Psikolojide bir kavram var, bütün canlılar için geçerli ve manipüle edilmesi gayet basit bir durum. İnsanların potansiyeline ket vuran, çözebileceği, aşabileceği engelleri zorlaştıran bir kavram; öğrenilmiş çaresizlik. Birçoğumuzun farkında olmadan yaşadığı, bizi kendi kurduğumuz demir parmaklıklar ardına iten bir hadise. Tam anlamıyla insanların kendi kendilerine pranga vurdukları ve bütün potansiyellerini zincirledikleri, ciddi depresyonlara neden olan bir kabulleniş bu.
Konu hakkında hali hazırda birçok deney ve uygulama yapılmış. Hayvanların öğrenilmiş çaresizlik ile kendilerini zihin hapishanelerine kilitlediklerine tanık olunmuş. Ve anlatınca illaki bir yerlerden tanıdık gelecek.

Bu durumun açıklanması ve deneyler sonucunda ortaya çıkması İvan Pavlov ile başlıyor. Ünlü ilk deney ise “Pavlov’un köpeği” diye adlandırılıyor. Kısaca söz etmek gerekirse Pavlov bir tıpçı ve hayvanların koşullar sırasında ortaya çıkardıkları salgılar hakkında bir çalışma yaparken durumu fark ediyor. Bir köpeğe yiyecek verirken zil çalıyor ve köpek klasik koşullanma ile yemek ile zili bağdaştırıyor. Aralarında hiçbir ilişki bulunmasa da bu duruma alışan köpekler, her zil çalındığında salya akıtıyor ve yemek bekliyor. Duydukları zile koşullanan köpekler yine aynı sonucu düşünerek yemek bekliyor.

Bu koşullanma kavramından sonra ise öğrenilmiş çaresizlik tam yerine oturuyor. Koşullanmaya hazır olan canlı, belirli bir arayıştan sonra kabulleniş aşamasına geliyor. Bu kabullenişten kurtulmak ise zannedildiği gibi kolay atlatılamıyor.
Devasa büyüklükteki filler bile bu psikoloji ile hapsediliyor. Yakalanan yavru filler kalın bir zincir ile bir kazığa bağlanıyor. Zincir yavru fili tutabilecek güçte ve fil ne yaparsa yapsın bu zincirden kurtulamıyor. Her mücadelesinin karşılığını acı çekerek, zincirden zarar görerek alan fil bir süre sonra zincire gücünün yetmeyeceğini kabul ediyor ve bu duruma koşullanıyor. Kısa bir süre sonra ağırlığı tonlara ulaşan fil yine aynı zincire bağlı yaşıyor. Tek hamlesinde zinciri kırıp atabilecek güçteki fil herhangi bir çaba sarf etmiyor ve ömrünün sonuna kadar hiçbir etkisi olmayan zincirlere bağlı yaşayıp gidiyor. Öğrenilmiş çaresizlik karşısında özgürlüğü elinden alınmış, gücünü ve potansiyelini göremeden kalıplar içerisinde yaşamayı kabulleniyor.

Biz insanlar olarak onlardan daha fazla kalıplar altına kendimizi hapsediyoruz. Her acı tecrübeyi bir daha aşılamayacak bir engelmiş gibi aklımıza kazıyoruz. Bu konu hakkında araştırmalarda bulunan bir doktorun da dediği gibi; “Bir şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu kanıtlamak üzerine çalışır. Yapabileceğinize inandığınızda ise çözüm için çalışmaya başlar.”