Öyle herkes taksiye binemezdi. Belli insanlar evine taksi çağırır, işine taksiyle giderdi. Taksi durağı arandığı zaman da öyle uzun uzadıya adres tarifi yapılmazdı. ‘Ben ....falanca, benim eve bir taksi gönderin’ demesi yeterli olurdu. Çünkü şehir hem küçüktü hem de herkes birbirini tanır ve evini bilirdi.
Altmışlı yıllarda benim hatırladığım, bir tek taksi durağı vardı Malatya'da...
Eski Belediye Binasının yan tarafında, yolun her iki yanına dizilen, 58 model pileymutlar, 56 şevroleler, kadillaklar, vb gösterişli Amerikan arabaları.
Daha ticari taksilere, sarı renk zorunluluğu getirilmediği için, tepelerinde de taksi levhası olmadığı için, renk renk araçlardan oluşan sadece yan tarafındaki sarı siyah damalardan taksi olduğunu ayırt edebildiğiniz, filosuyla Ersan Taksi...
O zamanki şoförlerin en büyük özelliği "Üçgen oturma" larıydı.
"Üçgen oturmak" sanıyorum yalnız Malatya'da kullanılan bir tabirdi. Mesela buna Elazığ'da "yanpeş" oturmak denirdi.
Her neyse bu tabiri yeni yetme çağaların bildiğini sanmıyorum. O dönem yukarda saydığım o devasa arabalara, üçgen oturarak, yirmi kilometre hızı geçmeden, pikabın sesini de açarak, Fahri Özyıldırım'ın "ev süpürür toz eder, alında yürü, salında yürü" türküsüyle, müşterisine "Konfor" yaptıran şoförlere rastlardınız.
Şimdi yeni yetme çağaların, ‘bu konfor yapmak da nemenem bir şeydir!’ dediğini duyar gibiyim.
Gençler için kısaca anlatayım;
O zamanlar çoğu kimsenin arabası yoktu, fakat insanlarda arabaya binme arzusu had safhadaydı. Bunun için insanlar bu arzularını, arabanın arka sağına oturup, müzik dinleyerek, iş için değil, sadece zevk için bir şehir turu atarak gidermeye çalışırlardı. Bunun adına da “konfor yapma” denirdi.
‘Pekiii, arabaya bu kocaman pikabı nasıl koymuşlar?’
Diyen yeni yetme çağaları duyar gibiyim.
Öööf onu da babanıza sorun o anlatsın!
Konfor yapmanın olmazsa olmaz kuralları vardı. Bir kere müziksiz konfor yapılmazdı. Hız yirmi kilometreyi geçerse o konfor, konfor sayılmazdı. Şoförün üçgen oturup, müşterisiyle göz teması kurarak sohbet etmesi olmazsa olmazdı, bunu her şoför beceremediği için,
-"Yav şoför Mamo çoğh güzel gonfor yaptırıyı"diyerek şoför seçimi yapılırdı.
Konfor Ersan Taksi önünden başlar, önce mutlaka kanal boyunda bir veya iki tur atılır, oradan bir hastane turu, oradan ver elini Vali Konağı’ndan İstasyon ve İstasyon’dan bir "u" dönüşü yapılarak, Sümerbank, Sıtmapınarı, Dörtyol, güzergahları takip edilerek çarşı!!! da son bulurdu.
Şöförlere;
-"Yahu niye beyle üçgen oturuysunuz?" denildiğinde
-"Ağabeg beyle daha az benzin yağhıyı" derlerdi.
En iyi üçgen oturan şoför "Gımılı Mehmet" lakaplı şofördü. Biraz tarama özürlü olduğu için, saçının sol tarafını uzatır ve onu komple alır sağ tarafa yapıştırırdı.
O kadar üçgen, o kadar yan otururdu ki neredeyse dik üçgen! olur, sol tarafı hiç görmez, arabanın solundaki kaldırımdan geçenler de onun yüzünü değil, ancak sırtını görürlerdi.
Şoför tarafındaki dışaynaya hiç ihtiyacı olmazdı, çünkü görmesi imkansızdı. Ayna onun için bir aksesuardı, göstermelikti, ona lazım olmazdı.
Onun gözü sanki taksimetredeydi. O dönem taksimetreler arabanın sağ ön tarafındave dışarıdaydı.
Yeni yetme çağalara, taksimetrelerin aracın dışında ve kocaman bir alet olduğunu hatırlattıktan sonra gelelim o günkü şoförlere.
Ersan Taksinin sahibi de olan Gımılı Mehmet, Sinek Nuri, Gabağh Ahmet, Çelem Nevzat, Palolu Zeko, Şibili, Torpağhçı Hacı ve diğerleri…
Ölenlere rahmet olsun...
Bunların hepsinin ortaközelliği de çok güzel üçgen oturmaları! ve çok güzel gonfor! yaptırmalarıydı...
Eski bir geleneğimizi ve taksicilerimizi hatırlatmak istedim...
Selam olsun Malatya'mın güzel insanlarına...