Zan asla gerçek bilginin yerini tutamaz ancak bizler zanla hareket etmekten bir türlü vazgeçemiyoruz. Çünkü şeytana avukatlık yapmak bizim isimiz. Bir konu hakkında sebep sonuç ilişkisi kurulacaksa en iyi biz kurarız! Başka insanlar hakkında atıp tutarız. Başka milletler hakkında atıp tutarız. Başka devletler hakkında atıp tutarız. Biri kalkıp bize bir laf ettiğinde de feryat figan ederiz.
Ne oldu efendiler? Açıklama yapıyorsunuz kimse anlamıyor öyle değil mi? Hakkında ahkâm kestiklerimizin açıklamalarına da biz itibar etmiyorduk! Nasılmış?
"Gözle görebildiğimiz" sosyal, kültürel, ahlaki, dini her türlü anlayışı ayıplıyoruz. Çok sürmüyor, ayıpladığımız hangi mevzu varsa kendimizi de içinde buluyoruz. Eeee, etme bulma dünyası! Ne diyelim?
Arapları Türk gibi anlamaya çalıştığımız her konuda yanılgıya düşüyoruz. Kadına Arapların baktığı gibi bakamayız. Ama bakıyoruz! Dinin sosyal olarak çökmüş bir Arap toplumu üzerinden evrensel bir mesaja dönüştürülmüş olmasını herkes anlamayacaktır. Herkesin anlamasını bekleyip kendimizi üzemeyiz. Hele gerginliğe hiç gerek yoktur.
Kitabın mesajı çok açık. Mesajın sahibi çok rahat. Bir genel tefsir de ben yapayım: "Arap yarımadasında bu tür problemler vardı. Şu şekilde çözmelerini önerdik. Sizde de benzer problemler olursa, onlara sunduğumuz çözüm önerileri ile siz de çözebilirsiniz. Bu problemler sizde yoksa pas geçin. Var da çözmek istemiyor musunuz? Çokta tın!" Biraz kafa açmak gerek.
Kur’an’ın 2000 yıl önce Vezir Tonyukuk'a indiğini düşünün. Ayet geliyor adil olmak şartı ile dörde kadar kadınla nikâhlanabilirsiniz, ancak bir kadınla yaptığınız evlilik daha hayırlı diye. Tonyukuk bu ayeti Göktürklere tebliğ etse, tek eşlilik anayasalarında olan, eşini aldatmanın cezası ölüm olan Türk toplumu nasıl bir tepki verirdi? Tonyukuk'u kim ciddiye alırdı?
Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın...