Geçtiğimiz hafta yayınlanan “Güzel bir akşam” yazımızın devamıdır…
Oktay ve karısı arkama saklanmış, ses çıkarmadan olayı anlamaya çalışıyor. Bu arada kapıcı bir dairenin kapısını açtı ve bizi buyur etti.
Kapıdan girince kocaman bir antre, Oktay'ın salonu kadar neredeyse.
-Antre biraz küçük mü ne? Dedim. Oktay manzarayı çaktı:
- Tabi ki ağabey, böyle küçük antresi varsa odalar nasıldır acaba, hadi çıkıp başka yere bakalım.
Mal sahibi telaşla, “Efendim odalar” falan, kem küm.
Odaları geziyoruz. Yayla gibi odalar.
-Odalar da çok küçük... Bu defa Oktay'ın karısı lafa karıştı.
-Bu odalara sığamayız demesin mi! ...o da işin farkında.
-Mutfak nasıl, karanlık mı?
-Mutfağımız geniş ve çok aydınlıktır efendim, penceresi bol...
-Hakikaten çok karanlıkmış... dedi Oktay bu defa
-Salon dediğiniz yer burası mı beyim?
-Evet
-Salon demeye şahit lazım kardeşim...
Her neyse dedim fiyatı ne kadar?
-2000 lira efendim... Oktay
-Çok hesaplı
-Ucuzmuş... dedim...
Ev sahibi bizim yağlı müşteri olduğumuza kanaat getirmiş olmalı ki, hanımına seslenip içecek bir şeyler getirmesini söyledi...
-Daha yemek yemedik, buradan yemeğe gideceğiz, dedim.
-Olur mu efendim biz öldük mü...
-Hanıııımmmm yemek hazırla...
Önce aperitifler ardından, nefis yemekleri yedik, üstüne kahveleri de içtik.
-Kirayı nasıl ödememizi istiyorsunuz, dedim.
-Üç yıllık peşin, yıllık 24000 TL, üç yıllık 72000 TL.
-Bir şey değilmiş, getir kontratı.
Ev sahibi kontrat kağıtlarını getirip hemen yazmaya başladı. Tam dairenin ne maksatla kullanılacağı bölümüne ikametgah yazacakken, “Durun!” dedim.
-Biz burayı ikametgah olarak kullanmayacağız.
-Anlamadım... peki ne olarak kullanacaksınız?
-Çöpçatanlık yapacağız...
-Rica ederim efendim, olur mu?
-Ne ricası kardeşim, sana vereceğimiz para ev de oturmayla çıkar mı?
-Olmaz...dedi.
Biz de çıktık, yemeğimizi de yemiştik, kahvemizi de içmiştik, gülmek de cabası.
Oktay ve hanımı yolda gülmekten katılıyorlardı.
-Güzel bir akşam yaşadık ağabey,teşekkürler...
-Haftaya yine gidelim mi???