne ve babaları gelsin aklınıza.

Gece yarısı kalkıp evladınızın üstünü örtmeye giderken şehidin annesini düşünün. Şehit annesi oğlunu buz gibi toprağa verdi ve onu bir daha ısıtamayacak.

Doğmamış şehit çocuklarını, hayalleri yarım kalan şehit eşlerini unutmayın.

Asker selamı ile her şeyden habersiz babalarını uğurlayan minik yavruları düşünün.

Şehitlerin yarım kalan yuva kurma hayallerini düşünün.

Düşünün de utanın.

Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın…