Fitne, zihnimizde olumsuz duygular çağrıştıran bir kelimedir.Kargaşa, karışıklıkve kaos demektir.
Fitne, zihnimizde olumsuz duygular çağrıştıran bir kelimedir.Kargaşa, karışıklıkve kaos demektir.
Ey Yüce Rabbim! Bizleri İslam’la şereflendirdiğin gibi fitnenin her türlüsünden muhafaza eyle!
Arapça da bu kelime farklı manalar içermekle beraber; Türkçede kullandığımız şekli ile fitne; “gizli, üstü kapalı, ‘suret-i haktan görünen’ birtakım söz ve eylemler ile kargaşa çıkarmak, insanları birbirine düşürmek, bu amaçla çeşitli girişimlerde bulunmak” demektir.(Türk Dil Kurumu Sözlüğü)
Bu topraklarda asırlardır yaşayan insanlar olarak bu tanım bize ne kadar da tanıdık geliyor, öyle değil mi? Ne demişti İbni Haldun “coğrafya kaderdir”. Demek ki kaderimiz atalarımızın ki ile aynı.
Bereketli ve tarihi değeri olan bu topraklara sahip olmak isteyenlerin içimize soktuğu fitneler dün de vardı bu gün de var, yarın da olacaktır.Ve biz dün olduğu gibi bugün de yarın da ruhumuzun mekânı olan İslam’ı ve bedenimizin mekânı olan vatanımızı kaybetmemek için mücadele etmek ve uyanık olmaz zorundayız.
Çünkü bizim çok kırılgan fay hatlarımız var. Küçük bir dokunuşla deprem etkisi yaratan faylar! Geçmiş de yaşadığımız depremlere bakalım. Ne zaman gelişmeye kalksak fitne uykusundan uyanır.
Bir dokunur; dindaşlarımızla, ırklarımızdan dolayı savaşırız. “Türk, Kürt, Arap, Çerkez” diye
Bir dokunur; fikirlerimizden dolayı savaşırız “sağcı-solcu” diye
Bir dokunur; ırkdaşlarımızla savaşırız, “Alevi- Sünni” diye
Bir dokunur; ideolojilerimizden dolayı savaşırız, “laik-anti laik” diye
Bir dokunur; kıyafetlerimizden dolayı savaşırız, “örtülü- açık” diye
Bir dokunur; siyasi parti tercihlerimizden dolayı savaşırız, “şucu- bucu” diye
Bir dokunur; tercihlerimizden dolayı kavga ederiz, “Aşı karşıtı olanlar ve olmayanlar” diye
Sıradaki gelsin…Allah muhafaza!
“Bizden geçti evlat” diyor bir ihtiyar, kendisine mikrofon uzatan bir gence. Yalvaran gözlerle devam ediyor. “Ben gidiciyim siz gençler için endişeleniyorum.Belki bana dokunmaz.Ama size dokunur.Ne olur ülkemize kurulan tuzaklara karşı uyanık olun.”
Evet yarım asır yaşayan bizim nesil bu fitneleri görerek yaşayarak tecrübe etti. Ama yeni nesil öyle mi? İnsan tecrübe etmediği bilgiyi öğrenemez miş. Nasıl anlatabiliriz hakikati? diye düşünürken son zamanlarda İzlenme rekorları kıran “Sguid Game” adlı bir dizi ile karşılaştım. İçerisinde şiddet barındırsa da felsefesi çok güzel.Tam da onların anlayacağı bir dilde, bir oyunla; küresel güçlerin kendi kendilerini yönetemeyen ülkeleri hangi ayak oyunları ile nasıl ele geçirdiklerine dair ufuk açıcı mesajlarla anlatan bir film. İnşallah o gençler bizden daha hızlı uyanırlar.Rabbim o sömürge zihniyetinin sonunu kendi elleri ile yaptıklarından getirsin.
Şimdi bizim neslin bile bilmediği gerçek bir hikâye anlatalım. Bir fitne hikayesi. Ruanda Soykırımı
Ruanda bir Afrika ülkesidir ve 1. Dünya savaşından sonra Emperyalist Batının sömürgelerinden biri olmuştur. Halkı siyahidir ve yönetim Birleşmiş milletlere bağlı olarak çalışır.Sadece karınlarını doyuracak bir parayla ağır işlerde çalıştırılan zavallı Ruanda halkıkendilerini bekleyen tuzaktan habersizdir.
Onları birbirine düşürmek ve doğal kaynaklardan daha fazla faydalanmak için vahşi Batı bir plan yapar. Aynı ırktan ve akraba olan bu insanları ayrıştırarak onlara iki ayrı kimlik verir. Uzun boylu ve güzel olanların kimliğinde “Tutsi” kısa boylu, şişman, çirkin olanların kimliğinde “Hutu” yazılıdır artık. Yıllarca onları farklı bir ırktan olduklarına inandırıcı politikalar uygularlar.
Fitne başarılı olur. Halk iyice birbirlerinden ayrışır ve birbirlerine düşman olmaya başlarlar.Bir sonraki adım % 90 ı şişman ve kısa boylu (Hutu) olan bu halkın yönetimini sadece % 10 u olan uzun boylu, güzel olan (Tutsi)lere bırakmak olur. Hem çirkin olarak kabul edilmek hem de güzellerin yönetimi devralması bu çoğunluğu iyice çileden çıkarır.Sayıları az olan Tutsi’ler ise Batının desteği ile hem eğitilir, hayat standartlarını daha yükseltilir hem de kamunun her alanında görev alırlar.
Derken zamanla şişman ve çirkin (!) olanlar bir terör örgütü kurarak yönetime ayaklanır ve bir iç savaş başlatırlar. Batı bu defa bunları destekler, silahlandırır.Yönetimi ele geçirince akrabaları olan Tutsi’leri öldürmeye başlarlar.20 bin ila 100 bin arası insanı katlederler. 160 bin kişi ülkelerini terk etmek zorunda kalır ve başka ülkelere sığınırlar.
1980 lere gelindiğinde ise dışarda örgütlenen zayıf ve uzun boylu olanlar ülkeyi yeniden ele geçirmek için silahlı örgüt kurarlar. İçerdekiHutular ise onlarla savaşmak için silah bulamaz Çin’de satır ve sivri uçlu soplar ihraç etmeye başlarlar.
Takvimler 6 Nisan 1994 ü gösterdiğinde ise dünyada eşi benzeri görülmemiş bir katliam yaşanır. Bu iki akraba olan halk 100 gün boyunca birbiriyle savaşır. Bu süre içerisinde 800 bin insan vahşice satırlarla doğranarak öldürülür. Hem de dünyanın gözleri önünde. Kimse müdahale etmez. Bu arada Birleşmiş milletler kendi askerlerini ülkeden çıkararak birbirlerini rahat rahat öldürmelerine fırsat verir.
İşte hikâye bu. Daha fazlasını görmek ve okumak için Google amcaya sormanız yeterli
Fitnelere uyanık olmak dileğimizle Kur’an-ı Kerim de bize öğretilen bir dua ile bitirelim.
“Ey Rabbimiz, bizleri ve önceden iman ederek bizleri geçmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve gönüllerimizde, iman etmiş olanlara karşı kin tutturma! Ey Rabbimiz, şüphe yok ki, Sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin!” (Haşr 10)