Amerikalı iş adamı, Çinliyle alay ederek sormuş; “Mezarlarınıza koyduğunuz pirinçleri, ölüleriniz ne zaman yiyecek?”

Amerikalı iş adamı, Çinliyle alay ederek sormuş;

“Mezarlarınıza koyduğunuz pirinçleri, ölüleriniz ne zaman yiyecek?”

Çinli, başını kaldırmadan cevap vermiş;

“Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.”

Bazen kibirli cümleler kurarız hepimiz. Kibrimizin kaynağı lafımızın büyüklüğünü besler.

Ne ile karşılaşacağımızı bilmeden konuşuruz. Çünkü lafımızın üstüne laf söylenmez! Alıştırılmışız…

Freni boşalmış kamyon gibi sağa sola çarpa çarpa ilerleriz. Bir yerde duracağız elbet. Durdururlar!

Kendi alanımızda satır satır yazdığımız başarı hikayelerine bir başkasının nokta koyması zorumuza gider.

İhtiyatlı konuşmak da yarar var.

Daha güçlüsünün olabileceğini aklımızdan çıkarmamamız gerekir.

Alay konusu olmak için benliğimize ihtiyacımız yoktur.

Dilimiz yeter!

Sözün gücüne inanmaz isek gücün sözü karşısında ezilmeye mahkum oluruz.

Söz ağzımızdan çıkana kadar bizim esirimizdir. Ağzımızdan çıktıktan sonra biz sözün esiri oluruz!

Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır.

 İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir.

Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa; “Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem!” der.

Bu sözün üzerine Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin bir şekilde; “Ben çekilirim.” der.

Bazen de böyle basit bir manevra ile kibir kalemizi yıkıp üstünden geçerler.

Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın…