Son yıllarda en çok karşılaştığımız cümle...

Nerede o eski bayramlar...

Yahu! yapmayın bayramlar yine eski bayramlar da insanlar eski insanlar mı?

Çocuklar, özellikle çocuklar eski çocuklar mı?

Tabi ki değiller, değişenler bizleriz suçu bayrama atmanın gereği yok!

Şimdi ki çocuklara bayram harçlığı olarak leblebi şekeri, balon veya bozukluk verdiğinizde nasıl bir tepki gösterirler acaba?

Bizler ellerini öptüğümüz büyüklerimizden şeker, leblebi, balon veya bozukluk alan son nesildik herhalde. Hiç de gocunmazdık ve çok da mutlu olurduk. Aldığımız bozuklukları biriktirip Yeni Melek Sineması’nın 10.30 matinesine girip arka arkaya üç film seyreder ve öyle mutlu bir şekilde eve gelirdik ki anlatamam.

O dönem, televizyon yok, çizgi film hak getire, cep telefonları yok, "lep top..!", "ayped..!" hiç yok, ne vardı peki;

Dostlara gönderdiğimiz, içimizden gelen sevgi sözcüklerini yazdığımız manzara resimli tebrik kartları vardı.

En ufak bir şeyden mutlu olduğumuz için bayramlar bayram gibi kutlanırdı. Şimdi ki çocukların yedikleri önünde yemedikleri arkasında ama hiç bir şeyden mutlu olmuyorlar.

Bir kere bayramda tatil yapma diye bir kavram yerleşmemişti henüz. Bırakın tatil yapmayı, gurbette olanlar mümkün olduğunca sıla-ı rahim yapmaya çalışır ve mutlaka ebeveynlerinin yanında bayramı geçirmeyi arzularlardı.

Çocuklar için bayram, bayramlıklar alınınca başlardı. Şimdi olduğu gibi, öyle senenin her ayında veya istediğiniz anda giysi, ayakkabı alınmazdı. Bayramlar bizim için harçlık, giysi ve ayakkabı demekti. İhtiyaçlar biriktirilir ve bayramda karşılanırdı. Üstümüze göre hazır elbise bulmamız mümkün olmadığı için elbiseler mutlaka diktirilirdi. Provaya çağırıldığımız zaman da mutluluğumuz tavan yapardı. Aldığımız ayakkabıyla yattığımız, yastık altında sakladığımız çok olmuştur.

Bayram namazına gidişle bayram da resmen başlamış olurdu. Bayram namazında biz çocukların en sevdiği bölüm imamın bayram namazını anlatışı olurdu. "Allahüekber deyip elleri salarsınız biiir, Allahüekber deyip elleri salarsınız ikiiii, Allahüekber deyip elleri salarsınız üüüç"... Kısaca da "Üç salla bir bağla " demesi hoşumuza giderdi. Namaz bitiminde hocalar ve cemaat birbirleriyle bayramlaşırlar ondan sonra dağılınırdı. Namazdan sonra mezar ziyaretleri yapılır, ahirete intikal etmiş büyükler yad edilirdi. Biz bu kabir ziyaretini daha sakin olduğu için arefe günü yapardık.

Mezarlık dönüşü aile büyüğünün evinde tüm aile toplanırdı. Büyüklerin elleri öpülür, küçükler kucaklanır ve harçlıklar toplanmaya başlanırdı. Daha sonra sıra analarımızın yapımına geceden başladıkları yemeklere gelirdi. Malatya'da çok büyük bir kesim bayramda klasik kahvaltı yapmaz onun yerine "bayram yemeği" yerdi. Benim çocukken dört gözle beklediğim sahne bu yemek sahnesiydi. O bayram yemeği o kadar tatlı gelirdi ki anlatamam. Tadı hala damağımdadır. Bayram yemeği mönüsü evlere göre çeşitlilik gösterebilirdi. Ama baş yemek her zaman "kaburga dolması" ve tereyağlı pilav olurdu. Güle oynaya "gülüşügünen" yenen bayram yemeğinden sonra sıra yine analarımızın elleriyle açtıkları yufkadan yaptıkları cevizi bol baklavaya gelirdi, o da yendikten sonra diğer büyüklerin, akrabaların, komşuların bayramını kutlamak için ziyaretler başlardı. Şimdi bu ziyaretler yok denecek kadar azaldı. Ziyaretlerin azalması da insanların birbirinden uzaklaşmasına, birbirlerini anlamamalarına ve daha da ileri gidersek selam bile vermeye gerek duymayan bir toplum haline gelmemize sebep oldu.

Vah ki vah...

Üzülmemek elde değil.

Bayramınız mübarek olsun, Malatya'mın güzel insanları...

Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına...